NOT

NOT

  • 29 Mart seçimleri üzerine ‘soldan’ yapılan değerlendirmelerin çoğu, insanın aklına “ya bu seçimlerde sosyalist-devrimci demokrat güçler de, bir şekilde, girmemiş miydi?” sorusunu getirmiyor mu?


    29 Mart seçimleri üzerine ‘soldan’ yapılan değerlendirmelerin çoğu, insanın aklına “ya bu seçimlerde sosyalist-devrimci demokrat güçler de, bir şekilde, girmemiş miydi?” sorusunu getirmiyor mu? AKP’yle başlayıp AKP’yle biten değerlendirmeler, biraz da kendi gerçeğini öteleme refleksini içermiyor mu acaba? (Seçimin en önemli sonuçlarından birinin, DTP’nin bölge zaferiyle birlikte, AKP’nin gerilemesi olduğunu reddetmiyoruz elbette. Ve AKP’nin gerilemesi meselesinin de, Özgür Müftüoğlu’nun da 3 Nisan tarihli yazısında yaptığı ‘yükselen milliyetçilik’ vurgusunu ihmal etmeden okunması gerektiğini belirtelim. AKP’nin boşluğunu kimin doldurduğu da oldukça önemlidir.)
    Evet, biz de siyaset yapmıyor muyuz bu ülkede? Biz de müdahil değil miyiz ülke siyasetine? İçinde olmadığı bir süreci sadece izlemekle yükümlü gözlemciler olmadığımıza göre... Kaldı ki, herhangi bir gözlemcinin bile seçimlerden hareketle ‘sol’a ilişkin söyleyeceği birkaç sözü olmalıdır herhalde...
    Seçim sonralarında, alınan oyları es geçmek, hiç anmamak, devrimci siyaset yapmanın getirdiği bir içtihat mıdır yoksa! Bu es geçme halinin sıkıntılı bir duruma işaret ettiği açık değil mi? Ve gerçek de tam da oradadır işte! Es geçtiğimiz yerde gerçeğimiz durmakta, kendimizi atlamaktayızdır...
    Dolandırmadan söyleyelim ki, seçim sonuçlarının ‘bizlerle sınırlı’ anlamı, tam bir kayıt-dışılık durumudur. Her biri binde birlik-ikilik oranlarla bahse değer bir ölçek yoktur ortada. Gerisi bir yana, büyük şehirlerde, sanayi merkezlerinde tekerrür eden oy oranları yeterince uyarıcı değil midir?
    Devrimciyiz; kendimizi rahatlatacak gerekçeler keşfetmeye ihtiyacımız olmamalı. (“Oy önemli değil, emekçi evlerine girdik, emekçilerle yüzyüze geldik...” esprisine sığınabilir miyiz? Seçim dönemleri, kim emekçilerle yüzyüze gelmiyor ki? Burjuva-gerici partiler devasa olanaklarıyla bizden daha iyi yapıyorlar o işi. Bu, devrimciler, sosyalistler için özel bir meziyet olmuyor yani.)
    Gerçeğimizle birlikte, neysek oyuz! Ve gerçek dışında bir pusulamız da yoktur. Gerçeği kabullenmemenin siyasetteki karşılığı ise çoğu zaman siyaset dışı kalmaktır. Gerçek şudur ki; Türkiye’deki sosyalist-devrimci hareket, bu haliyle, toplumsal bir çekim merkezi olamamaktadır. Büyük siyaset tablosunda, bahse değer bir güç oluşturamamaktadır.
    Kim olursa olsun, gerekçe ne olursa olsun, seçimleri, geleceğe yönelik alternatif bir cephenin zeminine yönelik bir adım, bir olanak olarak değerlendirmemek, “hane nüfusunu” saymaktan öte bir anlam doğurmamaktadır. Komünist-sosyalist-devrimci (ne dersek diyelim) ya da “nitelikli oyların” tespiti durumundaki bu sayımın ise toplumsal ölçekli hiçbir anlamı olmamaktadır. Toplumsal ihtiyaca yanıt verilemiyorsa, toplumsal ölçekte anılmamak da kaçınılmaz oluyor. Bu hazin gerçek ne yazık ki bir kez daha görülmüştür.
    Hiç kimse, kendi durduğu yere sabitlenerek bu tabloyu değiştirme işinin altından kalkamaz. En azından yakın gelecek açısından bu böyle. Bir arayış içinde olmak, devinmek ve de denemek zorunludur. Bulunduğumuz yere çivilenip, sınırlarımızı zorlamak, kendimizi aşmak, çeperimizden taşmak kaygısı taşımıyorsak, hayatın gelip “vay sosyalist-devrimci kardeşim” diye keşfetmesini hiç beklemeyelim. “Kriz derinleşir, sınıf mücadelesi kabarır, bizi de öne çıkarır” türünden yaklaşımlar da, bu koşullarda, sadece iyi niyetli ama bir o kadar da öznel beklentilerdir.
    Kötü ya da yanlış şeyler mi söylüyoruz? Asla. Ama sadece doğru şeyleri söyleyip çağrılar yapmak yetmiyor. En azından, farkedilecek bir ‘gövde’ de gerekiyor. Söyleyenin emekçi kitlelerce farkedilmesi önemli. Söylediklerimizin ‘alıcı’ bulması için hatırı sayılır bir “cürmümüzün” de olması gerekmekte. Ne yazık ki böyle. Güç biriktirmek için taktik-stratejik ‘dolayımlar’ içerisinde olma ihtiyacı, bu seçimlerle, bir kez daha görülmüştür. Demokrasi ve emek eksenli olup da ortak paydaları dillendirip duranların bir araya gelmeleri gerçekten de elzem oluyor artık.
    Evet, emek ve demokrasi eksenli ‘sol’ alternatif olamamaktadır. Seçimlerden çıkarılacak bütün sonuçların bizim açımızdan en ‘kilit’ halkası bu olmalıdır.
    Tek başına, en azından seçimlerde, bir anlam ifade etmeyen bu ‘sol aritmetik’, çok daha etkin, çok daha kapsamlı politik kombinezonlara ön ayak olabilecek potansiyel ve birikime sahiptir. Sorun, sınırlarımızı zorlama sorunudur.
    Derdimiz budur.
    VEDAT İLBEYOĞLU
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.