MERCEK

MERCEK

  • Londra’da toplanan “dünyanın en gelişmiş ve gelişmekte diğerlerinden önde olan ilk yirmi ülkesi”nin hükümet ve devlet başkanları, dünya kapitalizminin derinleşen krizini “atlatmak” için, 1.1 trilyon dolarlık yeni bir “paket” açıkladılar. Bu “paket”in, “özellikle gelişmekte olan ülkelere yaradığı” ileri sürülüyor.


    Londra’da toplanan “dünyanın en gelişmiş ve gelişmekte diğerlerinden önde olan ilk yirmi ülkesi”nin hükümet ve devlet başkanları, dünya kapitalizminin derinleşen krizini “atlatmak” için, 1.1 trilyon dolarlık yeni bir “paket” açıkladılar. Bu “paket”in, “özellikle gelişmekte olan ülkelere yaradığı” ileri sürülüyor.
    Bugüne kadar ABD, Japonya, AB’nin Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve İspanya gibi ülkeleri başta olmak üzere kapitalist ülkelerin her birinde, hükümetler bankaların ve tekel işletmelerinin “kurtarılması” için çeşitli paketler açıkladılar. Bazı kaynaklara göre seferber edilen para miktarı 8-12 trilyon doları buluyor. Bu kez, “20’si bir arada” “küresel” müdahalede bulunuyorlar. Amacın, öncesinden de ilan edildiği üzere, “kriz hasarının ortadan kaldırılması için ‘ne gerekiyorsa yapılması” olduğu açıklandı. Müdahale kapsamında IMF kaynakları 750 milyar dolara çıkarıldı. Böylece IMF, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “gelişmekte olan ülkeler”in ekonomilerine müdahale programlarını daha rahat uygulayabilecek. “Zirve kararları”na ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’nın “önem verdiği talepler” renk verdi ve yükün bağımlı ülkelere aktarılması için ‘yolun daha fazla açılması’ önlemlerden biri olarak gündeme getirildi. Göstergelerden biri, Londra’da bulunan Başbakan Erdoğan’ın, IMF Başkanı Dominique Strauss Kahn ile “doğrudan görüşmelere yeniden başlamak” üzere anlaşmalarıydı. “Zirve” ile bağı kurulabilecek bir diğer açıklama, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından yapıldı. Ban Ki-moon, “Artan sosyal huzursuzluğun, büyük bir siyasi krize yol açmasından, güçsüzleşen hükümetlerin ve liderleri ile geleceklerine dair umutlarını kaybetmiş kızgın halkların ortaya çıkmasından..” endişe ettiğini, yoksul ülkelerin krizden “tehlikeli bir hızla” etkilendiğini, ve eğer “dünya genelinde bir iyileşme” sağlanamazsa,”insanlığın gelişimi noktasında korkunç bir felaketle” karşılaşma tehlikesinin doğmasından ve bazı devletlerin sonunun gelmesinden korktuğunu söyledi.
    Kriz ve “önlemler” gündemi daha çok meşgul edecek, bu kaçınılmaz. Kapitalist krizin rekabetin, kâr için pazarları denetleme ve pazarlara daha fazla mal sürümünün, aşırı meta üreteminin ürünü olması, “önlemler alınır”ken de etkisini gösteriyor. “Zirve”lerdeki kararlar ne olursa olsun emperyalistlerin kendi çıkarlarını esas almalarını sağlıyor. Ancak, kapitalizmin kâr için meta üretimi sistemi olarak varlığı koşullarında krizlerin kaçınılmazlığı, onların “ebediyen” sürecekleri ya da bir kez görüldüklerinde kapitalizmin sonunu getirecekleri anlamına da gelmiyor. Ya, Ban Ki-moon’un “endişe” ile belirttiği, sömürülen ve ezilen kitlelerin sosyal-siyasal patlamalarıyla yeni süreçlere doğru evrilir ya da kapitalist yasaların işlemesine uygun olarak bir zaman aralığında ve yine yük emekçilerin sırtına yıkılarak aşılırlar. Kapitalist yöneticiler ekonomiye devlet müdahalesiyle ve “zirve”lerde açıklanan ‘paket’lerle bu sürecin burjuvazi lehine yaşanması için çaba gösteriyor, krizin sistemin temel işleyiş mekanizmalarını tahrip etmesinin önüne geçmeye çalışıyorlar. IMF ile anlaşmanın yeniden gündeme getirilmesi ve çalışma ve yaşam koşullarını ağırlaştıran uygulamaların hükümetçe artırılmasının nedeni de aynıdır.
    ***
    Bu gelişmeler Türkiye işçi ve emekçilerini dolaysız etkiliyor. Seçim sonuçları ise, tüm yoksulluk ve yoksunluklarına rağmen, emekçilerin çok önemli bir kesiminin hala düzen partileri tarafından aldatılabildiklerini bir kez daha gösterdi. Milyonlarca emekçi, kendi çıkarlarının karşıtı politikaları savunan burjuva partilerine, kuşku yok ki “iş ve aş derdi”, insanca yaşama beklentisiyle destek veriyor. Bu partilerin sermaye çıkarlarını esas aldıkları ve emekçi düşmanı politikalara sahip oldukları kavrandığı oranda ve sermayeden bağımsız bir güç olma öz güveni kazanıldığında da, emekçiler kendi sınıf politikasına yönelebiliyorlar. Burada -sürecin kendiliğin nasıl geliştiği bir yana-, ileri işçi-emekçi kitlesi ve sınıf partisinin rolü devreye giriyor. Bu “rol”, önemi üzerine söylemle değil, pratik gerçekleştirilmesiyle anlam kazanıyor. Sürekli genişleyen, ana işçi havzalarında, işletmelerde ve emekçi semtlerinde güç-yaygınlık ve derinlik kazanan bir maddi büyüklüğe ulaştığı oranda umudu büyütme işlevi görebiliyor. Halk kitlelerinin baktığı, kendince irdelediği, değer biçip ya da mahkum ettiği bir ‘nesnel durum’dur bu. Kriz koşullarındaki işçi ve emekçilerin sermaye partilerine ve bizim cepheye ilgileri, birçok bağlantısı içinde çalışmamızın muhtevası ve yaygınlığı açısından da gerçek bir uyarıcıdır!
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.