YAZILAMA

YAZILAMA

  • Biz iflah olmaz solcular, kapitalizmin her şeyi metalaştırdığından bahsederiz sık sık. Her şeyi mallaştırır, desek daha doğru olur. En çok “mal”laştırmak istediği de biziz; yani düzenin çarklarını kol saatlerinin çarkları kadar kendilerine ait hisseden azınlık dışındaki hepimiz.


    Biz iflah olmaz solcular, kapitalizmin her şeyi metalaştırdığından bahsederiz sık sık. Her şeyi mallaştırır, desek daha doğru olur. En çok “mal”laştırmak istediği de biziz; yani düzenin çarklarını kol saatlerinin çarkları kadar kendilerine ait hisseden azınlık dışındaki hepimiz.
    Bunlardan şikayet ederken sesimizin tonunda etik bir şeyler vardır. Aşkı, arkadaşlığı, aile bağlarını, değerleri metalaştırır, deriz kapitalizm… Öyle de yapar. Ama bazen bunu söylerken, karşımızda sırf ahlaki düşkünlüğü yüzünden güzelliklere savaş açmış, değerlerimizi kızarmış bir sığır budu misali mideye indirmeye ant içmiş bir Erol Taş var sanmaya başlarız. Her şeyi böyle melodramatik bir iyi-kötü çatışması halinde görünce, düzen ideologlarının kimi son derece ince taktiklerini görmek bizi yersiz bir şaşkınlığa, belki aldanmaya sürükleyebilir.
    Oysa halimiz, çarklara kumanda eden ahlaksız zenginler yüzünden değil, tam da o çarkların doğası gereği böyle pür melal: Kâr etmek zorundalar. Muazzam kârları uluslararası bankalarının midesine indirdikçe kâr oranları düştüğü için de her şeyi ama her şeyi kâra çevirmek zorundalar. Değerlerimiz de arada kaynıyor.
    Kullandıkça “mil” biriktiren, yeterince harcarsanız size mesela Afrika’da safari yapmanız için bedava uçak bileti hediye edecek olan bir kredi kartının reklam dizisi dönmeye başladı TV’lerde. Reklamların kurgusu özetle şöyle: İş yaşamının insanları birer dişliye çevirip sonra o dişlilerin arasında ezip suyunu çıkaran bunaltıcı yeknesaklığı, güçlü bir eleştirel gerçekçi dille tasvir ediliyor. Birbirinin aynı günler, mutsuz uyanmalar, sıkıcı toplantılar… “Biraz uzaktan bakınca, geride bırakılan tek iz”: evle iş arasındaki yol. Sonra bu rutinden kaçmak için bir “öneri” sunuluyor: Kartına mil biriktir, dünyanın bir yerine tatile git! “Dünya senin, iyi kullan!”
    Eleştirel gerçekçilikten bayat düzen propagandasına giden yol bu kadar kısa işte. Sermaye için tatiller, çalışanın iş yorgunluğundan toparlanması ve dönüp daha iyi çalışması için bir araçtır ve “amortisman payı” olarak muhasebe hesaplarının içine katılır. Son derece gerçekçi çizilen bir kapitalist yabancılaşma manzarasına sunulan “çare”: Çalışanın kendini “amorti” etmesi için yurtdışı tatili!
    Ama yağma yok. Öyle tatile giderek kurtulamazsın. Bu arada da düzene para kazandırmaya devam edeceksin. O tatile çıkmak için kredi kartından harcayacaksın, tatil sırasında harcayacaklarını saymıyoruz bile!
    Sosyalizm mürtetleri, kapitalizmin yaşam ve ölüm diyalektiğinden kaçmasını sağlayan o mistik özelliğini keşfe durduklarında diyorlardı ki: Kapitalizm kendi eleştirisini yapabilen bir sistem. Bahsettikleri eleştiri tam da böyle bir eleştiri. Düzeni kötü yapan ne varsa, muhalifler kadar sert bir dille söyle, sonra çıkış olarak dön, yine düzeni sun!
    8 Oscar’lı Milyoner filminde çirkinlikleri neredeyse pornografik bir sinema diliyle anlatılan düzenden çıkış yolu, sadece kader ve mutlu tesadüflerdi. Bu reklamda ise kredi kartıyla tatil. Bu devam edecek. Belli ki “kendi eleştirini kendin yap” düzen ideolojisinde hakim temalardan biri olmaya doğru gidiyor. (Dikkat beyler, bu bir “trend analizi”dir!) Milyarların önüne yaşam diye attıkları iğrenç sadakayı, yeri gelecek bizden daha sert eleştirecekler. Ama sadece, o yaşamdan kaçış olmadığını anlatmak için...
    Düzen bizi böyle “mal”laştırmak istiyor. Mal gibi alınıp satılışımıza mal mal bakalım diye kendi eleştirisini de kimselere bırakmayıp kendi yapıyor.
    Düşmandan öğrenmek gerek. Onlar yabancılaşmaya bula bula tatil gibi pespaye bir çare bulup, onu da bize son derece “estetik” bir dille yutturmayı başarıyorsa; bu iki yüz yıllık köhne argümanı film sanatının en gelişmiş teknikleriyle cilalayıp yeni bir şeymiş gibi önümüze sunuyorsa, para kazanmak için reklam yaparken ideolojisini kakalamayı da unutmuyorsa, sanatta ve propagandada (evet bu ikisi çoğu zaman aynı şeydir) sözümüzü ve onu söyleme tarzımızı sürekli geliştirmek zorundayız.
    Dünya da bizim sanat da. İyi kullanmalıyız!..
    BARIŞYILDIRIM
    www.evrensel.net