Zeus sunağı

Zeus sunağı

Az şey mi halkların kardeşliği


Troya savaşından sonra aile ocağına dönerken kral Odisseus’un bütün gemilerini ve kürekçi yoldaşlarını, denizler tanrısı Poseydon; ikinci kez batırdı. Ama Odisseus, binbir zorlukla da olsa Fayakların adasına savrulup kurtulabildi. Sahilde perişan Odisseus’u gören Fayakların prensesi güzel Nausikaa da onu saraylarına buyur etti. Nausikaa’nın anası kraliçe Arete ve babası kral Alkinoos, Odisseus’u bütün konukseverlikleriyle yedirip içirdiler; giydirip kuşattılar. Onuruna bir şölen düzenlediler... Şölen gündüz kentin meydanında, halkla birlikte kutlandı.
Akşam kral Alkinoos’un evinden yemek sırasında, gözleri kör ozan Dematokos; yaşadıkları adadaki halkın, denizle ve toprakla olan dostluklarını dillendirdi sazıyla...
Bu arada kendisine yönelen prenses güzel Nausikaa’nın veda yüklü kaçamak bakışlarından, başı dönmüyor da değildi Odisseus’un!...
Dematokos, Troya savaşıyla ilgili bazı acı sahneleri sazıyla dillendirmeye başlayınca, yeniden büyük bir hüzün çöktü Odisseus’un yüreğine... Gündüzkü şölende olduğu gibi kendini tutamayıp için için ağlamaya başladı... Sanki ozan Troya savaşına katılmış, olayların içinde yaşamış gibi dillendiriyordu. Haliyle bu savaşın acılarını yıllarca et-kemik olarak yaşamış olan Odisseus o günlere dönüverdi birden; gözlerinden yaşlar boşandı.. Onun ağladığını gören Alkinos da hemen susturdu ozanı...
“Sevgili Fayakların önderleri, “ diye konuşmaya başladı. “Ozanımız sazını konuşturunca, konuğumuz hemen gözyaşları dökmeye başlıyor... En iyisi artık ozanımızı bir daha konuşturmayalım. Biz de, dertli konuğumuz da rahat etsin.Ülkesine yolcu ederken sunacağımız armağanlar, onu götürecek gemi, hepsi hazır.. O bizim yurdumuza sığındığı için biz onu kardeşimiz sayıyoruz... Ne var ki birazcık bize kendinden söz etse. Annesi babası acaba ona ne ad verdiler? Ülkesi, kenti neresi? Halkının adı ne?.”
Kral Akinoos burada biraz soluklandı. Sonra daha adını bile bilmediği Odisseus’a dönüp konuşmaya başladı: “Gerçekten adın ne sevgili konuğumuz? Ülken, kentin neresiyse, söyle. Gemilerimiz seni oraya alıp götürecek; yakınlarına sağsalim teslim edecek... Sonra bizim gemilerimiz akıllı gemilerdir. Ne kürekçileri vardır, ne de dümencileri! Onlar yolcuların gitmek istedikleri yeri kendiliğinden sezerler ve onları oraya götürürler...Deniz kıyılarında ne kadar kent varsa bilirler... Siz yalnız adını söyleyin kentin, yeter. Denizlerin uçurumlarından, sisten buluttan, geceden gemilerimiz hiç çekinmez... İstedikleri yere, belirlenen zamanda ulaşırlar... Ama ozanımız Troya’dan, İzmir dolaylarından ezgiler söyleyince neden ağladığını bize söylersen seviniriz. Buraya arada bir yolları düşen konuklarımız gibi yoksa sen de savaş zıpkını mı yedin? Bak, biz savaş nedir bilmeyiz... Gelen yabancılar anlatır bize; biz de ürperek dinleriz onları... Anlattıkları şeyler yüzünden çok zaman uyuyamız!... İnsanların neden savaştıklarına, nasıl olup da birbirlerini öldürebildiklerine akıl sır erdiremeyiz, sevgili konuğum... Savaşan insanlar daha insanlaşmamış gibi gelir bize... Neyse, bir kandaşını yada bir can dostunu yitirdin belki de? Ozanımız seni üzdüyse, kusuruna bakma...”
Herkes can kulağıyla dinlerken burada birden sustu Fayakların Kralı Alkinoos... Hep önüne bakarak onu dinleyen Odisseus da; “ Bu güzel halkın Ulu Kralı Alkinoos,” diye başladı konuşmaya bu kez. “Çok güzel şeyler söyledin deminden beri. Gerçekten de senin anlattıklarını derinden duyabilmek ne güzel şey... Üstelik sesi tanrılara denk bir ozanı böyle dinlerken, ekmek dolu sofralarda ekmeği ve şarabı bölüşmek... Bunun mutluluğu anlatılır gibi değil! Gene ülkendeki bütün halkların ve burada hazır bulunan kralların, daha savaşın ne olduğunu bile bilmemesi inanılır gibi değil! Az şey mi halkların böylesi bir kardeşliği? Bundan daha güzel ne olabilir yeryüzünde? Masallarda bile yok böyle şeyler... Evet, bana gelince, ben savaş vurgunu yemiş Kral Odisseus’um...”
Bu son söz üzerine herkes sessizce birbirine bakmaya başladı...
Yaşar Atan
www.evrensel.net