GERÇEĞİN GÖZÜYLE

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • İlkbahar geldi. Doğaya uyum sağlamanın, yenilenmenin, arınmanın vaktidir. Oysa bir bakıyorsunuz dünyada başını alıp giden ekonomik kriz, yalnızca emekçileri ve yoksulları vuruyor.


    İlkbahar geldi. Doğaya uyum sağlamanın, yenilenmenin, arınmanın vaktidir. Oysa bir bakıyorsunuz dünyada başını alıp giden ekonomik kriz, yalnızca emekçileri ve yoksulları vuruyor. Zenginler kulübü üyesi ulusların tek amacı ise küreselleşmeyi ayakta tutabilmek, çok uluslu şirketleri bataktan kurtarabilmek. Sistem insan değerini paraya dönüştürmüş. Yeni savaşlarla, yeni sömürge alanları ile ekonomilerini yeniden canlandırmanın pazarlıklarını, görüşmelerini yapıyorlar. Peki, Türkiye bunun neresinde? Yanıtı küreselleşme kurmaylarında kuşkusuz. Obama ülkesine döndüğünde belki de anlayabileceğiz bize kesilen faturanın bedelini. Şimdilerdeyse gelişmekte olan ülkelerde, yoksulluğun kol gezdiği ülkelerde bireylere salınan korku, şiddet, ölümler; ille de çocuk ölümleri, yaşantımızın kabusunu oluşturuyor. Gün be gün daha çirkinleşen siyaset çarkları, yalan dolana prim tanıyan umarsız halk yığınları, insanlığın geleceğe ilişkin umutlarını törpülüyor. Göçlerle yerlerinden yurtlarından edilen ailelerin başıboş çocukları, kentlerde, kasabalarda suç örgütlerinin ellerinde ölmeye, öldürmeye, soyguna yollanıyorlar. Dünya siyasetini yönetmeye soyunmuş örgütlerin politikacıları ise içlerindeki çocuğu çoktan öldürmüşler. Ne yazık!.. Keşke Exupery’nin “Küçük Prens “kitabını tümü edinebilse. Defalarca okuyabilseler. Hiç değilse çocuklara yaklaşımlarında olumlu değişiklikler gözler(miy)dik! Şiddetin değil sevginin egemen olduğu söylemlere, plan ve programlara tanık olurduk. Baharın gelişini, doğanın şenliğini daha bir keyifle karşılardık.
    Kimi çok değer verdiğim, yapıtlarını beğeniyle izlediğim yazı çizi erbabı ile yıllar sonra bir masada karşılaşıvermek şanslı bir rastlantı oluyor. Hele bu, bir dostluğun başlamasına da yol açıyorsa, mutlukların en güzeli benim açımdan. Mimar, Ressam ve Karikatürist Güngör Kabakçıoğlu ile yıllar sonra tanışabilmem gibi... 1994 yılında yayınlanmış “Portreler” kitabını inceliyordum. Önsöz yerine Nâzım Hikmetin düz yazılarından birini koymuş kitabına. Orhan Selim imzasıyla l3 Nisan l935 yılında yayınlanmış yazının başlığı “Çocukluk”. Bilirsiniz, Nâzım Hikmetin şiirleri kadar düz yazıları da değerlidir. Akıcı, duru bir Türkçe ile yazılmışlardır. Kabakçıoğlu’nun izniyle Nâzım Hikmet’in bu güzel yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum:
    “Çok sevdiğim, çok eski bir çocukluk arkadaşıma, uzun yıllar sonra rastladım. Saçlarına kır düşmüş, ağzının iki yanında iki çizgi var, otuzunu geçtiği ilk bakışta belli; yalnız gözleri, içleri ışıl ışıl kara gözleri değişmemiş. Onlar, onları ilk gördüğüm günlerde oldukları gibi, on iki yaşında...
    Konuştuk... Bir frengi dispanserinde baş doktormuş. Anlattı... Ben, bu otuzunu geçkin yüzde ışıldayan on iki yaşındaki gözlere şaşkınlıkla bakıyordum.
    Dayanamadım:
    -Ne iyi dedim, çocukluğunun büyük bir parçasını, belki en güzel, en iyi parçasını kaybetmemişsin. Gözlerin çocuk kalmış...
    Bir çocuk gibi güldü:
    -Onu kaybettiğim gün yok olurum, dedi. Çocukluk gövdemizi, beynimizin birçok yanlarını, yılların akışıyla ağır ağır bırakır. Tıpkı toprak bir kaptan suyun sızması gibi, çocukluk bizden sızar. Son barındığı yer gözlerimizdir. Gözlerim çocuk kalmışsa, bu ilk bakışta görülebiliyorsa ne mutlu bana. En korktuğum, en çekindiğim adamlar, gözlerinde bile bir damla çocukluk ışığı kalmamış olanlardır.
    Çocukluk arkadaşım doğru söylüyordu. Çocukluklarını bütün bütün kaybedenler, bir daha çiçek açma gücü bütün bütün yok olan kurumuş ağaçlar gibidirler. Tahtalarından maroken koltuklara iskelet de yapılabilir, sobaya odun da olabilirler. Ancak bir damlacık çiçek veremezler bir daha!..”
    İçindeki çocuğu yitirmeyenler çoğunlukta olsa ne yaşanılır bir gezegenimiz olurdu. Şöyle; Einstein’dan, Picasso’dan, Jacques Prevert’den ve Aziz Nesin’den başlayıp çocukluğunu hiç kaybetmemiş ünlüler için belleğinizi yoklayın bir. Şairler mi? Onlar hiç büyümezler aslında. Yaşamdan göç etseler de yazılarıyla, çizileriyle, dizeleriyle yaşarlar aramızda. Onlardan biriyle; Turgut Uyar’ın dizeleri ile bitirelim yazıyı:
    “Bahar İçin Dediğim
    Millet bahara övgüler yazadursun
    Yeşiller çizedursun, allar çizedursun
    Tut elimi, yum gözünü, aç gözünü
    Ne Hint’te ne Çin’deyiz
    Bir ben, bir dilenci, bir köprü, bir sabah...
    Işıl ışıl bir bahar içindeyiz...”
    TURGAY OLCAYTO
    www.evrensel.net