Ergenekon ve kontrgerilla ile hesaplaşmak

Ergenekon ve kontrgerilla ile hesaplaşmak

Katillerden hesap sormak için AKP ile dost olmak gerekir mi?Ülkenin neredeyse son 40 yılını kana bulayan...


Katillerden hesap sormak için AKP ile dost olmak gerekir mi?
Ülkenin neredeyse son 40 yılını kana bulayan; devrimcileri, ilerici ve demokrat olan her kesimi düşman ilan ederek acımasızca katleden, işkence yapan, provokasyonlar yaratarak toplu katliamlara imza atan; çeteler, katiller organizasyonu, kontrgerilla veya darbecilerle hesaplaşmak gerçeği, gereksinimi ile dinci gericiliğin, ABD emperyalizminin kuklası olan AKP’nin ekmeğine yağ sürmek arasındaki “derin çelişkimizden” kurtulmanın bir yolu var mıdır ki?
Ergenekon adı verilen soruşturma ve dava sürecinin başlaması ile her türlü şeyin izi, bir diğerinin izine karışmış görünüyor. Bu meseleye, bu kadar çok yönlü bir bakış silsilesinin gelişmesi de, diğer tüm ayrıksı gelişmelerde olduğu gibi ancak bu topraklarda gerçekleşebilir herhalde.
İşte size fikir çeşitliliğinden bir demet:
ü Ergenekon, ABD emperyalizminin, AKP aracılığı ile Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulmasını sağlamanın önünde engel teşkil edebilecek, ulusalcı-bağımsızlıkçı Türk güçlerinin tasfiyesi operasyonudur. O halde, her antiemperyalist ve ilerici-bağımsızlıkçı “sol” gücün, bu operasyona karşı ulusalcı güçleri savunması zorunluluktur.
ü Ergenekon operasyonu, ABD emperyalizmi güdümlü AKP gericiliği ile kendilerine ulusalcı diyen kontrgerilla-derin devlet artıkları arasındaki çatışmanın ürünüdür. Çatışan her iki taraf da gericidir. O halde bu taraflar birbirlerini yemeli, sosyalistler ise bunu keyifle izlemelidir.
ü Ergenekon operasyonu, ABD emperyalizmi güdümlü AKP gericiliği ile kendilerine ulusalcı diyen kontrgerilla-derin devlet artıkları arasındaki çatışmanın ürünüdür. Ancak bu operasyonda devrimci örgüt ve güçler de kontrgerillanın güdüm ve yönlendirmesinde gösterilmekte ve sosyalist, devrimci muhalefet de hedef alınmaktadır. O nedenle bu davada müdahil tarafta yer almaya kalkanlar, AKP’nin iş birlikçisi ve hatta karşı devrimcidir.
ü Ergenekon operasyonu, Türkiye demokrasisinin gelişmişliğinin bir ürünüdür. Ülkede ciddi bir demokratik muhalefet gelişmiştir. ABD ve AB sayesinde gelişen demokratik süreç, bu süreci hazmedemeyen statükocularla hesaplaşmaktadır. Artık Türkiye’de darbelerin olmaması için, geçmişte işlenen suçların bir daha gelişmemesi için, demokrasinin kesintiye uğramaması için çok önemli demokratik açılımlar yapan mevcut hükümetin cesur politikaları sayesinde, antidemokratik güçlerden bu yolla hesap sorulmaktadır. Bu demokratik hamleyi coşkuyla alkışlamak, yüce demokrat AKP ve Recep Tayyip Erdoğan önünde saygıyla eğilmek gerekir.
ü Ergenekon operasyonu’na karşı çıkanlar darbeci, faşist vs. vs...dir.
ü Ergenekon operasyonu’nu destekleyenler neoliberal, ABD uşağı, gerici, vatan haini vs.vs...dir.
ü Aslında bu işe bulaşmamak en iyisidir.
***
Doğrusu bu sürecin başlaması ile birlikte kafa karışıklıklarının da giderek derinleştiğini görüyoruz.
Operasyonu yapanlar adeta, bu sürece kendileri dışında kimsenin, özellikle sosyalist muhalefetin ve Kürt yurtseverlerinin dahil olmaması için deyim yerindeyse ellerinden geleni yaptılar.
Bu süreçte çok net bir şekilde iki şey açığa çıkmıştır.
Özellikle ABD ve bir yanıyla da AB desteği olmadan hiçbir iktidar partisi ya da hükümet, egemenliği elinde tutmaktan asla vazgeçmeyen asker ve sivil bürokrasiyi, bu denli çatışmasız ve kansız tasfiye edemez. Esasen gerçekleşen süreç, egemenliğin kontrol altında tutulması, paylaşılması sürecidir. ABD’nin açık desteği olmadan, bir kesimin kısmen tasfiyesi ve hizaya getirilmesi operasyonunun, bu şekliyle yapılması olanaksızdır. Dolayısıyla bu süreç, çok açıktır ki ABD desteğiyle gerçekleşmektedir. Özgürlükçü, sosyalist, devrimci muhalif güçlerin bu sürece bir şekliyle dahil olması, tasfiyenin boyutlarını genişletebilir ve kontrol altında tutulmasını önleyebilir. Bu nedenle, tasfiyeciler açısından, bu güçlerin süreçten kesin olarak uzak tutulması gerekir. Sonuçta bu gerçek bir hesaplaşma ve tasfiye süreci olmayıp, kontrol dışına çıkmak isteyen güçlerin hizaya getirilmesinden ibaret bir müdahaledir. İlgililer hizaya geldiğinde, bir adım daha ileri gitmeye asla izin verilmeyecektir.
Açığa çıkan 2. yön ise ülkedeki sol muhalefetin ezberini bozan gelişmeler karşısında nasıl yaya kalabildiğidir.
Onlarca yıl peşine düştüğümüz çeteler, katiller güruhunu, bizim dışımızdaki bir hesaplaşmada yakalayınca-yakalanınca, ezber dışı gelişen bu durum karşısında dumura uğrayıp, adeta hareketsiz kalmamızı başka nasıl açıklayabiliriz ki?..
Elbette ki bu süreçte doğru politikalar üreten, çaba gösteren kesimler olmuştur. Ama bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, sosyalist muhalefetin kafa karışıklığı yaşadığı ve karışıklık yaşamayanların da etkili olamadığı açıktır.
1. ve 2. iddianamelerin, içerik olarak değerlendirilmesini başka bir yazıya bırakmak üzere, 1. iddianame ile açılan davada müdahil olmak için başvuran Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi’nin müdahil olma isteğinin gerekçelerini ortaya koyduğu dilekçe ve açıklamasından bir kısmı alıntı yaparak, yazıyı sonlandırmak istiyorum.
Aşağıdaki alıntıyı özellikle ÇHD İzmir Şubesi’nin müdahil olma isteğinin gerekçelerinin kamuoyuna yeterince ulaştırılamadığını, anlatılamadığını düşündüğüm için zorunlu görüyorum.
“…Kontrgerilla, bu ülke egemenleri tarafından icat edilmiş değildir. Kapitalist devlet düzeni, bu tür bir örgütlenmeyi daha kuruluş felsefesinde barındırmaktadır.
Ülkemizde kontrgerilla, Ergenekon Örgütü’nden çok öncesine dayanmaktadır. Kontrgerilla faaliyetleri iddianamede sayılanlarla sınırlı olmayıp, üyeleri ve işledikleri suçlar iddianamede gösterilenden çok daha fazladır.
Bu örgüte ne isim verilirse verilsin, bugün kabul ettirilmeye çalışıldığı gibi tamamen illegal ya da devlet dışı bir örgütlenme değildir...
Ergenekon örgütü, dosya kapsamında ortaya çıkan ilişkilerinden ve ele geçen belgelerden anlaşılacağı üzere, daha derin bir yapılanmanın her türden işaretini açıkça sergilemektedir. Eylemlerinin ve fikri altyapısının ‘devletle’ iç içelikten beslendiği gözlenmektedir.
Yukarıda da değindiğimiz gibi kontrgerilla örgütlenmeleri, esas olarak sola ve sosyalizme karşı kullanılmıştır. Tüm kontrgerilla örgütleri varlık sebepleri nedeni ile devletler-uluslararası sermaye-uluslararası emperyalist yapılar tarafından örgütlenmişlerdir.
Ergenekon olarak nitelendirilen bu örgütlenme ile ilgili soruşturma ve davanın gündeme gelmesi ile birlikte, bu soruşturma ve dava sürecinin esasen, AKP savcıları ile ulusalcı, yurtsever-muhalif güçler arasındaki çatışmanın ürünü olduğu; hatta antiemperyalist-ulusalcı güçlere karşı, emperyalist odakların güdümünde gerçekleştirildiği öne sürülmüştür. Gerçekte ise yukarıda belirttiğimiz gibi NATO gibi bir örgütün güdümünde kurulmuş olan kontrgerilla örgütlenmesinin bir parçası olan Ergenekon yapılanması, antiemperyalist olamayacağı gibi aksine, varlığını emperyalist odaklardan almış bir yapılanmadır. AKP hükümeti ise antiemperyalist olmadığı gibi özgürlükçü ve demokrat hiç değildir.
Dolayısıyla, bu dava ve devam eden soruşturma, her ikisi de gerici olan devlet içerisindeki iki güç odağının çatışmasının ürünü ise bu durumda, halka karşı suç işleyen kontrgerilla çetelerinin bir bütün olarak açığa çıkarılması, teşhir edilmesi ve yargılanarak cezalandırılması için tüm ilerici güçlerin bu davada müdahil olması, tarihsel bir görev ve zorunluluktur.
1 Mayıs 1977 katliamını, 16 Mart katliamını, Maraş ve Sivas katliamlarını, Gazi Mahallesi provokasyon ve katliamını, Kürt aydınlarının kaybedilmesi ve hunharca öldürülmesi eylemlerini, devrimci militanların ‘yargısız infazlarda’ katledilmesi eylemlerini, özellikle yaklaşık son elli yıl boyunca Doğan Öz, Kemal Türkler, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Musa Anter, Hasan Ocak, Vedat Aydın gibi aydınların katledilmesi eylemlerini organize eden bu örgütün açığa çıkarılması ve yok edilmesi için taraf olmak, tarihsel bir sorumluluktur. Onlarca devrimcinin ve aydının katledilmesinden sorumlu olan, örneğin Veli Küçük’ün yargılanmasında taraf olmaktan kaçınmak, devletin AKP ile Ergenekoncular arasındaki çatışmasında taraf olmamak adına bu tarihsel sorumluluğu üzerimizden atmak, kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.
Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, bu davadaki iddia makamının, bu nitelikteki bir davada, yargılamanın adil ve hukuka uygun olarak gerçekleştirilmesini sağlayacak katkıda bulunamayacağı düşüncesindedir. Kovuşturma makamının ise kurumumuz ve diğer müdahil katılımlarının katkısı olmadan, adil ve hukuka uygun bir sonuca ulaşamayacağı düşüncesindedir.
Kurumumuzun bu davaya katılımı ile halkın adalete ulaşması konusunda doğrudan ya da dolaylı bazı sonuçlara ulaşılabileceği ve her koşulda bu davaya katılımımızın tarihsel bir sorumluluk olduğu görüşündedir…”
ERCAN DEMİR Hukukçu
www.evrensel.net