BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • ABD Başkanı Barack Obama’nın, Anıtkabir ziyaretiyle başlayıp Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le süren ve İstanbul’da öğrencilerle konuşmasıyla biten Türkiye ziyaretinde iki vurgu dikkat çekiciydi.


    ABD Başkanı Barack Obama’nın, Anıtkabir ziyaretiyle başlayıp Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le süren ve İstanbul’da öğrencilerle konuşmasıyla biten Türkiye ziyaretinde iki vurgu dikkat çekiciydi.
    Bunlardan birincisi; kendisinin içinde Müslümanların da olduğu bir aileden geldiğine her vesileyle dikkat çeken Obama, İstanbul’da gençlerle yaptığı sohbette “İslama yakınlık” vurgusunu, “Burada öğle ezanına kadar zamanımız var” demeye kadar götürdü.
    Obama’nın gezisi boyunca her vesile ile dikkat çekmek istediği ikinci önemli vurgu noktası ise “Türkiye laik, demokrat, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke” tanımına idi.
    Bu iki vurgu noktasıyla Obama, bircisiyle İslam kültürü etkisindeki ve Bush’un İslam düşmanlığı çizgisinden dolayı Amerikan karşıtı bir tutuma yönelen geniş halk yığınlarını kazanmayı amaçlarken; ikinci vurguyla da Bush’un “laisizm yerine İslamın ılımlısı”nı geçirmeye kalkmasını, Türkiye’de şeriatçılığı iktidara getirme amacına bağlayan; kendine Kemalist diyen (asker, bürokrasi, CHP vb.) çevreleri rahatlatıp, onları ABD karşıtı bir hattan Amerika’nın etki alanına çekmeyi amaçladı.(*)
    Meclis’teki görüşmelerden ve basında ortaya çıkan tepkilerden anlaşılmaktadır ki Obama ve stratejistleri, vurgu noktalarını son derece ustaca belirlemişlerdir. Nitekim; Meclis’teki görüşmelerde, gerek Erdoğan gerekse Baykal’ın Obama ile görüşmeden çok memnun olması, basında yükselen “Yaşasın Obama!” haykırışlarından da bu görüldü.
    Bu iki öne çıkan vurgu etrafında basında koparılan fırtına, Obama’nın asıl rolünü ve niçin bu geziyi yaptığını gözlerden sakladı. Herhalde Obama ve Amerikancılar takımı böyle olmasını istemişlerdi.
    Oysa Obama, Londra’dan başlayan bu gezisi sırasında ne G-20, NATO ve AB zirvelerinde ne de Türkiye’deki resmi görüşmelerinde ve sorulara verdiği yanıtlarda, ABD’nin, Bush ya da daha önceki dönemlerdeki amaçlarından ve hedeflerinden; yani ABD’nin, dünya hegemonyasını pekiştirip süreklileştirmekten, dünyanın enerji kaynaklarını ve geçiş yollarını denetimine almaktan vazgeçtiğini gösteren hiçbir şey söylemedi. Tersine; öğrencilerle yaptığı “sohbette” Bush’la kendisinin farklı olduğunu ama “Amerika’nın aynı Amerika olduğu”nu söyledi. İma dahi etmedi... Ve her vesileyle Obama, dünya barışı için ABD’nin amaçlarının ve hedeflerinin önemli ve gerekli olduğunu savundu. Farklı olarak Obama, kendisinden öncekilerin (Bush ve Bush’çuların) ABD’nin çıkarlarını “sopayla” sağlamasını eleştirdi ve “Biz diyalogla başarılı olacağımızı düşünüyoruz” diyerek, politik tercihlerinin sırasını değiştirdiklerini, “diyalogu” birinci sıraya aldıklarını ifade etti. Yani; “Bush’çular önce vurup sonra diyalog kuruyorlardı. Biz önce diyalog kurup diyalogla yola gelmeyenleri vuracağız” demek istedi.
    Obama gezisini sürdürürken, Beyaz Saray’da sözcüsünün İran ve Kuzey Kore ile ilgili tehditkar açıklamaları, Afganistan ve Pakistan’da savaşı daha büyük bir güçle yürütecekleri konusundaki vurguları, Obama’nın, yansıtılmaya çalışıldığı gibi bir barış ve özgürlük savunucusu başkan olmadığının; asıl rolünün, ABD’nin çıkarlarını savunmak olduğunun göstergeleriydi. Ama görmek isteyenler için!..

    (*) “Azınlık hakları” ve Ermeni sorunundaki beklentilerini, Kürt sorunu konusunda hükümete verdiği destekle dengelemesi gibi konular da var; ama bunlar genel içinde ayrıntıda yer aldı. Ve sadece Bahçeli, bilinen “milliyetçi”lik yaklaşımıyla bu konularda Obama’yı sert bir biçimde eleştirdi.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.