G20:Hem hısımız hem hasımız

G20:Hem hısımız hem hasımız

IMF ikinci baharında, bakalım dünya kapitalist sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak için neler yapacak.


Kriz dönemleri aynı zamanda varolan egemen kurguların/yanılsamaların olanca çıplaklığı ile gözler önüne serildiği dönemler. İçinden bu günlerden geçtiğimiz kriz, dünya ölçeğinde etkin olduğu ölçüde yanılsamaları /ideolojileri daha bir belirgin biçimde açığa çıkardı. 1960’ların sonlarında özellikle Amerika ve İngiltere gibi erken kapitalist ülkelerde başlayan ama zaman içinde bir dizi düzenekle ötelenen kriz, parasal değişkenlerle ötelendiği için krizin etkilerini dünya ölçeğinde yaşar olduk. Hastalığın bütün bedene yayıldığı dönmede dünyanın en etkili ülkelerinin bir araya gelerek oluşturduğu G-20 ülkeleri İngiltere’nin ev sahipliğinde Londra’da bir araya geldi. G-20’nin Londra’da gerçekleştirdiği toplantı özel analizlere konu olacak şekilde önemli. İlk elden krize karşı nasıl tavır alınacağı dünyanın patronu olan ABD’nin diğer ülke-egemenlerle (Almanya-Fransa ile Çin, Rusya, Japonya gibi) olan ilişkisi dolayında belirleneceği için özel bir öneme sahip. Diğer yandan G-20’nin alacağı kararlar kapitalizmin dünya ölçeğinde nasıl bir yönelim içinde olduğu ve daha da önemlisi nasıl bir yöne çekileceğinin de ipuçlarını vermesi açısından önemli. Tüm bu özel öneme sahip değişkenleri ve değişkenler arasındaki ilişkileri bu kısa yazıda ele almasak bile toplantı süreci ve sonucunda alınan kararları bir kaç başlık altında değerlendirmeye tabi tutabiliriz.
İlk tespitimiz dünya kapitalist sisteminin temel aktörleri bir yandan kapitalizmin dünya ölçeğinde karşılaştığı derin bunalım karşısında bir “hısım” olma yani bir araya gelme refleksi göstererek kapitalizmin kolektif mantığının gereğini yerine getirmişlerdir, ama aynı zamanda bir araya gelen güçlerin çıkarları çeliştiği ölçüde de bir “hasımlık” hali ortaya çıkmıştır. Krizden hemen sonra kasım ayında bir araya gelen G-20 zirvesinden bir sonuç alınmamıştı. Ama krizim derinleşip-yayılması “bir şey yapmalı” nakaratının sermaye ve sermayenin ortak aklını temsil edenlerce sıkça dil getirildiği ölçüde G-20 yeniden bir araya geldi. Ama bu sefer zaten epey zamandır emarelerini gördüğümüz ABD’nin tek patron olma halinin önemli şekilde tahrip olduğunu gözlemledik.
Bu gözlemimizi doğrulayan en önemli sonuç ABD’nin, başından itibaren dünya ölçeğinde gerileyen ekonomiyi canlandırıcı politikalar yani talep yönelimli politikalar üzerinde ısrarla durmasına rağmen özellikle Fransa ve Almanya bu tarz bir politik stratejiye başından itibaren soğuk bakıyordu. Yani geçen ekim ayında Angela Merkel’in Avrupa dışı dünya için tek bir avro bile harcamayacağı ifadesi (27 Mart Financial Times) ile sorunun Avrupa içinde ele alınacağının ipuçları verilmişti. Tabii Avrupa içinde sorunun ele alınmasının anlamını Sarkozy açık bir şekilde dile getirmişti: “Halk daha verimli ve daha çok çalışmalı.” Fransa ve Almanya Avrupa içinde ve emek üzerinde daha fazla denetim-kontrol kurarak bu süreçten çıkma eğilimindeydi. Müdahale ise dünya ölçeğinde dengesizliklere yol açan finansal işleyişi kontrol altına alma ile sınırlandırıldı. Almanya ve Fransa’nın talepleri G-20 sonucunda alınan kararlara yansıdığı ölçüde emperyalistler arası kavganın daha bir arttığını gösteriyor evet hem hısımlar sistemin derinleşen ve vücudu saran hastalıktan kurtarmak istiyorlar ama hem de hasımlar kendi aralarında çıkarları üzerinden çatışmalar artıyor.
G-20 sonuç metnine baktığımızda ilk iki maddede dünyanın her geçen gün derinleşen bir krizle karşılaştığı ve bu krize karşı dünya ölçeğinde çözüm bulunması gerektiği dile getiriliyor. Ama ilk elden taraflar için ne yapılması gerekir yönünde bir ortak dilin yerine, nelerin yapılmaması gerektiğine ilişkin vurguların öne çıktığını görüyoruz. Bu yüzden eski şarap yeni şişede yeniden sunuldu. Yani IMF’ye ikinci bahar yaşatacak kararlar alındı. Hastalıklı hücrelere kısmi müdahaleler yapacak doktor olarak IMF’nin işaret edilmesi, ortak algı olan krizin finansal olduğu fikrini de yeniden üretti. Bu düşünce ise finansal alana yönelik denetim ve kuralların artırılması yönünde kararların alınmasına neden oldu. G-20 üyelerinin kasım ayındaki toplantısının arkasından konuşan IMF’den Strauss-Kahn “çok az şey yapıldı ve zaman hızla geçiyor” demişti. Şimdi sahada top çevirme işi IMF’ye verildi. Hasımlar ve hısımlar arasında kalan IMF ikinci baharında bakalım dünya kapitalist sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak için neler yapacak. Sermaye dışı kesimler (ücretli-köylü-işsizler) için ise sahada top çeviren oyuncunun aynı oyuncu olması bir avantaj, ama bu avantajı kullanmak için de bu kesimlerin sahaya inmesi gerekiyor.
FUAT ERCAN - MÜ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ
www.evrensel.net