MERCEK

MERCEK

  • Seçim sonuçları, çeşitli yönleriyle irdelenmeye devam ediliyor. Partiler ve örgütler kendileri açısından sonuçlar çıkarmaya çalışıyorlar.


    Seçim sonuçları, çeşitli yönleriyle irdelenmeye devam ediliyor. Partiler ve örgütler kendileri açısından sonuçlar çıkarmaya çalışıyorlar. Nasıl yapılırsa daha güçlü destek alınabilir diye, her kesim kendi çalışmalarını değerlendiriyor. İlerici, ‘sol’ ve sosyalist kesimler de, bir ‘an’ın olay ve sonuçlarına saplanıp kalmadan, olanak, mevzi ve eldeki araçların daha verimli değerlendirilmesi ve genel olarak sınıf mücadelesinin ve politik gelişmelerin durumu ve muhtemel gelişmelerin getirecekleri yönünden daha hazırlıklı ve güçlü olabilmenin gerekleri irdeleniyor. Bazı liberal yazarlar ise, “alınan oyları” başlıca ve tek veri alarak, bunu “sol” olarak genelledikleri ilerici-devrimci ve sosyalist güçlere saldırının, ileri emekçi kitlesiyle aydın ve gençlik kesimlerini bulundukları yerden de geriye atmanın; emekçilerin davasıyla birleşen ya da bu yönde eğilim gösteren ileri aydın kesimlerini vazgeçirme ve uyanış içindeki gençlik kesimlerini umutsuzluğa sürüklemenin aracı olarak kullanmaya giriştiler. Milliyet-Hürriyet ve Taraf gazetesinin kimi yazarları, sözüm ona ileriden ve ‘iyi niyet’le yaptıklarını söyledikleri ‘sosyolojik’ ve politik değerlendirmelerde, “sosyalistlerin durumu”nu koşullardan soyutlayarak mahkum etmeye çalıştılar. İşçi sınıfı ve emekçi hareketinin zayıflıklarını, sınıfsal talep, çıkar ve kurtuluşları yönünde henüz yeterli bir güç ve örgütlenmeyle hareket etme düzeyine gelememiş olmalarını, aldanmışlıkları ve sermaye partileri ve kurumlarının vaatleri üzerinden beklentiye girmelerini, “alt sınıflar”ın tarihsel gelişimi ve politik mücadele ve örgütlenmesi “olanaksızlığı” ya da hemen hemen olanaksızlığı yönünde yorumlayarak, bin türlü ‘meşakatle’ sağlanmış ilerlemeleleri de yok sayan bir tutumlarını yinelediler. 29 Mart seçim sonuçlarını, “sol”, “sosyalist”, “devrimci” parti ve örgütlerin “aldıkları oy”un miktarını veri alarak değerlendiren bu gazeteci ve yazarlara göre, 50-60 ya da 70 binlik oylar “bir şey ifade etmiyor”du ve sınıf mücadelesinin “geride kalmış”lığının yeni bir kanıtı da böylece ortaya çıkmıştı!
    Çoğu demokrat ve “ilerici” de olduklarını ileri süren bu liberal yazarların değerlendirmelerinde dikkat çeken başlıca özellik, on yıllara yayılan çok yönlü saldırılarla geriye atılan emekçi hareketinin zayıflıklarını, burjuva emperyalist ideolojik-siyasal kuşatma altındaki işçi-emekçi kitlelerinin kendi sınıf çıkarlarına uygun düşen bir bilinçle henüz hareket edememelerini, devrim ve sosyalizm mücadelesinin “geleceksizliği” yönünde yorumlayarak, on binlerin gücünü önemsiz göstermeye çalışmalarıdır.
    Oysa, son otuz-kırk yılın gelişmelerini gözönünde tutan ‘aklı başında’ ya da ‘aklı eren’ herkes, uluslararası gerici saldırı ve kuşatmayla işçi hareketinin geriye atıldığını, henüz yeni ve güçlü bir sınıf hareketinin burjuva cepheyi püskürtecek bir düzeyde gelişemediğini, bunun da sömürü ve burjuva sınıf hakimiyetine karşı mücadele edenlerin zorluklarını artırdığını, buna rağmen teslim olunmayıp dirençle tarihsel önemde mücadele araç ve mevzilerinin var edildiğini, ve ileriye de ancak buradan gidileceğini görür, bilir.
    Biz toplumsal koşulları, sınıf ilişkilerini gözetmeyen idealistler değiliz. Dünyadaki gelişmeler bir yana, ülkemizdeki değişim ve gelişmeleri gözettiğimizde de sermaye ve cephesini yarıp parçalayacak dinamiklerin olgunlaşmakta olduğunu görerek, ancak bugünkü durumumuzu da bilerek ve değiştirmek için çabayı asla elden bırakmayarak hareket edeceğiz. Türkiye artık 20, 30, 40 yıl önceki Türkiye değil. Kapitalizm kır nüfusunu çözdü, kentlere nüfus akışı arttı, sınıf ayrışmaları son on yıllarda daha hızlı bir seyir izledi. Bugün 5-6 büyük kentin nüfusu ülke nüfusunun yarısı kadar. Faal işgücü 24 milyon civarında ve en az yarısı işçi. Bunlar aileleriyle birlikte ve kır yoksulları; topraksız ve az topraklı köylüler, küçük üreticilerle birlikte nüfusun “mutlak çoğunluğu”nu oluşturuyorlar. İşçi nüfusunun eridiği, %15’lere gerilediği; buna karşılık orta sınıfın büyüdüğü yönündeki iddialar, sosyal dayanağı bulunmayan önyargı ve abartılardan ibaret. Gelişen, dinamik olan, bugünkü aldanmışlıklarına rağmen, yaşamın pratiği içinde, deneyerek ve bilincine vararak kendi sınıfsal kurtuluşuyla birlikte tüm ezilenlerin ve tüm toplumun kurtuluşunun öncülüğünü yapma konumuna gelecek olan işçi sınıfı ve emekçilerin ileri bir parçasıyız biz. Sınıf düşmanının tüm engellerine karşın ve kuşkusuz öncelikle kendi çalışmalarımızın eksiklik ve zayıflıklarını gidermek için daha çok çaba göstererek, ama kararlı ideolojik-politik tutumumuzla bu liberal-gerici küçümseme ve yok saymaları püskürterek ilerleyeceğiz. Tüm gerici-liberal vs saldırılara en iyi yanıtın, hareketin ve örgütlü ileri kesimlerin zayıflıklıklarının üzerini örtmeksizin, bugün üzerinde bulunulan ve herbiri uzun ve fedekarca çabaların ürünü olan mevzi, araç ve olanaklarımızın daha da geliştirilmesiyle verilebileceğini biliyoruz. Politik çalışma ve örgütlenmemizin niteliğini güçlendirecek, ileri işçi-emekçi kesiminin kitleler içindeki etki alanının genişlemesi ve sermaye cephesini işçi kitle hareketinin başında bulunduğu emekçi gücüyle püskürterek yolun açılması için daha kararlı ve ısrarlı bir çalışmayı gerçekleştirereceğiz. Türkiye’nin tüm milliyetlerinden işçi ve emekçilerin birleşik devrimci hareketini geliştirip güçlendirmek, burjuva bölücülüğünün, miliyetçi-şoven gericiliğin halk kitlelerini zehirlemek için her yol ve yöntemi denediği, yok sayma, imha politikasıyla ulusal köleleştirmenin yanısıra emekçi birliğini önlemeye çalıştığı koşullarda yaşamsal önemde, ancak sarsılmaz bir kararlılık ve azmi gereksinir kadar da zordur. Bunu gözetmeyen hiçbir politik taktiğin sermaye cephesini geriletme ve emekçi mücadelesinin ileri gitmesini kolaylaştırma özelliği taşıyamayacağını da unutmamak gerekmektedir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net