Derbide yaşananlar şaşırtıcı mı?

Derbide yaşananlar şaşırtıcı mı?

Kazanma kavramını kutsallaştıran ve bu yolda ortaya konacak her türlü çabayı meşru kabul eden rekabetçi spor anlayışıyla gelinen nokta burası işte.


Kazanma kavramını kutsallaştıran ve bu yolda ortaya konacak her türlü çabayı meşru kabul eden rekabetçi spor anlayışıyla gelinen nokta burası işte.
Spor; özünden, amatör ruhundan koparılıp profesyonelliğin gereği olarak büyük rant hedefleriyle piyasanın bir parçası haline getirilmeye başlandığından bu yana yozlaşmış bir spor kültürünün, kokuşmuş bir spor ortamının içinde debelenip durmuyor muyuz?
Medyanın “dünya derbisi” diye şişirip durduğu rekabetin gerçek kalitesi ve düzeyini, hem sportif hem de kavramsal anlamda bir kez daha gördük bu hafta. Tabii “dünya derbisi” yaftalamasının, sportif değer ya da kaygılar dikkate alınarak dillere dolandığını söylemek mümkün değil. Medyanın buradaki asıl amacı, bu tür maçları, tarihsel nitelikleri ve güncel gerilimiyle özel bir rant alanına dönüştürüp pazarlamak. Şikayetçiymiş gibi yapsalar da bir nimet(!) olarak gördükleri gerilimden asla vazgeçmezler. Gerilim onlar için tiraj ve reyting demektir çünkü. Bu nedenle de sayfaları ve ekranları kışkırtıcı haber, yorum ve yazıdan geçilmez. Şimdi, sanki bu tür olaylara ilk kez tanık oluyorlarmış gibi şaşkınlık içersindeler. Yok futbolcular özel hayatlarında da görüşüyorlarmış da, yok milli takımdan arkadaşlarmış da, yok küçükler büyüklerine “abi” diyorlarmış da, o nedenle şaşırtıcıymış olup bitenler… İnsani ve sportif değerlerin tamamen dışlanıp kazanma olgusunun tek hedef haline getirildiği bir spor ortamında, ne bu yaşananlar, ne de bundan sonra yaşanacak benzer olaylar şaşırtıcı olabilir.
Spor alanlarının modern arenalara, sporcuların gladyatörlere, taraftarların da kan görünce zafer sarhoşluğuna kapılan güruha dönüşmesine en büyük katkıyı yap, sonra da şaşır… Ne kadar da inandırıcı?..
HERKESİN ROLÜ BELLİ
Kazanmanın temel alındığı spor kültüründe, yöneticinin de, sporcunun da, teknik adamın da, taraftarın da, medyanın da rolü bellidir. Derbide de herkes rolüne uygun davranmıştır. O nedenle de şaşırmak yersizdir.
İstenmeyen sonuçlarla karşılaşıldığında yöneticiler türlü komplo teorileri ya da bahaneler üreterek durumu açıklamaya ve sorumluluktan kurtulmaya çalışırlar.
Galatasaray Başkanı Adnan Polat tam da kendi konumuna uygun düşen bir açıklama yaptı maç sonrasında. Güya Galatasaray ile Fenerbahçe’yi şampiyonluk yarışında devre dışı bırakmak üzere bir tezgah kurulmuş ve bütün yaşananlar o planın bir parçasıymış. Yani böyle bir maçın ardından yapılması gereken açıklama bu mudur? Üzerinde konuşulacak bu kadar çok malzemesi olan bir maçın ardından, bütün olup bitenleri es geçip böyle paranoyakça laflar etmek ne kadar tuhaf. Elbette yöneticilerden, sporun gerçek anlam ve amacına uygun düşen laflar etmelerini ve egemen spor anlayışını sorgulamalarını beklemiyoruz. Ama Adnan Polat her şeye karşın, skandal boyutunda rezaletlerin yaşandığı bir karşılaşmanın ardından en azından sportmenlikle, centilmenlikle ilgili bir şeyler söyleyebilirdi.
Sportif birikim ve bilinç yoksunu taraftarlar için ise rakip oyuncular ve rakip taraftarlar düşmandır. Onlar önce küfürlerle sindirilmeli, gerekirse dövülmeli, bir şekilde etkisiz hale getirilmelidir. Saldırganlığın her türlü örneğini sergileme yeteneğine sahip bu tip taraftarlar, içinde bulundukları anın keyfini doya doya(!) yaşamayı temel ilke edinmişlerdir. Varoluşlarının biricik sebebi haline getirdikleri taraftarlık kimliklerini gururla(!) sergileyebilecekleri fırsatlar kollarlar sürekli olarak. Yaptıkları taşkınlıklar sonucunda takımlarının saha kapama cezası alıp şampiyonluk yarışındaki avantajın yitirebileceğini düşünemeyecek kadar aptallaşmışlardır.
Futbolcular da saha içindeki hareketleri ve davranışlarıyla, hakeme ve rakip oyunculara karşı tribünleri kışkırtırlar. Zıvanadan çıkmış taraftarın rakipler ve hakemler üzerinde baskı unsuru olabileceğini hesap ederler. Bu cinnet ortamında medyaya düşen ise, elde edeceği rantın hayaliyle olup bitenleri, ellerini ovuşturarak izlemektir.
Evet aslında kendine özgü bazı yanlarıyla G.Saray-F.Bahçe rekabeti için “dünya derbisi” yakıştırması yapılabilir. Dünyada, centilmence mücadele ve rakibe saygı gibi sportif değerlerin dışlanıp küfrün ve saldırganlığın bu denli öne çıktığı başka bir derbi var mıdır acaba?
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net