JÎN Û JİN

JÎN Û JİN

  • Türkan Saylan ismini ilk kez, 12 Eylül’den kısa bir süre sonra duymuştum.


    Türkan Saylan ismini ilk kez, 12 Eylül’den kısa bir süre sonra duymuştum. Tanıştığım bir hemşire, 12 Eylül anısını aktarırken anlatmıştı: Bakırköy hastanelerinde görev yaparken, 12 Eylül askeri diktasının on binlerce mağdurundan biri olarak, bir gece yarısı, çalıştığı hastaneden gözaltına alınmaya çalışılır. Hastanenin yöneticisi olarak Türkan Saylan, bu gözaltı girişimine karşı çıkar; gece yarısı böyle bir şeye izin vermeyeceğini, bu işlemin gündüz yapılmasını ister.
    Hemşire, gündüz saatinde gözaltına alınır, elbet işkence de görür. Ama, bu hemşire, Türkan Saylan’ın ismini minnetle anar. Bir gece apar topar, rencide edici şekilde gözaltına alma çabasına izin vermemekle, çok önemli bir duruş gerçekleştirdiğini ifade eder. Kolay değil, korku yıllarıydı onlar… Korku imparatorluğu yaratmaya çalışan generaller her türlü hak ve hukuk kavramını, postallarıyla çiğnemişlerdi… Kitlelerde dehşet yaratmayı başarmış, her türlü itirazı imkansız hale getirmişlerdi. Bu koşullarda Türkan Saylan’ın itirazı önemli.
    Türkan Saylan’ı birkaç yıl önce İnönü Üniversitesi’nde çağrılı olduğu konferansta dinledik. Bu konferansta da, Türkan Saylan, antiemperyalist tutumunu milliyetçi yaklaşımdan, çağdaşlık-ilericilik yaklaşımını otoriterizmden ayırmaya özen göstermişti. Özellikle, Rektör Fatih Hilmioğlu’nun maniple edici sorularına ve bir kısım sorulara verdiği yanıtlarda tuzağa düşmeden demokrasiyi savunabilmişti.
    Cumhuriyet mitingleri gündeme geldiğinde, Türkan Saylan’ın İstanbul mitinginde ortaya koyduğu “ne şeriat, ne darbe” yaklaşımı dikkat çekiciydi. Doğrusu, Türkan Saylan’ın tutumunun miting tertipçilerinin hedefleri ile ne kadar uyuşacağı merak edilmişti. Nitekim, Türkan Saylan, bu hoşnutsuzluk nedeniyle İzmir mitinginde konuşturulmamıştı, bu da kamuoyunun dikkatinden kaçmamıştı.
    Tutarlı demokratlar, sosyalistler; cumhuriyet mitinglerini tertip edenlerin, AKP’nin gerici emelleri karşısında haklı bir endişe duyan ve çağdaş-ilerici değerleri savunmak isteyenlerin tepkilerini arkasına alarak, bir askeri müdahale konusunda, kitleleri maniple etme, duygusal ve düşünsel olarak hazırlama amacı taşıdığını tespit etmişti. Mitinglere katılan kitlelerin önemli bir çoğunluğunun ise, bir askeri darbe taraftarı olmadığını da tespit etmişti. Mitinglerin tertiplenme şekli demokratik katılıma açık olmayıp, belli odaklardan yönlendiriliyordu. Türkan Saylan hakkında, cuntacılar hesap yapmış olabilir, ancak İzmir mitingi bu hesabın boşa çıktığının göstergelerinden biri.
    Miting tertipçileri, kitlelerin demokratik tepkilerini, kendi cuntacı-gerici amaçlarına tabi kılmak istemişti. Önemli bir çoğunluk ve pek çok saygın isim, bu tehlikeleri görememiş veya AKP’nin yarattığı tehlikeler karşısında, bu tehlikeyi ikinci sıraya koymuştu. Bu durum demokrasi mücadelesi adına bir kayıptır kuşkusuz.
    AKP’nin Ergenekon operasyonu, özel harp tekniklerine, kaybetmelere, katliamlara, sabotajlara, kontrgerillaya yönelik demokratik tepkilerden yararlanarak, ABD onayında yeni siyasal konsepti hayata geçirmeye çalışıyor. Yapılan derin devlete, kontrgerillaya son vermeyi amaçlamıyor. Öyle olsa, Mehmet Ağar’ın, Tansu Çiller’in, Doğan Güreş’in tutuklanması gerekmez mi?
    Bu konseptin bir parçası da, demokratik Kürt hareketini etkisizleştirmektir. Nitekim, DTP’ye yönelik son operasyon, ABD eksenli AKP’nin Kürt planının önündeki dikenleri temizlemeye yöneltilmiştir. İlker Başbuğ’un tam da bu döneme denk gelen açıklamaları dikkat çekicidir.
    Türkan Saylan, sadece laisizmden yana bir muhalif. Bundan sonraki tutumunu da kendisi belirleyecek. DTP sadece, Kürt sorununun demokratik çözümünden yana bir muhalif. AKP, Ordu bürokrasisiyle uzlaşı içinde, demokratik siyasal muhalefeti, ABD himayesinde ezmeye çalışıyor. AKP ya da Kızılelmacıların yedeğinde bir demokrasi mücadelesi verilemeyeceği bir kez daha ortaya çıkmış bulunuyor. Gerçek demokrasi halkın demokratik birliğiyle sağlanabilir.
    Yıldız İmrek Koluaçık
    www.evrensel.net