Asya-Pasifik’te bu hafta (91)

Asya-Pasifik’te bu hafta (91)

Melbourne izlenimleri 1


Avustralya’da, Melbourne’de havaalanında indiğiniz gibi bindiğiniz otobüs, hem tasarımının İstanbul’dakilere benzerliğiyle hem de yüzlerin çoğunun Türkiye’deki yüzlere benzemesiyle size İstanbul’daymışsınız gibi bir hava verebilir; Türkiye’de pek seyrek olan Asyalı yüzleri saymazsak. Kentin merkezinde trafiğin düşük yoğunluklu oluşu ve ücretsiz tramvay hattı, elbette İstanbul’u (Beyoğlu ve Bahariye) anımsatıyor insana.
Aslında burada özel bir şey yok. Sermaye düzeni, her yeri aynı biçimde işgal ediyor: Alışveriş merkezleri, alacalı bulacalı dükkanlar vb. Kentte çok fazla yabancı lokanta var, diğer ülkelerin yemeklerini yemek sıradan bir etkinlik... Zaten ‘Avustralya mutfağı’ diye bir şey yok.
Haydi gelin, dostlarınıza armağan almak için hediyelik eşya dükkanlarına girelim: Oyuncak ayılar, diğer hayvanlar, Avustralya biçiminde kül tablası, şort, t-gömlek, bumerang, bir Avustralya yerlisi çalgısı olan diceridu, elbette Avustralya bayrağı vb. İşin gülünç yanı, bunlar Çin malı! Evet, bayraklar bile Çin malı çıkabiliyor! Bu, Türkiye’de olsaydı, herhalde büyük tepkiye yol açardı. (Bunu duyan Pakistanlı bir arkadaş, birçok Muhammedci ülkede, seccadelerin ve tespihlerin bile Çin malı olduğunu anımsattı.) Oysa Avustralya’da, yok sayılan az sayıdaki yerli dışında Avustralyalı yok zaten. “Avustralya, Avustralyalılarındır” sözü oldukça anlamsız. Ülkede pek bir üretim varmış gibi görünmüyor. Avustralya, kalkım kalkım kalkınmış bir ülke olarak, tarımdan sanayiye oradan hizmet kesimine çoktan geçmiş durumda. Çin üretiyor; onlar yiyor, giyiyor. Ülkede en çok bulunan işletme, herhalde lokantalar olmalı. (Elbette, kent çevresini ve diğer kentleri gezmeden ve verileri incelemeden böyle bir sonuca varmamalı, ama ilk izlenim olarak bunu yazabiliriz.)
Avustralya yurttaşı olan Bangladeşli bir arkadaşla daha önce şu sonuca varmıştık: Yazar dediğin, sanatçı dediğin, Türkiye’den, Bangladeş’ten çıkar; Avustralya, esini öldürür. Sorunlar insanı yaşam ustası yapar; sorunları olanlar, her zaman daha zekidirler. İşte kafada bu düşünceyle, sanatçıları bir bulalım dedik. Kentte bolca sanat etkinliği var; ama çoğunluk, pek ilgileniyormuş gibi görünmedi. Anımsatalım: Melbourne, Avustralya’nın spor başkenti olarak geçiyor. Çeşit çeşit sporun her yıl yarışması yapılıyor. Spora olan ilgi sanata yönelik olsa, zaten Melbourne’de sokak çalgıcıları görmeyecektik. Sahi, neden bu kadar sokak çalgıcısı var kentte? Bu, kentte sanat ve yazın dergilerinin yokluğu ve her tarafı bol boyalı dergilerin doldurmuş olmasıyla ilişkili olabilir mi? Oysa İstanbul’da herhangi bir dergicide bile, boyalı dergiler dışında çeşit çeşit anmaya değer dergiye rastlarsınız. İstanbul’un Melbourne’e öğreteceği ne çok şey var... Başlarken, Beyoğlu’yla Melbourne’ü karşılaştırdık; oysa, Melbourne’ün toplamında, Beyoğlu’ndaki kadar okuyan yazan insan bulamazsınız. Görüntüde, Melbourne’de bu kadar çok sanat etkinliği var, ama yine dönelim sokak çalgıcılarına: Melbourne’de sanatçılar sokağa düş(ürül)müş; onlara gökdelenlerde yer yok. Genişlemesine değil, uzunlamasına bir kent bu. Asansörler, otobüslerden daha önemli. Uzunlamasına kentlerde bankalara, şirketlere, alışveriş merkezlerine hep yer vardır da, gelin görün ki sanata yer yok. Vietnam’da sokak çalgıcısı görmezsiniz pek. Bu, Vietnam’da sanatçılara her zaman bir kapı olduğunu mu gösteriyor; yoksa Vietnam’da, Avustralya’nın tersine, sokakta çok polis olduğu için mi sokak çalgıcısı yok? Yani Vietnam’da çalgıcılar, sokakta çalmak istiyor ama polis nedeniyle mi göremiyoruz onları? Yanıtlamak zor; fakat Vietnam’da sanata daha çok değer verildiği söylenebilir.
Gerçekten bu kadar kötü mü bu kent? Bir tüketim kenti mi tümüyle? Tam da değil. Yolda, Uluslararası Af Örgütü üyeleriyle sohbet edip dünyanın bilmediğiniz bir köşesindeki (örneğin Kongo’daki) bir mağdur için imza atabilirsiniz. Ama sakın ha, Kongo’yla ilgili bilgi sormayın, çünkü onların o uzak ülkeyi sizden de az bildiğini görüp şaşırabilirsiniz. Hele de “bu tüketim toplumunda, her şeye karşın, sizi görmek çok güzel bir duygu” derseniz, bir gülümsemeyle değil yadırgayıcı bir bakışla karşılaşmanız olası.
Haydi, biraz daha durun sokaklarda ve Sri Lanka’da çarpışmakta olan Tamil Kaplanları’nın yandaşlarının gösterisine tanık olabilirsiniz böylece. Tamil Kaplanları’nın önderinin resmini taşırlar en başta ve pankartlarında; “Avustralya hükümeti, lütfen müdahale et, soykırımı durdur; Sri Lanka, ölümleri durdur; Tamil Kaplanları, Tamil halkının gücüdür” vb. yazar. “İki taraf da toplukıyım yapıyor” demeye kalkarsanız, aman dikkat, arada gümbürtüye gidebilirsiniz. Hem zaten Asya dövüş sporları çalışan bir sürü insan, öğrendiklerini denemek için dövecek adam arıyor. Yakınlık duyamazsınız elbet bu eyleme; ulusalcı ve Avustralyacı bulursunuz eylemi ve uzaklaşırsınız oradan büyük olasılıkla. Zaten polislerin de pek umursamadığını görürsünüz eylemi; Avustralya’nın temellerine dinamit koymuyorlar ya!.. (sürecek)
Dr. Ulaş Başar Gezgin
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.