‘Bu otelde hizmet berbat!’

‘Bu otelde hizmet berbat!’

Kızıma geçen gün Umberto Eco’nun kitabını aldım. Okudukça önce hüzünleniyor, sonra gülmekten uykumuz kaçıyor… “Cecü’nün Yer Cüceleri...”Eco orada çok güzel bir öykü yazmış.


Kızıma geçen gün Umberto Eco’nun kitabını aldım. Okudukça önce hüzünleniyor, sonra gülmekten uykumuz kaçıyor… “Cecü’nün Yer Cüceleri...”
Eco orada çok güzel bir öykü yazmış. Savaş çıkarmak isteyen bir general, çatı katında bombalar biriktiriyor. Ama günün birinde savaşta insan öldüreceklerini anlayan atomlar, “her şey atomdan yapılmıştır… Kadın ve adam, çocuklar atomdan yapılmıştır” diyerek, kendilerinin insanları öldürmeyeceklerine karar veriyor ve bombaların içinden firar ediyorlar. Savaş günü generaller, bir kentin üstüne bomba yağdırıyor, ama bombalar patlamıyor. Kentin halkı, patlamayan bombaları alıp çiçeklerine saksı yapıyor. General de üniforması boşa gitmesin diye bir otelde kapıcı oluyor. Otel müşterilerinin deyişiyle söylersek:
“Bu otelde hizmet berbat!”

***
Demek ki generallik, dünyanın her yerinde geçerli bir meslek değildir. İyi kuru fasulye pişiren bir aşçı, dünyanın her yerinde meslek erbabı olarak iş bulabilir; mimar, tekniker, kalorifer tesisatçısı filan meslek erbabıdır. Ama askerin, dünyanın her yerinde iş bulması olanaksızdır. Ancak savaşa ve vahşete muhtaç ülkelerde iş bulma umudu vardır.

***
Geçen gün, Genelkurmay başkanı konuştu ve bizim ülkemiz, toptan bu konuşmayı dinlemeye/izlemeye zorlandı. Tam 2 (yazıyla da iki) saat televizyonlar, radyolar ve ertesi günün gazeteleri bu konuşmaya ayrıldı.
Aman bir analizler yapıldı, bir analizler, ben doğrusu şaştım kaldım.
Hayır, gerçeği cesurca söyleyecek olursam korktum.Az sonra yazacağım korkumu…

***
Genelkurmay başkanı, kurmay askerlerin, yani “yetki ve niteliği olan Harp Akademisi mezunu subayların başı” mı oluyor? Öyle herhalde. Sanırım bu nedenle bütün ordunun da başı sayılıyor… Bakamayanların başına da başbakan diyoruz, eskiden valiye “İlbay” deniyormuş…
Öyle ya da böyle adlandırılmasını fazla konu etmeyeceğim.


Bu ülkenin “büyük basınının”, kendisini “demokrasinin dinamiği” sayanların omzu kalabalıklardan korktuğunu gördüm.
Evet korkuyorlar.
Ben de bu durumdan korktum.
Utandım.

***
Bana söyleyebilir misiniz; hangi gelişmiş ülkede, demokrasiyle yönetilen hangi ülkede Genelkurmay’ın başı ülkenin siyasal yaşamına, halkının şu ya da bu ulustan oluştuğuna, af çıkarılmasına ilişkin söz söyleme hakkına sahiptir?Diyelim ki demokrasiyle yönetilen bir ülkede generalin biri çizmeyi aştı; parlamentonun, üniversitenin, sivil toplum kuruluşlarının işine karışan laflar etti, kim dinler onu, kimin ne işine yarar? Demokratlık bilinci almış hangi basın organı, bir generali kendiliğinden her şeyin üstüne koyarak halka sunar?

***
Belki gelişmiş ülkelerde de o generali dinlerler, ama anayasal bir suç işlediğinden ötürü yargıya göndermek üzere...
Çünkü ordu ülkenin politikasına karışamaz… Ordunun ülke politikasına karıştığı yerde, seçilmiş insanların, bilim dünyasının, halk güçlerinin yeri gerçek değildir, sanaldır, kandırmacadır.
Yalandır.
Bu nedenle ben kurmayların başının konuşmasına gösterilen ilginin altında, korkuyla gelen, sindirilmişlikle gelen “bir sayma” olduğunu düşünüyorum.
Bu korkunç!

***
Gün olur da bizim basınımız da üniversitemiz de askerler, sade yurttaş olarak değil de omuzlarındaki rütbelere, ellerindeki silahlara güvenerek memleket sorunları hakkında ahkam kestiklerinde, “sana ne bunlardan?” dediğinde, bizim ülkemizde de demokratikleşmenin oluşmaya başladığını söyleyebiliriz.
Şunu soranlar olacak: o zaman politika yapmayı bir kesime yasaklamış olmuyor musun?
Evet. Silaha, vurdu kırdıya, işkenceciliğe, savaşçılığa ve rütbeye güvenerek yapamaz kimse politika. Ona kısaca entrikanın başka boyutu diyebiliriz.
Korkunç!

***Gazeteci soruyor: “Başbuğ’un konuşması: Yeni bir dönem mi?” Ben yanıt veriyorum; yeni dönem değil, 12 Eylül’den kalma. Umur Talu (ki çok severek okurum) Marx’tan Engels’ten gidiyor ve başlık atıyor: “Katı olan her şey buharlaşıyor.” Evet, Marx doğru söylemiş ama, ordu “bakın darbe yapmıyoruz ama ben istemezsem çözüm olmaz” dediği zaman yeterince katı olduğunu görmektir/göstermektir gazetecilik; çünkü “benden daha üstün çözüm mevkii yok” diyor general… Gazeteci sallıyor: “Sivillere gollük pas”; kim kime gol atacak, demokratik bir ülkede pası neden ordunun başındaki adam versin?
Gazeteci MHP’li köklerinden aldığı duyguyla atmış başlığı: “Orduya sadakatten milletin emrindeki orduya.” Allah Alah! Ne zaman öyle oldu, eğer öyle ise neden Kürt sorununun çözümü neredeyse tek başına orduya bağlı düşünülsün istiyor o general? “Başbuğ’u dinlerken...”, “Başbuğ’un üslubu” gibi başlıklar kusturacak denli çok atıldığı için okuyucuları korumak düşüncesiyle yer vermiyorum.

***
Kuzum bir “açılım” lakırdısıdır almış başını gidiyor: “Türkiye halkı açılımı…” Fethullah Gülen’in aşırı uç militanları dışında hemen bütün “büyük basında” liberallerde bir “olumluluk” havası var.
Bu utandırıcı!..

***
Ergenekon mevzuları ortalığa döküldüğünden beri, silah sahiplerine, omzu kalabalık takımına nasıl davranacağını şaşıranlar için olağanüstü bir fırsat oldu!
Fakat benim bir sorum var: Anımsar mısınız bilmiyorum, 2008 Ekim’inde aynı general, Balıkesir’de de bir konuşma yapmıştı. Parmağını sallayarak, korkutucu yüz ifadeleriyle, arkasında dizilmiş öteki dört generalle…
Peki ne oldu ondan sonra, bu sakinlik nasıl geldi?

***
Gazetecilerden “o günlerde neden bağırdınız paşam da, bugünlerde böyle açılım açılım açıldınız” diye soranına rastlamak çok güç…
Sanki şunun anlaşılması zormuş gibi; bağırarak ya da ağırbaşlılık altında, generaller hâlâ bu ülkede yönetimde olduklarını düşünüyorlar.İşin daha da ağırı, halkın belleğini, vicdanını etkileyen yazarçizer taifesinin çok önemli bölümü, bundan ötesini, generalsiz bir demokratlığı düşünemiyor...

***
Ben 12 Eylül’ü, gördüm… Bu gazeteci/yazar milletinin “ülke” dedikleri şeyin altını üstüne getirdiler. Yıktılar, çaldılar, sattılar. Daha da korkuncu, satacak olanları art arda hükümet yapacak bir sistematik yerleştirdiler. Arkadaşlarımızı öldürdüler. On binlerce insana işkence ettiler.
AKP dediğiniz şey, o cuntacı çetelerin marifetlerinden sadece biridir.

***
Benim ülkemi ordu yönetsin istemiyorum. O orduculuğunu ülkenin parlamentosunun emrinde yapsın yeter. Parlamento dinci de olabilir, dinsiz de…
Sonrasını sonra konuşuruz.
Hiçbir generalin ülkeyle ilgili “olumlu” konuşmasını sevmem, sevenle de konuşmam.12 Eylül’ü de 28 Şubat’ı da unutmak, bu topraklarda yaşayan her insana, her canlıya, dağa, taşa, yola, suya haksızlıktır. Hainliktir!..

***
12 Eylül… Ah!..

***
“Bu otelde hizmet berbat!..”

*** Barış aklımız olsun!
Göğe bakma durağı - Tevfik Taş
www.evrensel.net