Çocuklar

Çocuklar

Birkaç gün sonra 23 Nisan çocuk bayramı. Yine hamasi nutuklar atılacak. Ve bütün suçları coğrafyanın diğer yarısında doğmak olanlarla, coğrafyanın bu tarafındaki ana babadan doğan çocuklar arasındaki farklılıklar ‘kaderle’ açıklanacak.


Birkaç gün sonra 23 Nisan çocuk bayramı. Yine hamasi nutuklar atılacak.
Ve bütün suçları coğrafyanın diğer yarısında doğmak olanlarla, coğrafyanın bu tarafındaki ana babadan doğan çocuklar arasındaki farklılıklar ‘kaderle’ açıklanacak.
Yine çocukların düşe kalka büyüyecekleri söylenecek. Ama kimi çocuklar taşlarla, mayınlarla, kurşunlarla; kimi çocuklar tüylü halılar üstüne düşüp kalkıp büyüyecekler.
Kimi çocukların babaları anaları kaybedilirken, hapislerde çürütülürken ve hatta çocuklar hapse atılırken, kimi çocukların babaları yazlıklarda, kışlıklarda parayla para kazanıp ülkeyi soyup soğana çevirmekle meşgul olurken çocuklarını dadılarla, anaokullarında yabancı dilde eğitimle yetiştirecekler…Fotoğrafçılar da bu yaman çelişkiyi saptayıp yarına belge bırakacaklar. Hayatta bunca çelişki daha doğmamış bebeğe kadar iniyorsa, doğal olarak yaşadığı çağın tanığı olan fotoğrafçılar da bunları belgeleyecek. Ne zaman ki Ataol Behramoğlu’nun şiirindeki gibi ‘bebeklerin ulusu olmayacak’, işte o zaman fotoğrafçılar da mutlu bebeğin fotoğrafını çekecekler.
“İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı, seslerinin tonu …”
Halil Cibran’ın çocuklar üstüne yazısıyla, geleceğin yaşlılarının bugünün yaşlılarından daha güzel günlerde yaşayacaklarına inanıyorum...
“…Sonra yavrusunu göğsüne bastırmış bir kadın söz aldı ve bize çocuklardan söz et dedi.
Ve o şöyle yanıtladı: Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizlerin değillerdir.
Onlar kendini özleyen hayatın oğulları ve kızlarıdırlar.
Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler.
Sizlerin yanındadır ama sizlerin malı değillerdir.
…
Onların vücutlarını çatabilirsiniz ama canlarını asla.
Çünkü onların canları geleceğin sarayında oturur ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz.Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye kalkışmayın hiç.
Çünkü hayat ne geriye gider, ne de geçmişle ilgilenir.
Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız.
Yayı geren, sonsuza açılan yolda kendine bir hedef edinmiştir. Ve oklarını en uzağa eriştirebilmek için kendi gücü ile sizleri gerer.
Yayı gerenin elinde seve seve bükülün.
Çünkü oku atan o güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar elindeki sağlam yayı da sever.”

Halil Cibran-Ermiş (Çev: Aytunç Altındal)
Kadraj - Özcan Yaman
www.evrensel.net