MERCEK

MERCEK

  • AKP hükümeti eliyle Türkiye’nin demokratikleştirileceği beklentisine girenler az değildi.


    AKP hükümeti eliyle Türkiye’nin demokratikleştirileceği beklentisine girenler az değildi. Çok ciddi bir yanılgı olmasına rağmen hala bu beklentiyle hareket eden çok sayıda liberal, sözde demokrat ve hatta kendini “sosyalist” olarak tanımlayan şaşkınlar dahil çok sayıda kişi ve grup bulunuyor. AKP hükümetini “demokrat-demokrasi savaşçısı” gösterirlerken başlıca iki temel sorun ve dayanağı öne çıkarıyorlar. Egemen sınıf ve devletinin, karşı karşıya bulunduğu ve büyük açmazlara düştüğü toplumsal sorunların daha çok yıkıcı hale gelmesi ve kendilerini boğmasının önünü almak üzere baş vurdukları manevralar bunların en önemli dayanağını oluşturuyor. Hükümet, partisi ve destekçisi sermaye kesimleriyle aynı frekanstan sürdürdükleri propagandaya göre, sermaye cephesinin en önemli politik-askeri kurumları arasındaki güç çatışması-uzlaşma, hamle üstünlüğünü sağlama şeklinde devam edegiden iktidar iplerini elde tutma kavgasında AKP “demokrasi cephesi”ni teşkil ediyor. Bunun en önemli kanıtlarından biri, “Ergenekon soruşturması” ve “darbecilerin enselerinden tutularak kodese atılmaları”dır ve ötekisi de,T. Erdoğan’ın, Kürt hareketinin ulusal hak eşitliği istemini kitlesel politik güçle dayatması karşısında, “Kürt sorunu benim sorunumdur” türünden ‘mırın-kırın’ söylemi, TRT Şeş’in Kürtçe yayını, üniversitelerde Kürtçe bölümlerin açılması tartışmaları ve son olarak 1 Mayıs’ın “resmi tatil günü” yapılması girişimi gibi gelişmelerle açıklık kazanmış olan politik tutumdur!
    Arkasında ABD, Pentagon ve CIA olan bir siyasal gücün “demokrasinin kurucusu” gösterilmesindeki garabeti bir yana bırakalım. Bu ‘mantık’ oyununda, Kürtlere inkar ve imhayı silah gücüyle dayatmayı sürdüren ve Kürt hareketinin politik gelişmesinin önünü kesmek üzere polis terörünü tırmandıran güçler “demokrasi için savaşanlar” olarak payelendiriliyor. 85 yıldır askeri kuvvet kullanımı, politik baskı, yasal engeller, ceza, sürgün ve ‘yok sayma’yı dayatan politikayla ezilemeyen ulus gerçeğinin “alt kültürel” ve “bireysel” kimlik bazında “tanınması”, hükümetin ve son açıklamalarıyla genelkurmayın “lütfu” olarak gösteriliyor. Bu politik anlayışta halkın, halk talepleri ve mücadelesinin yeri yoktur. Buna göre, hükümet ve partisinin polis gücüyle ülkeyi “hallac tarlası”na çevirmesi “demokrasi tesisi için”dir! Darbe karşıtlığı adına, içlerinde halka karşı suikast, katliam ve terörle sindirme politikalarının savunucuları da bulunan ve fakat hükümet ve partisi karşıtlığı gösteren kim varsa onun da dahil edilerek gerçek suç örgütlerinin gizlenmesi davasına dönüştürülen “Ergenekon operasyonu dalgaları”yla darbelerin önü kesilmekte ve demokrasi tesis edilmektedir! CIA-MOSSAD gibi gizli servislerin ve onlarla koordineli manevralar yapan “içteki güçler”in “belgeler”le zenginleştirip genişletilmesinde dolaysız rol oynadıkları bu operasyonun Kontrgerilla, JİTEM, Özel Harekat Dairesi, Özel Kuvvetler Kumandanlığı vb. isimlerle faaliyet yürüten egemen sınıf aygıtının faal-işbaşındaki mekanizmasına dokunmamayı esas alması, bunlar için önem taşımıyor. Demokrasinin yolunu açtığı söylenen, 1 Mayıs 77 katliamına, Ecevit’e suikaste, Maraş-Sivas-Çorum katliamlarına imza atan gücün gizlenmesi, 17.500 “faili mechul”ü gerçekleştiren, “bin operasyon”larla anılan, “eroin ticareti”nden Susurluk olaylarına, ülkede ne kadar “infaal nedeni olmuş” olay varsa, hepsinde açık-örtülü adları geçen MİT’çi-Jitem’ci-korucu şefleri ve tetikçilerine dokunmamayı esas alan bir davadır. Bu davanın, bu politikaların yürütücü politik merkezinde duran güçtür demokrat ilan edilen. Un ve kömür torbalarıyla, şeker ve çay paketleriyle, çamaşır makinesi-buz dolabıyla yoksul-işşis insanları “avlama”yı politika sayan, işçi sınıfına, emekçilere, Kürtlere, gençlere, kadın ve yaşlılara karşı emperyalizmin en amansız politikalarını dayatan, yüzbinlerce insanı açlığa sürüklemekten kaçınmayan, hakları için direnmede ıszrarlı olanları polis ve jandarma gücüyle ve emre alınmış yargıç kuvvetiyle ezmeye çalışan bir güçtür bu. “Demokratlığı” Kürtlere karşı giderek yaygınlaştırılan saldırılarla, işçilere karşı amansız saldırgan politikalarla kanıtlanmış ve kanıtlanmakta olan “polis terörü yönetimi”dir söz konusu olan. “Getirilen”in demokrasi olmadığını, beklenticilerle aldatılanların şaşkınlıkları eşliğinde, 1 Mayıs’ta bir kez daha göreceğiz! Herkesin hesabını buna göre yapması gerekiyor.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net