Nefretin sonuçlarıyla ilgilenmek isteyenlere!

Nefretin sonuçlarıyla ilgilenmek isteyenlere!

Artyom’un gitar kutusuna yapıştırılmış bir çıkartma vardı. “Türkler Giremez” çıkartması. Sonra onu çıkartmış. “Ya çok özür dilerim. Bir daha böyle bir şey yapmayacağım” dedi. Ben de bundan ötürü çok duygulandım. Bu, projeye de çok yakışır bir şeydi.


Yaşar Kurt ve Arto Tunçboyacıyan’ın Hrant Dink’in katledilmesi üzerine yazdıkları bir şarkı olan ‘Nefrete Kine Karşı’, zaman içinde bir albüme ve Armenian Navy Band üyelerinin de katıldığı ‘Yash-ar’ isimli bir projeye dönüştü. Yaşar Kurt ile albümün yapım aşamasını, Ermenistan gözlemlerini, Ermeni müzisyenlerle önyargıları kıran ortak çalışma tecrübesini konuştuk.

‘Nefrete Kine Karşı’ albümünün yapım aşamasından bahsedelim.
Arto, Hrant için “Nefrete Kine Karşı” diye bir şarkı yazmıştı. Amerika’da onu elektronik bir şekilde kaydetti, bana gönderdi. Ben de o sırada onun üzerine çalışıyorum, kaydedeceğiz. “Bunu kaydederken işte şunu da kaydedelim… Böyle bir albüm olur mu?” diye düşünmeye başladık. Arto gerçekten çok sevdiğim bir insan ve müzik adamı. Onunla birlikte bir albüm projesi bana çok sıcak geldi, çok istediğim bir şey oldu.

Peki, albümün Yerevan’da gerçekleşen kayıt aşaması nasıldı?
Armenian Navy Band’in davulcusu Arman Jalalyan, basçısı Artyom Manoukyan, klavyecisi Vahang Hayrebetyan; onlar da albümde yer aldılar, enstrümanları onlar çaldılar. Ve Gagik Hodaverdi İran kökenli bir müzisyen; Ermenistan’da, Yerevan’da öğrenci, bize elektronik gitarla eşlik etti. Ali Chartzarin, yine İran kökenli bir gitarist, Türkiye’de öğrenciydi. Onunla birlikte Yerevan’a gittik. Çok kısa bir sürede; on gün, hatta yedi gün gibi bir sürede albümü kaydettik. Bu, hayatımın en kısa zamanda kaydedilen albümü oldu açıkçası. Çünkü herkes ne istediğini, ne yapacağını çok iyi biliyordu. Bir de birlikte uyum problemi olmayan bir ekip çıktı ortaya. Gerçekten herkes projeye çok inandı. Tabii Hrant’ın vurulmasının getirdiği ağır bir hava vardı üzerimizde. Olaya, o duygusal baskıyla, bir yandan da nefrete ve kine karşı ortaya bir şey koymak için herkes katıldı ve “Nefrete Kine Karşı” ortaya çıkmış oldu.
‘ERMENİSTAN’I
BİLMİYORUZ’
Türkiyeli olarak Ermenistan size nasıl gözüktü?
Stüdyo süreci çok yoğun olduğu için Ermenistan’ı gezmeye pek imkanım olmadı. Ama yine de mesela Yerevan şehri, sanat aktiviteleri açısından son derece renkli bir şehir. Resim sergileri, müzik mekanları, sinemalar, konserler, gözüme çarpan bir sürü etkinlik vardı. Yerevan’ın sokakları ve caddeleri sanatçıların resim ve heykelleriyle anılıyor. Buradan Yerevanlıların sanata ve sanatçıya verdikleri önemi bir kez daha anladım. Sanata karşı kitlesel, toplumsal bir destek var. Şehrin kendine has, taş bir estetiği var. Bütün binalar taştan. İnsanların oturduğu evler de taştan. Şehrin bizim tanımlarımıza uymayan, çok karmaşık bir trafik anlayışı var. Ve herkes birkaç kelime Türkçe biliyor. Türkiye’ye gidip gelen Ermenistanlı çok insan var. Bizim hakkımızda bir şeyler biliyorlar aslında ama biz onlar hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Yani o tarafa doğru dönüp bakmamışız. İyi de olmamış. Kendimizi yabancı hissetmişiz, bir husumet sinmiş her birimizin içine. O husumetten yola çıkarak bütün Ermenistan’ı değerlendirmişiz. Mesela bizim televizyonlarımızı gece karıştırırsanız Ermeni mezalimi ile ilgili bir sürü belgesele benzeyen şeyler izlersiniz ama Ermenistan televizyonunda böyle bir şey görmedim. Açıkçası bu kadar aktüel bir Türkiye ya da Türk nefreti hiç görmedim açıkçası.
Albüme dönersek albümün sözlerine baktığımızda, anlatmak istediğini doğrudan anlatan sözler var. Bir de albümün diğer şarkılarında da insanın kendi içine, kendi duygularına yönelik sözler var. Size göre albüme genel anlamda nasıl bir duygusal yapı hakim?
Albüm, Hrant’a yazılmış bir şarkıdan yola çıkmasına rağmen aslında nefret ve kin açısından hedef göstermeyen bir albüm. “Nefrete Kine Karşı”, her türlü nefretin, kinin sonuçlarıyla ilgilenmek isteyen bir albüm. Onun için albümün zaman zaman içe, kendine dönüşleri var. Bana göre de aslında albüm, pek öyle durmasa da bir konsept albüm. Benim sevdiğim bir albüm tarzı. Yani aslında Ermeni müzisyenlerle Türkiyeli bir müzisyenin nefrete kine karşı yaptığı işten çok, hani müzisyenlerin bir araya gelerek, kendi kimliklerini de çok ortaya sürmeden, kendi kimliklerini de ortadan kaldırma talebiyle ortaya çıkan bir albüm.
‘ŞİDDET ARTIK
BİZDE HAYATIN BİR PARÇASI…’
Peki bu albümün size geri gelen tepkileri nasıl oldu acaba?
Çok olumlu, gerçekten çok olumlu… Çok destekleyici. Albüm çıkalı çok olmadı; birkaç ay oldu. Ama bu arada benim turnelerim devam ediyor. Bazen albümden bir şarkı söylüyorum. Mesela en çok “Bazen İnsan”ı söylüyorum konserlerde… “Kaldıralım”ı söylüyorum. Seyirciden çok sempatik tepki alıyor. Bütün seyirciler şarkıya katılıyorlar. Şarkı onlara çok çabuk geçmiş. Çünkü gerçekten şiddet, toplumda artık hayatın bir parçası olmuş. Bu sempatinin şiddet ortamının tartışmayı, konuşmayı ortadan kaldırdığını gösteren bir tepki olduğunu düşünüyorum. Katılıyorlar, birlikte söylüyorlar.

‘TARZ DEĞİL, İYİ VE
KÖTÜ MÜZİK VARDIR’
Albümünüzde müzikal bakımdan birçok kaynaktan beslendiğiniz gözüküyor. Acaba bu albümün tarzını nasıl isimlendiriyorsunuz?
Şimdi Arto’yla benim kafamızın uyuştuğu bir nokta var. Bize göre müzik tarzı diye bir şey yok; belki iyi müzik, kötü müzik var ama tarz diye bir şey yok. Yani bir müzisyen için bir tarz yok. Üslup diye bir şey var ama tarz bizden kaynaklanan bir şey değil. Market kendi pazarlama stratejisini kolaylaştırmak, kendi kategori dünyasına uygulamak için bir tarz isimleri koyma ihtiyacı duyar. “Rockçılar yalnızca rock dinler, hiçbir klasik müzik eseri dinlemez” ya da “Elektronikçiler elektronik dinler, hiçbir akustik müzik dinlemez” gibi bir kavramın rahatsız edici olduğunu da düşünüyorum. Bizim açımızdan üslup tabii önemli bir şeydir. Ne yaparsanız yapın onu kendinize göre bir üsluba göre yaparsınız. Her “tarz”da çok sevebileceğim ve her “tarz”da hiç sevmeyeceğim parçalar olabilir yani. Benim için böyle, bestelerken de böyle… Bazı duyguları anlatmak için bazı şekiller çok daha faydalı olur, etkin olur, onları kullanırsınız. En uygun üsluba göre besteyi yapar ya da çalımı düzenlersiniz.

Albümle ilgili turneleriniz, projeleriniz var mı?
Tabii çok istiyorum. Şu sırada üzerinde çalıştığım bir şey var. Armenian Navy Band ve Arto’yu tekrar bir araya getirip bu sefer albümün gerçek sahipleriyle İstanbul’da birlikte birkaç konser yapmak. İstanbul, Ankara, Antalya biraz olumlu yaklaşıyor meseleye. Arto hem kendisi hem başka projeler için de çalıyor. Armenian Navy Band de öyle. Dolayısıyla herkesi her zaman; aynı günde bir araya toplamak çok zor oluyor. Fakat mayısın ilk haftası içerisinde eğer organizasyonu gerçekleştirebilirsem, İstanbul’da, Ankara’da ve bir de Antalya’da üç konser yapmayı planlıyorum.
‘HER PROJE, BANA YENİ ŞEYLER ÖĞRETİR’
Albüm sanatçı kimliğinize ve kişisel yaşantınıza neler kattı?
Arto’yla birlikte, Armenian Navy Band’in diğer enstrümantalistleriyle birlikte bir projenin içinde çalışmak benim için çok güzel bir şey oldu. Ben pek grup adamı sayılmam. Çoğunlukla tek başına bir müzikal yaşantım var. İşte bu yüzden de grup içinde tek başıma çok tedirgin hissederim, gruba adaptasyonda sorun çekerim. Fakat orada çok rahat bir ortamda çalıştım. Gerçekten herkes birbirini çok sevdi. Belki benim Türkiyeli olmam, bir dikkat, ekstra bir şey getirmişti ama çok kısa zaman içerisinde o tamamen çözüldü. Ve enteresan bir şey: Artyom’un keysine yapıştırılmış bir çıkartma vardı. “Türkler Giremez” çıkartmasıydı açıkçası… O çıkartma onda vardı ama biz çalışıyoruz, devam ediyoruz falan… Sonra bir gün Artyom geldi, onu çıkartmış. “Ya çok özür dilerim. Bir daha böyle bir şey yapmayacağım” dedi. Ben de bundan ötürü çok duygulandım. Çünkü Artyom’un bir önyargısı vardı ama bu önyargı çok kısa sürede yok edildi. Bu, projeye de çok yakışır bir şeydi. Ben hayata misilleme olarak bakan bir insan değilim. Yani biri “Türkler Giremez” diye yazıyorsa ancak düşünceleri doğrultusunda şiddet uygulamıyorsa bence yazabilir.
Bir gün benim şarkımı “Alışamadım”ı Ermeniceye çevirdik. Arto ilk defa bir stüdyoda benim şarkımı Ermenice söylüyor. Arto Tunçboyacıyan gibi bir müzisyenin benim şarkımı söylemesi falan… Bunlar da beni çok heyecanlandıran, coşkulandıran şeylerdi. Yani o kadar sevdim ki bir albüm daha ne zaman kaydederiz diye hâlâ ben de düşünüyorum.
Uğur Halil Karakullukcu
www.evrensel.net