MİNERVANIN BAYKUŞU

MİNERVANIN BAYKUŞU

  • “Ben light Kürdüm” giderim diye gittiği, “gittim gördüm çıktım” diyerek ayrıldığı TRT Şeş’te ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabildi Rojin. Memlekete Kürtçe televizyon lazımsa onu da biz açarız, Kürtçe konuşmak lüzumluysa ancak Başbakanımız konuşur mantığıyla yönetilen TRT, Rojin’e fazla tahammül edemedi.


    “Ben light Kürdüm” giderim diye gittiği, “gittim gördüm çıktım” diyerek ayrıldığı TRT Şeş’te ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabildi Rojin. Memlekete Kürtçe televizyon lazımsa onu da biz açarız, Kürtçe konuşmak lüzumluysa ancak Başbakanımız konuşur mantığıyla yönetilen TRT, Rojin’e fazla tahammül edemedi. Rojin de programına yapılan müdahalelere katlanamadı ve yollar ayrıldı. Bu programı sunarken devlet televizyonuna dahil olmasına da bazı Kürtler dayanamamıştı zaten ve şiddetle eleştirilmişti Rojin. Rojin’in TRT Şeş’ten ayrılmasıyla, seçimlere çeyrek kala uzun bir yolun başlangıcındaymışız duygusu verilerek başlatılan “açılımlar”, yalancı bahara kanarak erken çiçeklenen ağaçların akıbetine uğradı. Zaten şüpheyle karşılanan açılımların Rojin kazalarına yol açmayacağına inanmak, bundan böyle o kadar kolay olmayacak. Her açılımın böyle sonuçlanacağı neredeyse kesin. Hele konu Kürtlerle ilgiliyse... Çünkü Türkiye’de demokrasi bir açılıp bir kapanarak yoluna devam ediyor. Sorun da Rojin’e gösterilen tahammülsüzlükten ibaret değil.
    Seçimlerin hemen ertesinde, Obama da ağırlanıp gönderildikten sonra DTP’nin 51 yöneticisinin gözaltına alınması, 12. Ergenekon dalgasının Türkan Saylan gibi saygın bir bilim kadınına kadar uzatılması, Türk tipi demokrasinin şimdi de bilmem kaçıncı kapanma evresine girdiğini gösteriyor. Bizde en küçük açılımı daima büyük bir kapanma izler; bir adım ileri atılırsa iki devasa adım geriye sıçranır. Bir vakanın bir diğeri için içtihat oluşturduğu görülmez. Radyosunda Keçe Kürdan’ı çaldığı için bir yayıncıya dava açılır, aynı şarkıyı söyleyen Ajda Pekkan övgüyle karşılanır. Erdoğan Kürtçeyi, dilin canına okuya okuya konuşabilir ama Ahmet Türk Kürtçe konuşmuşsa onun için mahkemeden “hukuken soruşturmaya gerek kalmadı” veya “beraat etti” kararının çıkması gerekir. Adalet de nasıl işleyeceği konusunda pek kararlı değil gibidir; bölgeye, iklime ve kişisine göre hukuk farklı işler. Dün öyledir bugün böyle.
    Obama’nın bütün dünyada estirdiği iyimser rüzgarların bizim ülkemizin sahillerine gelince böyle bir kırılmaya uğraması da normal o yüzden. Ama zaten o rüzgarlar da erken gelmiş bahar kıvamındaydı; plastikti bir bakıma. Başkanın hem kendi icraatları hem de daha arkasından dökülen su kurumadan yapılan operasyonlar, Obamalı siyasetin dünyanın da Türkiye’nin de demokrasisinde sanıldığı kadar açılım sağlayamayacağını gösteriyor.
    Obama’nın yeni dünya düzeninin de eski “Yeni Dünya Düzeni”nden çok farklı olmadığı söylenebilir. Ne ABD’nin daha önce dövdükleriyle uzlaşmaya, ne de onların birbirleriyle uzlaşmasını kutsamaya niyeti var.
    Öyleyse şarkı söylemeyi molotofkokteyli atmaya benzeten Rojin dağa mı çıksın? Siyasetin Obama’dan ve Tayyip Erdoğan’dan ağırlıklı öznesi yoksa evet. Halbuki var. Açılımların böyle zikzaklı, bir ileri bir geri gerçekleşebilmesinin garantisi de onların dışındaki öznelerin varlığı. Devlet televizyonlarında Kürtçenin konuşulmaya başlandığı noktaya da bu bir adım ileri iki adım geri demokrasi yürüyüşüyle gelindi. Meclis’te Kürtçe konuştuğu için on yıl hapiste yatan Leyla Zana’dan yine aynı yerde Kürtçe konuşabilen Ahmet Türk’e de öyle. Bu gelişimin bir lütuf olduğunu, Türkiye siyasetinde Kürtlerin ve demokrasinin Kürt sorunu çözülmeden tesis edilemeyeceğini bilen demokrasi güçlerinin ağırlıklı bir rol oynamadığını kim söyleyebilir?
    Belki bu topraklarda daha çok açılımlar görülecek, sonra yine kapanmalar; demokrasi de kapanmaların yarattığı karartıyı söke söke ilerleyecek ve ne çok Rojinler üzülecek ama son gülen iyi gülecek.
    Yalan mı?..
    NURAYSANCAR
    www.evrensel.net