Bu bir ‘oh olsun’ yazısı değildir

Bu bir ‘oh olsun’ yazısı değildir

Geçmişte yaşanan suskunluğa inat, darbecileri değil siyasal hesaplaşmanın arenası haline getirilen hukukun yanlışlığını savunalım.


Ergenekon soruşturmasının 12. dalgasında birçok akademisyen gözaltına alındı. Haklarındaki iddiaları henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, gözaltıların Ergenekon davasıyla ilişkili olduğu. Bu gözaltıların akademik camiada bir tedirginliğe yol açtığı da doğru; üniversitelerin koridorlarında, odalarında, yemekhanelerinde, kantinlerinde, son operasyonlarla ilgili birçok farklı yorum, tabir-i caizse “geyik” dönmüyor değil. Siyasi hayatımızın hâlâ geçerliliğini koruyan “temel söylemleri” de bu tartışmalardaki “analizler” arasına bolca serpiştiriliyor. Malum, Türkiye siyasi pratiğinde, siyasi yönü olan bir dava ile ilgili bir analiz yapılacaksa, davaya taraftar olanlar “olayı yargıya bırakalım”, davanın karşısında olanlar ise “yargı siyasallaştı” jargonları ile politik duruşlarını belirtmeyi pek severler. Bugünlerde de bu iki söz pek popüler; herkesin dilinde. Fakat en azından bu yazı, bu jargonu paylaşmıyor; böylesi bir jargonu kullanarak düşüncelerini ifade etmeye çalışmıyor: Çünkü konusu siyasi olan bir davanın yargısal kararının da “siyasi” olacağı -eşyanın TC’deki tabiatı!- o kadar ayan beyan ki, siyasi hayatımızın penceresinden baktığımızda, “yargı siyasallaştı” diye feryat etmek, maalesef “malumun ilamına” şaşırmaktan başka bir anlama gelmiyor.
Evet, yargı siyasallaştı ki zaten öyleydi; evet, Ergenekon davası da siyasi bir davadır. Ergenekon davası kapsamında gözaltına alınanlar, siyasi duruşları, eylemleri (daha doğrusu kanıtlanabilirse darbe girişiminde bulunmaları) nedeniyle kovuşturuluyorlar. İyi de, ilginç olan Ergenekon davasının siyasi bir dava olması değil ki? Hâlâ buna şaşıran birilerinin olması. Amaçları ve failleri birbirlerinden kat be kat farklı olmasına rağmen İstiklal Mahkemeleri, Yassı Ada Davaları, 12 Nisan 1971 Pazartesi günü, Ankara İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan dava ve 18 Ekim 1982’de Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başlayan dava ne kadar siyasi ise Ergenekon davası da o kadar siyasidir. Bu davalarda yargılananlar da siyasi duruş ve eylemleri sebebiyle yargılanmışlardır. Daha da önemlisi, bu davalarda verilen kararlar ne kadar “hukuki” kararlarsa, ne yazık ki Ergenekon davasında verilen kararlar da o kadar “hukuki” olacak gibi görünüyor.
Ergenekon davasının siyasi bir dava olduğunu ve verilecek kararın da hukuk sosunda servis edilmiş siyasi bir karar olacağını söylemek, olması gerekenden değil olandan yola çıkılarak yapılmış bir değerlendirme. Evet, Ergenekon davasının siyasi bir dava olmasına şaşırmamak lazım; ama öyle olması gerektiği için değil, ne yazık ki bugüne kadar hep öyle olageldiği için. Şaşırılması gereken asıl şey, bugüne kadar Türkiye’nin okuyan yazanları bir bir içeri alınırken ses çıkartmayanların, bugün Ergenekon davasında akademisyenlerin içeri alınmasına tepki göstermeye çalışması. İşte tam da “hukuk herkese bir gün lazım olabilir” sözünün yazılması gerektiği yer de burası sanırım. Geçmişte o kadar siyasi dava, siyasi tutuklama, siyasi idam, siyasi nedenlerle görevden uzaklaştırma, sürgün, işkence yaşandı ki, artık sadece Ergenekon davasının siyasi bir dava olmasına şaşıranlara şaşırabiliyoruz.
Gerçekte, 12. dalgasıyla birlikte siyasi şov niteliği daha da belirginleşmeye başlayan ve herkesin gittikçe kendisini bir Winston Smith sanmaya başlamasına yol açan Ergenekon davasında akademisyenlerin gözaltına alınmasına da şaşırmak mümkün; ama isterseniz gelin bu şaşırma ve tepki gösterme işine ilk başta, 28 Aralık 1947 günü, Behçet Kemal Çağlar’ın tarifiyle, “âmal-i erbaa’ya sığmayan bir milletin” milliyetçi gençlerinin sokaklara dökülerek komünist hoca avına çıkmalarından, Ankara Üniversitesi Rektörü Şevket Aziz Kansu’nun odasını basarak onu “kahrolsun komünizm” diye bağırmaya zorlamalarından, rektörü tükürükler ve hakaretler eşliğinde ite kaka caddeye kadar çıkarmalarından başlayalım. Hazır şaşırmaya başlamışken, bu olayların ardından Niyazi Berkes, Pertev Naili Boratav ve Behice Boran’ın üniversiteden atılmaları ile şaşırmaya devam edelim. Tabii, 1983 yılında, 1402 sayılı Kanun ile 38 profesör, 25 doçent ve 10 yardımcı doçentin nasıl üniversiteden uzaklaştırıldığına da şaşırabilir, tepki gösterebiliriz. Hatta isterseniz, Erzurum Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Orhan Türkdoğan’ın, kendi bölümündeki asistanı İsmail Beşikçi’yi komünist propaganda yaptığı gerekçesiyle nasıl ihbar ettiğine; Abant İzzet Baysal Üniversitesi İktisat Hocası Fikret Başkaya’nın, Paradigmanın İflası kitabı nedeniyle üniversiteden nasıl atıldığına da şaşırabilirsiniz. O gün o olaylara şaşırmamış, tepki göstermemiş bir toplumun, bugün Ergenekon davasında akademisyenlerin tutuklanmasına tepki göstermesi, gayet şaşırılacak bir durum.
Belki bu kadar örnekten sonra -ki sayıyı daha da artırabiliriz- neden Ergenekon’un siyasi bir dava olmasına ve bu davada akademisyenlerin gözaltına alınmasına şaşıranlara şaşırmak lazım dediğimi daha net ifade edebilmişimdir. Ama üç önemli noktanın altını çizmeme izin verin. Birincisi, yukarıdaki örnekleri; “oh olsun, geçmişte tutuklananlara sizler tepki göstermediniz, ben de bugün sizin gibi düşünenlerin tutuklanmasına üzülmüyorum” diyebilmek için yazmadım. sadece tepki gösterme refleksleri gelişmeyen bir toplumun söz söyleyen dilinin nasıl da lâl edildiğini göstermek için yazdım.
Belirtmek istediğim ikinci nokta, yukarıda sıralanan örneklerin, birbirlerinden farklı amaçlara yönelmiş kişilerin, birbirlerinden farklı değer yargılarından hareket eden eylemleri için açılmış davalar olduğunu ben de biliyorum. Niyetim, Kazım Karabekir ile Adnan Menderes’i, onlarla Deniz Gezmiş’i ve tüm bu isimleri de bugün Ergenekon davasında tutuklananlarla aynı kefeye koymak değil; ama bu, tüm bu davaların birer “hukuk sahnesinde oynanan siyasi piyesler” olduğu gerçeğini hiç ama hiç değiştirmiyor.
Vurgulamak istediğim üçüncü nokta ise en önemlisi: Ergenekon’un siyasi bir dava olmasına şaşıranlara şaşırmak lazım. Şaşırmamak lazım; ama alışmamak, kanıksamamak da. Bir yerden, bir noktadan başlamak gerek tepki göstermeye. Ergenekon’u savunmak adına değil hukuku savunmak, hukukun siyasi hesaplaşma mekanizması haline getirilmesini eleştirmek adına; darbe planlayanları, darbecileri desteklemek adına değil, mahkeme süreci sonunda darbe yapmaya giriştiği hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak delillerle ispatlanarak cezaevine konacak da olsa, 74 yaşındaki kanser hastası bir kadının evinin aranma yöntemine, bir kocakulağın fütursuzca bizi izleyebilmesine tepki göstermek gerekiyor.
Ergenekon davası, darbelere, darbecilere karşı çıkabilmek, darbe yapmayı kafasına koyan herhangi birinin, rütbesi ya da mevkii ne olursa olsun bir gün mutlaka yargılanabileceğini de aklının bir köşesine koymasını sağlamak, geçmişte yapılan darbelerin yöneticilerinin de yargılanabileceğini ummaya başlamak açısından güzel bir fırsat. Aynı şekilde bu dava, siyasi tarihinde, yıllar sonra karara bağlanabilen onlarca davanın (12 Eylül’den sonra başlayan Dev-Yol davası da 20 yıldan fazla sürdü), siyasi idamların, mesnetsiz tutuklamaların, Erdal Eren davasında olduğu gibi hukuk skandallarının, Deniz Gezmiş örneğinde olduğu gibi hukukun sadece sonuca neden biçmek için kullanıldığı siyasi kinlerin yaşandığı bir ülkede, bir daha böylesi hukuk komedilerinin olmamasını hayal etmeye başlamak için de güzel bir fırsat: Darbecilerin arkasında saf tutmayalım, 12 Eylül Atatürkçülüğünün de; evet, ama darbecileri desteklemeyelim derken, gittikçe bir siyasi şova, bir siyasi hesaplaşmaya dönüşme görüntüsü vermeye başlayan hukuki süreçleri ve o davaların siyasi saiklerle alınan kararlarını da onaylıyor görünmek zorunda kalmayalım. Darbe girişimini yargılayan bir yargının toplumda yargılanır hale gelmesi; darbe girişimini ve bunun için kurulmuş bir terör örgütünü yargılama, gün yüzüne çıkarma iddiasıyla yola çıkan bir yargının yargılama sürecinin toplumda tepki toplamaya başlaması, en başta yine bizzat bu yargı tarafından yargılanmakta olan (muhtemel) darbecilerin ekmeğine yağ sürecektir. Geçmişte yaşanan suskunluğa inat, darbecileri değil, siyasal hesaplaşmanın arenası haline getirilen bir hukukun yanlışlığını savunalım.
METE KAAN KAYNAR - Doktor (Hacettepe Siyaset Bilimi)
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.