YAŞAMA KÜLTÜRÜ

YAŞAMA KÜLTÜRÜ

  • İkinci Kuşak Köy Enstitüleri Derneği çağırdı...İzmir’deyim...Aydınlanma Ödülünü verdiler bana...


    İkinci Kuşak Köy Enstitüleri Derneği çağırdı...
    İzmir’deyim...
    Aydınlanma Ödülünü verdiler bana...
    Bugüne dek verilen ödüllerin içinde beni en çok onurlandıranı...
    Ama bundan da büyük bir armağan aldım onlardan: Eskilerle yeniler kucaklaştı... Safların sıklaştırmanın günleri değil mi bu günler? Herkesin başının ardında Türkan Saylan konuşmuyor mu? Eğitim, eğitim demiyor mu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği? 40.000, 100.000, milyonlarca çocuğun eğitimi, aydınlık eğitimi demiyor mu?
    Mustafa Kemal’in bıraktığı yerden başlayıp aydınlanma, çağdaşlaşma demiyor muyuz?
    17 Nisan bunun bayramı değil mi?
    Elbette bilinçle kucaklaşacağız, elbette safları hiç gevşetmeyeceğiz, bu ülkeyi karanlıklarda bırakıp, işbirlikçilerle elele yeniden sömürmeye başlayanlara karşı.
    Köy Enstitüleri Mustafa Kemal’in “Kültür Devrim”inin temel kurumlarından biri, en özgünü, en başarılısı...
    İlk buradan başladılar kara yürekliler yıkıma... Yurdunu seven, yurdu için, insanı için, bütün insanlık için çalışan her kişiye dedikleri gibi “komünist” dediler... Oysa elbette halkçı olacaklardı halkın kınamasından sakınanlar, o güzel insanlar.
    Yüzlerce, binlerce yıldır orada öylece bırakılmış bir ülkenin, yırtık pırtık çaputlar içindeki çocukları yanlayak geldiler... Bir bidon suyla, çorak topraktan başka birşeyleri yoktu... Küçücük ayaklarıyla toprağı yuğurdular, küçücük elleriyle biçimlendirdiler, pişirdiler... Bu tuğlalarla duvarlar ördüler... Dersliklerini, yatım yerlerini oluşturdular...
    Onlar tasar (plan), yapmayi bilmezlerdi ki... Kim yapacaktı? Bu işin eğitimini almış olanlar: Mimarlar, mühendisler...
    Ha deyince olur muydu bu iş ? Yanlızca teknik bilgiler yeter miydi buna? İnsanını tanımadan, onun koşullarını yaşamadan, duyumsamadan yapılabilir miydi onlar için tasarım?
    Köy Enstitülerinin tasarım yarışmalarına girebilmek için “en az 6 ay yerinde yaşamak” koşulunu koydular işin baş mimarları: Tonguç’lar, Hasan Ali Yücel’ler... Ülkenin Cumhuriyet koşulları içinde yetişmiş gencecik, pırıl pırıl mimarları yarışmalarda önde geldiler.
    (Bunlardan biri de sonra Anıt Kabir’i de yapacak olan Emin Onat idi...)
    İşte onların tasarlarını, çorak, kepir toprağı yoğurup, küçücük elleri, koskoca yürekleriyle, geleceğin öğretmenleri, yeryüzü ölçeğinde yazarları, bilim adamları uyguladılar, gerçekleştirdiler.
    Anadolu’nun dengeli dağılmış 21 yeri yeşillendi, çiçekler açtı... Aydınlık kaynağı oldu...
    (Neden yazıyorum bunları? TOKİ’ciler, kopyacı, kendini cambaz ya da “moda” terzisi sanan mimarlar duysunlar diye... Duysunlar da yüzde 40’ı kerpiç evlerde yaşıyan bugünün Anadolu insanını azıcık tanımağa çalışsınlar diye...)
    Bu konuyu elbette burada bitirmeyeceğim. Yazacağım daha... Yazacağım ama Türkan Saylan’lara, düşünce özgürü Manisalı’lara yapılanlar hep usumda uğulduyarak, kendimi daha da bilinçli olmanın sorumlusu tutarak...
    CENGİZBEKTAŞ
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.