Müziğin çok yönlü etimolojisi

Müziğin çok yönlü etimolojisi

ISSIZLIK, sesin soluğun çıkmadığı, çıkamadığı sonsuz bir boşluğu duyumsatır insana.


ISSIZLIK, sesin soluğun çıkmadığı, çıkamadığı sonsuz bir boşluğu duyumsatır insana. Bu insan, etimolojiden habersiz girip çıkmışsa kelimelerin dünyasına, kelimelerin kavramsal boyutuna ulaşma gücünden yoksunsa, ondan başka bir tavır ve yorum beklemek ne kadar mümkün olabilir?
İlk solo albümünü “Issız” adıyla Kalan Müzik’ten çıkaran Sumru Ağıryürüyen bu soruyu; önce kendisine, içtenlikle ve “gerçekten” yönelttiği için dinleyici bu çalışmayla etimolojinin çok yönlü yolculuğuna çıkıyor.
Durakların beklemediği bir anda karşısına çıktığını fark eden dinleyici, o anda inme değil yolculuğa dalıp gitme isteğiyle yanıp tutuşuyor.
Yolculuğun klişe kompozisyon kurallarıyla değil, ortada bir noktadan hem başı hem de sonu yaşatarak gerçekleşebileceğini görüyor.
Gerçekleştirdiği yolculuk ıssızlığın aslında çok sesli bir dünya için var olduğunu anlatıyor ona.
Bu anlatımın estetikle bezenmiş şiirle insanın yüreğine işleyeceğini bilen Ağıryürüyen, dinleyicisini şiirde ve düzyazıda etimolojinin izini hâlâ süren Murathan Mungan’ın ve Mehmet Güreli’nin cümlelerinden mahrum etmeden albümünün kozasını örüyor.
Etimolojiye sosyal bilimde disiplinler ve metinler-arasılığın nimetlerinden şiirini de gölgede bırakmadan yararlanan Meltem Ahıska; Ahıska ile bu bağlamda aynı kanala akan, kaleme almasa da şiiri yaşayan, yaşatan Bülent Somay “Issız”ın sessizliğe gömülmemesi, çok renkli resimler çizmesi için ellerinden gelenin fazlasını yapıyorlar.
Düzenlemenin de bünyesinde etimolojik bir gerçeklik yaşandığının bilinciyle notaları oya gibi işlediği bilinen Serdar Ateşer de bu kez bestesiyle, zaafa düşmeyen bir çalışmanın gün yüzüne nasıl çıkarılabileceğini yeniden gözler önüne seriyor.
Erkan Oğur’dan Yurdal Tokcan’a; Turgut Alp Bekoğlu’ndan Serdar Gönenç’e uzanan geniş bir yelpazeden dinleyicisine seslenen Ağıryürüyen, notalarını farklı türlere eğilseler de yine etimolojiden ilham aldıran isimlere uyum sağlayarak, müziğin sadece dinlenilen bir unsur olmadığını yeniden belleklere kazıyor.
Muammer Ketencoğlu ve Brenna Mac Crimnon ile “Ayde Mori”de bir araya gelen sanatçı; “Issız”da Yinon Muallem ve Patrick Chartol’a yer vererek müziğin milliyetçiliğe değil enternasyonalist bir açılıma ihtiyacı olduğunu da hatırlatıyor. Kimi sanatçılar ezgilerde bir damar yakalayarak oradan dinleyicilerine ulaşmayı denerler ve bu damarın derlenip toparlanma sürecinden geçip toplardamar ortak paydasında buluşması için çaba harcarlar.
Seste de etimolojinin izini süren ve erkeksi tona geçişe izin vermeyen Sumru Ağıryürüyen ise, toplardamardan kılcala doğru ulaşarak ve orada da derinleşmeye devam ederek bu kez “Issız” aracılığıyla müziğin tarihini yeniden kaleme alıyor.
Bu, sadece müziğin değil müzikle bakmanın da tarihidir aslında ve Sumru Ağıryürüyen’in ilk solo performansıyla; bakmanın görme anlamına gelmesi için dirsek çürüten; Ezginin Günlüğü, Mozaik gibi gruplar dışında; Çalıntı ve direkt olarak müzikten söz açmasalar da bir kısmı yayımını sürdüren; Birikim, Defter, Şizofrengi gibi dergilere kendisini ıssızlığın çoksesliliğine nakışladıkları için samimi bir dost selamı gönderdiğini de vurgulamak gerekiyor.
Görsel tasarımda etimolojik bir atmosfer yaratan Rıza Nazım Ulusoy’la tanışmaya vesile olan “Issız”, henüz etimoloji bir yana akıl ve mantıkla ilişki kuramayan ilk yardım sektörünün sayesinde ölüme “merhaba” diyen Tanju Duru’ya ithaf edilerek soruyor: “Var olma nedenlerinizden en önemlisini, insancıllığınızı da sektörleştirmek gibi bir derdiniz varsa niçin takılıyorsunuz notaların ve harflerin peşine?”
[email protected]
Mehmet Akif Ertaş
www.evrensel.net