GERÇEĞİN GÖZÜYLE

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • İnsanlık durumlarından biridir. An gelir kendi içimize döner, geçmişimizle bir tür hesaplaşmaya gireriz.


    İnsanlık durumlarından biridir. An gelir kendi içimize döner, geçmişimizle bir tür hesaplaşmaya gireriz. Günübirlik yaşadıklarımızla da... Bu noktada önemli olan, benliğe dönük bir sorgulamayı, irdelemeyi ne denli dürüstçe yapabildiğimiz. Kendimizi mi kandırıyoruz? Küçük, küçücük yalanlarla geçiştirip sözde bir vicdan rahatlaması yaratarak, tuttuğumuz yola devam mı ediyoruz? Elbette; başkalarının bizi nasıl gördüğünü bir yana bırakarak kendimizle yüzleşebilmemiz, içimizdeki öteki beni sorgulayabilmemiz için cesaret ve kocaman bir yürek de gerekiyor. Bunu becerebildiğimizde yaşamı paylaştığımız kişilere, çevremizdekilere, iş arkadaşlarımıza daha sevecen yaklaşabilmemiz; gözümüzde büyüttüğümüz, kusur bellediğimiz davranışlara kolayca katlanabilmemiz mümkün olabilecek. Olaylara daha bilgece yaklaşabilen, sorun getiren değil çözüm üretebilen bireyler olarak sürdüreceğiz toplumdaki görevlerimizi.
    Bu bakış açısını toplumun çeşitli katmanları üzerinde uyarlamaya gelince durum pek o denli kolay değil. İşin içine toplum vicdanına şırınga edilmiş ulusal bilinç, ırksal üstünlük, vatanseverlik, sınıfsal aidiyet türünden kavramlar girmiştir; çocuk yaşlardan belleklere monte edilmiş bir bütünün parçaları... Bireyler büyüdükçe bunlara benlikçilik, emek düşmanlığı, sömürme güdüsü, kazanma hırsı, şöhret gibi anamalcılığın olmazsa olmazı yeni güdüler eklenir. Neoliberal politikalara ayak uydurma çabasında elinden geleni ardına koymayan, halklarına kan şerbeti sunup nar şerbeti niyetine içiren kimi ülkelerin, kapitalizmle semirmiş zengin ülkeler nezdinde hâl⠓gelişmekte olan ülke” kategorisinde kalmalarında, kendileriyle hesaplaşamamış, yüzleşememiş birer toplum olmalarının büyük payı var elbet. Türkiye gerçeğine bir bakalım. Siyaseti, askeri, üniversitesi, yargı kurumları ve medyası ile tüm bu güçlerin toplumsal barışa hizmet adına, halkın güvenliği ve esenliği adına, insan temel hak ve özgürlükleri adına kendi yüzleşmelerini yapabildiklerini söyleyebilmek mümkün mü? Ülkeyi, kentleri, belediyeleri yönetme savında olanların kişisel ya da kurumsal böyle bir yüzleşmeyi günün birinde gerçekleştirebileceklerine inanabilseydik keşke. Ama inanamıyoruz. Görüldüğü üzere ülkede bir cadı kazanı kaynatılıyor. Ulusal barışa en çok gereksinim duyulan bir dönemde, ayrımcılık körükleniyor. Yargı bağımsızlığı tartışılır hale geliyor. Polis devletinin adımları var sokaklarda. Halkın üzerinde korku bulutları yoğunlaşıyor giderek... Kürt sorununun çözümüne en yakın durulduğu bir sırada, ortalığı geriyor birileri. Medyanın bir bölümü gazeteciliği bırakmış muhbirliğe soyunmuş. Dini cemaatlerin sözcülüğünü gazetecilik sananlar çoğunlukta. Halkın oyları ile meclis’e girmiş bir siyasi partinin legalliği tartışılıyor. Milletvekilleri üzerinde düzmece haberlerle oyun oynanıyor. Sizlerin demokrasiden, serbest seçimlerden, sandığın gücünden anladığınız bu mu? Düzenin partilerine oy verenler değerli, vermeyenler hain mi bu ülkede? Sabah uyandığınızda aynaya bakın beyler. Yüzleşin kendinizle; geçmişinizle, yaptıklarınızla... Vicdanınızı rahatlatabiliyorsanız, çocuklarınızın yüzüne içtenlikli, insanlara da daha sevecen bakmayı öğrenmiş olursunuz belki de...
    TURGAY OLCAYTO
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.