ESKİKENT YAZILARI

ESKİKENT YAZILARI

  • Tarih 1 Nisan 2007’ydi. Başbakan Erdoğan, “kocaman bir şaka halinde” gelmişti Eskişehir’e.


    Tarih 1 Nisan 2007’ydi. Başbakan Erdoğan, “kocaman bir şaka halinde” gelmişti Eskişehir’e. Elinde, upuzun listelenmiş “açılışlar” silsilesinde tam tamına 212 tesis vardı.
    Cumhuriyet tarihi böyle bir açılış görmemişti! Neredeydi o geçmişteki açılışların kurdele gerdirip makas keskinletme hazırlıkları? Hayvan boğazlatıp, alınlara kan sürmeler?
    Devir değişmişti; Başbakan, gözüyle görmediği yerlerin açılışını, Vilayet alanına kurulan platformun üstünde düğmeye basarak yapıyordu. Ben de, “Demirel’le Erbakan’ın kulakları çınlasın” diye dua etmiştim o gün.
    Açılışı yapılan işyerlerin listesini inceleyince Başbakanın hakikaten de “kocaman bir şaka halinde geldiğini” sonradan çok daha iyi anladık… Açılan yerler arasında 2-3 yıldır faaliyette olup “sarsıntı geçirmekte” olan işyerleri olduğu gibi, bir vakitler açılışı yapılmış okul ve kuruyemişçi deposu bile vardı. Asıl şaka, Eskişehir’de günlük olarak yayın hayatını sürdüren ve Başbakan bu açılışı yapmadan bir yıl kadar önce yeni tesislerine taşınan İstikbal Gazetesi’nin bu tesislerinin de “bir düğmeye basışta” açılıvermesiydi!
    Biz de ‘Eskişehir’de 212 tesis açılıyor, böylece işsizlik hafifleyecek, iyi olacak’ diye düşünmüştük ya, nafile!
    Yeni tesisler Eskişehir’in işsizine “merhem” olmadı…
    Şimdi, üç yer var ki, işsizlerin kentin içine doğru, umutsuz ve boş bakışlarıyla yürüyüşünü anlatıyor bana. Evet, umutsuz ve boş bakışlarıyla…
    Birincisi kahvehaneler, ikincisi Reşadiye Camisi önündeki ‘amele pazarı’, üçüncüsü İş Kurumu’nun önü…
    Hele o, eski adı İş ve İşçi Bulma Kurumu, yeni adı İş Kurumu denilen yer var ya, günde kaç kişinin uğradığının haddi hesabı yok. Bu kurumun hemen girişindeki küçük salonunun içinde, üstünde şöyle yazan bir tabela vardı bir zamanlar: İşi olmayan giremez!
    Evet, Başbakan’ın kocaman bir şaka halinde iki yıl önce yaptığı açılışların sözcüklere dökülmüş hali: İşi olmayan giremez!
    ***
    İşi olmayanın da kendisine “iş yarattığı” günlerdeyiz işte!
    Para babalarının kavga çıkarmadan anlaşıverdiği şu günlerde, tam da 1 Mayıs yaklaşırken Eskişehir’deki Türk-İş’e bağlı bazı sendikaların “Biz DİSK- Metal-İş ile birlikte yürümezük!” demesine ne demeli? Gel de Nâzım’ın o şiirini okuma! Hani diyor ya koca usta, “Kabahatin büyüğü senin canım kardeşim!” diye…
    Emek sömürüsü yapanlarla olan “anlaşmazlığımızdan” değil de, kendi içimizdeki “anlaşmazlıklar” üzerinden yürüyoruz 1 Mayıs’a…
    Çabuk olalım, çabuk olalım…
    Takvim yaprakları Mayıs’ın ilk günkü güneşine doğru düşüyor canım kardeşim!
    ***
    Fakat, 1 Mayıs gelmeden önce, Eskişehir’de bir “kabahat gibi kabaran” telaşımız var yine de… Şimdi o üç yerin, yani; kahvehanelerin, Reşadiye Camisi önündeki ‘amele pazarının’ ve İş Kurumu’nun gönülsüz müdavimleri, “işimiz olsun” diye bu Pazar günü “gönüllü” bir işe kalkışıp, aralarına sahiden “işi olanları” da alarak Beşiktaş maçına gidecekler.
    Adım gibi biliyorum, gidecekler…
    Bir zamanlar, köşe vuruşundan gol atacağı biline biline kavisli şutları çaresizce kale içine alınan Mustafa Denizli’nin takımını izlemeye gidecekler. Ben de gideceğim…
    Ankaragücü yenilgisiyle “yere bakan” Es-Es’ler, gözü yukarılardaki kartalın pençesine bir cesaret yürüyerek “yürek yakan” olabilecekler mi? Herkesin aklında, 1981-82 sezonundaki Eskişehirspor- Beşiktaş maçı: Beşiktaş yense şampiyon, Es-Es yense ligde kalacak! Top, kartala gülmüştü o zaman…
    Evet, “maça gidecekler” dedim ya…
    Çünkü, hiçbir hastalık, ‘Eskişehirspor hastalığına’ benzemediğinden ve de Tıbbiyeye böyle bir uzmanlık alanı epeyce zaman açılmayacağından, açık tribüne oturup nisan güneşini bir sıcak somunun buğusu gibi başlarına geçirerek Amigo Orhanca bağırmamızı hiçbir ilaç engelleyemeyecek: Es, Es, Es, Ki, Ki, Ki, Eski, Eski, Es!
    Sonradan Anadolu ihtilaline dahil olanlara da inat olarak sevgili şair arkadaşım, ağabeyim Haydar Ergülen’in daha önceleri yaptığı şu tespitinden çıkacak bir uğultu, Atatürk Stadyumu’nun içinde gezinecek o gün belki de; Trabzonspor büyüklenmekse, Eskişehirspor diklenmektir!
    Sahi, Orhan Ağbi’nin(*) bir söyleşisinde söylediği “…Ezen İstanbul takımları, ezilen Anadolu takımları vardı bu dünyada. Biz de bunu görünce o dönemde bir araya geldik ve bu İstanbul’un baronlarını yıkmayı hedefledik” sözleri de gezinecek mi stadyumda dersiniz?
    ***
    Sonuç ne olursa olsun, hepimiz evlerimize varacağız maçtan sonra…
    İşsizsek işsizliğimizi, ev kirası ödenmediyse ev sahibini, kredi borcumuz varsa parayı düşünerek, bir rüyadan gerçeğe dönmenin şaşkınlığına gireceğiz…
    Sonra, hepimiz “kendi kederimizin” istasyonundan bir bilet alıp “çözüme” yolculuğa çıkacağız…
    Ben şu pazar günkü “kabahat gibi kabaran” telaşı ütüleyip naftalinleyerek sandığa koyduktan sonra, galiba kulağıma her 1 Mayıs’ta fısıldanan o cümlenin “soğukluğunda” kendimi sınayacağım. Babam, kiremit işçisi Hüsmen’in 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, annem ev hanımı Fatma’nın 10 Kasım’da ölmesinin tesadüfüne düşürdüğüm yanıtsız sorular üzerinden, hep 1 Mayıs’ı kendime bir “veda gibi” yakıştırdığımı anımsayıp, tedirgin olacağım!
    Sonra o üç yerin, yani; Eskişehir’deki kahvehanelerin, Reşadiye Camisi önündeki ‘amele pazarının’ ve İş Bulma Kurumu’nun müdavimlerini toplayıp “kederden” nasıl bir “umut” çıkarmış, onu kanıtlamak için hep birlikte 1 Mayıs’a yürüyeceğiz…
    (*) Amigo Orhan (Orhan Erpek)
    RAHMİ EMEÇ
    www.evrensel.net