ÖZGÜRLÜKLER

ÖZGÜRLÜKLER

  • Nereye diye sormazlar mı adama? Ergenekon’dan yola çıkıyorsun da nereye gidiyorsun? Nereye gitmek istiyorsun? Ne yapmak istiyorsun?


    Nereye diye sormazlar mı adama? Ergenekon’dan yola çıkıyorsun da nereye gidiyorsun? Nereye gitmek istiyorsun? Ne yapmak istiyorsun?
    Bir: Herkesin telefonunun dinlendiği bir ülke demokratik bir ülke değildir. Bu ancak diktacı rejimlere özgü bir kulak büyüklüğünü ifade eder.
    İki: Usule aykırı delil toplamak demek, bir yerde işkenceye meşruiyet tanımak demek. Gerçeği işkencede aramanın neresi hukuka uygundur?
    Üç: Usul kapısı yanlışsa esas kapısı da yanlıştır. Diktatörlükle demokrasinin inşa edildiği nerede görülmüştür?
    Dört: Ergenekon’u izleyenler, zannediyorlar ki, yalnızca bu soruşturmada hukuka aykırılıklar yapılıyor. Oysa bilmezler mi, kadim zamanlardan beri hukukun üstünlüğü ilkesi, bu coğrafyada aranmaktadır. Evler basılmakta, yargısız infazlar yapılmakta ve delil diye evlere işyerlerine tabancalar,bombalar konmakta ve bilgisayarlarda oynamalar yapılmaktadır. İnsanlar aylarca ve yıllarca temel hukuk güvencelerinden yoksun olarak tutulmakta ve yargılanmaktadır. Bu dava vesilesi ile devletin ceza ve infaz politikasına bakmak lazım. Dikkat: 2005 yılında cezaevlerinde 55 bin kişi tutuklu ve hükümlü olarak bulunmaktayken bu sayı 2009 yılı itibariyle 110 bine ulaşmıştır. Devletin özgürlük algısına bir kez daha dikkat! Yalnızca AKP hükümetinin değil. Dikkat!Devletin özgürlük algısından söz ediyoruz.
    Beş: Ergenekon, otoriter devletin otoriter kanatlarından birisinin diğerine geçtiği bir operasyon olarak da kalabilir. Baksanıza paralel devletten söz ediliyor. Pek çok devletçik var devlette demek ki. Ama biz, sadece görünenlerden, görünen usul ve mekanizmalardan hareket ederek akıl yürütelim. Ne yargılananların güvencesi var, ne de soruşturma ve yargı makamında bulunanların. Bakmayın şimdi esip gürlemelere. Nedeni madde altıda ve yedide yazılı.
    Altı: Türkiye’de sivil yargı açısından bağımsızlık ve tarafsızlık sorunu var. Sadece bu kadar da değil. İdarenin yargı üzerinde denetimi var. Yargıçların kürsü güvencesi yok. Savcılar daha da güvencesiz. Her an işten el çektirilebilir. Her an ilahi hakim ve savcılar örgütünün olumsuz kararı ile karşı karşıya kalabilirler. Üstelik haklarını yargıda da arayamazlar. Ferhat Sarıkaya’ya ne oldu, neden oldu? Bir düşünün. ‘Fettullahçıymış, şimdi Amerika’da’ demek sorunu anlamamak demek. Hukukun üstünlüğü ilkesinin aradığı cevabı verememek demek.
    Yedi: İki başlı yargı demek, iki başlı devlet demek. Evet evet, öyle demek. Böyle operasyonların sonu merak edilir elbette. Paralel yargılamaların. Kamu oyu tatmin edilir. Bilgiler medyaya sızdırılır. Medya bunu gazetecilik başarısı olarak sunar. Kamu oyu tatmin edilir. İşler, örneğin bir tarafa göre sarpa mı sardı, elde hazır tutulan deliller sürülür piyasaya; kimse sesini çıkaramaz. Mesela hemen bombalar, toplar tüfekler çıkarılır. Hemen ardından olur bu. Kamuoyu üzerinden yürütülen soruşturma ve davalar böyledir. Bütün siyasi davalar böyledir. Bir gün bakmışsınız ki, sivil yargı, asker şahıslar için görevsizlik ve yetkisizlik kararları verivermiş. ‘Biz askeri şahısları yargılayamayız’ deyivermiş. Tekrar Şemdinli’yi hatırlayın. Yargıtay 9.Ceza Dairesi’nin kararını…Türkiye’nin hukuk düzeni gladyoyu yargılamaya müsait değil. Yargının askeri olanı ile hukukun üstünlüğü ilkesini nasıl yaşama geçirirsiniz?
    Başbakanların, bakanların telefonlarının dinlendiğinden bahsettiği bir ülkede, hangi hak, hangi özgürlük için, “güvence altındadır “denebilir ki. Güvenceyi vermesi gereken devlet ihlal ediyor hakları ve özgürlükleri...
    Başbakanlarını izleyerek ve dinleyerek…Hakları ve özgürlükleri koruması beklenen yargıçları ve savcıları izleyerek ve dinleyerek.
    Değil mi ki bir yargıç, kendi telefonunun dinlenmesine dair bir talebi karar altına alıyor; yurttaş olarak yanmışız biz.
    Ergenekon, hukukun üstünlüğü ilkesi rehberliğinde ilerleyebilir ancak.
    HÜSNÜ ÖNDÜL
    www.evrensel.net