BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Dün gece, Ermenistan’la Türkiye arasında, “ilişkileri normalleştirmek için bir yol haritası üstünde anlaşıldığına” dair anlaşma yapıldığının açıklanmasıyla, Ankara ve Washington derin bir nefes almış olmalı.


    Dün gece, Ermenistan’la Türkiye arasında, “ilişkileri normalleştirmek için bir yol haritası üstünde anlaşıldığına” dair anlaşma yapıldığının açıklanmasıyla, Ankara ve Washington derin bir nefes almış olmalı.
    Çünkü Ankara; “Obama son anda ‘Ermeni soykırım’ı der mi demez mi” gerilimi yaşarken Washington’da ise, “Obama, geleneksel 24 Nisan konuşmasında ‘soykırım’ lafını etmeyecek ama, buna az çok inandırıcı bir gerekçe bulabilecek miyiz” sıkıntısı vardı.
    Babacan’la Nalbantyan’ın gece yarısı yaptıkları anlaşma, iki başkente de nefes aldırdı.
    Anlaşmanın, iki ülke arasında sınırların açılması, diplomatik ilişki kurulması, “soykırımı araştıracak komisyon kurulması” gibi ayrıtlar içerdiği belirtiliyor.
    Ancak Türkiye’nin bir yandan ABD’yi öte yandan da Azerbaycan’ı memnun etmek gibi bir sorununun olması; “Ermeni soykırım sorunu”nu bugün, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin çok ötesine taşımıştır. Bu gerçek, yapılan anlaşmanın “ne kadar işe yarayacağını” kuşkulu hale getirmektedir. Çünkü; Ankara’nın “Ermenistan’la ilişkileri normalleştirmesi” Azerbaycan’la ilişkilerin kötüleşmesini otomatik olarak gündeme getirmektedir. Bu elbette Kafkasya’da Rusya’nın faaliyetleri ile Türkiye’nin faaliyetlerinin çatışmasını da öne çıkarmaktadır.
    Bunların da ötesinde bu anlaşma; Türkiye’deki CHP, MHP gibi milliyetçilik üstünden politika yapan partilerin ve Türkiye vatandaşı Azeriler ile her türden “Ermeni düşmanı” çevrenin (bunlar az değildir) şiddetini de çekecektir.
    Bu nedenledir ki; AKP Hükümeti, Obama’ya nefes aldırırken kendisini ABD ve AB karşısında rahatlatırken, orta ve uzun vadede hem Kafkasya’da hem de iç politikada daha büyük zorlukların kapısını aralamıştır.
    Evrensel bugüne kadar bölge halklarının dostluğunu, kardeşliğini savunmuş, tarihsel ya da güncel egemen güçler arasındaki çatışmaların, bölgede emperyalist müdahalelerin yarattığı kavgaların halkların kardeşliğine zarar vermesine karşı çıkmıştır. Bu temelden kalkarak; Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleştirilmesini; iki ülke halkları arasında kültürel, ticari ve sosyal ilişkilerin artırılmasını hep savunmuştur. Ve elbette Evrensel ilişkilerin “normalleştirilmesi” doğrultusunda atılan adımların da en azından düşmanlıkların derinleşmemesine yardımcı olacağı için faydalı bulmaktadır.
    Ancak, “normalleştirme girişimi”; Obama ve ABD, AB gibi batı emperyalist mihrakların baskısıyla atılan adım; halkların kardeşliği, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı gibi temel demokratik ilkelerden yoksun olunca; bu “normalleşmenin” yeni çatışmalardan önceki bir nefes alma, bir manevra dönemi olması kuşkusunu çok güçlendirmektedir. Örneğin daha bu anlaşmanın yapılmasını bile, şeklen Başbakan Erdoğan’ın içine sindirmesinin zor olacağını söylemek gerekir. Bu AKP’nin çekirdeği ve milliyetçi kanadı için de böyledir. Bu yüzdende de “Ermeni sorunu” çözüm yoluna girdi diye bakmak doğru değildir.
    Daha bugünden itibaren; bu anlaşmayı da basamak yaparak, milliyetçi bir temelde karşı propagandanın başlaması, din ve milli duyguların en zaaflı yönlerinin kaşınmaya başlanması bir sürpriz olmayacaktır.
    Hükümetin de; ABD’nin bölgedeki stratejisini “bölge lideri” olarak yapacağı girişimlerle (önümüzdeki günlerde Gürcistan’da NATO tatbikatı yapılmak istenmesi hemen eşikteki tehlikedir), bu anlaşmayla attığı küçük adımı iki adım geriye atarak bölge halklarına karşı kullanmaya yönelmesi de en yüksek ihtimaldir.
    Bu yüzen de; Kafkasya’da ve bölgede halkların kardeşleşme mücadelesinde, Türkiye’nin kendi içindeki Ermenilere yönelik baskılara karşı mücadelede, ülkemizin demokrasi güçlerin sorumluluğu sürmektedir. Aslında bu anlaşmayla birlikte; anlaşmanın faturasından içerideki Ermenilere, aydınlara yıkılması ve bölgede sorunlar çıkararak iç politikaya oynanmasına karşı mücadele daha da önem kazanmıştır.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net