YENİ DÜNYA

YENİ DÜNYA

  • Beyaz adamın Amerikan kıtasını keşfi beraberinde insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir insan kıyımını getirmişti. Amerikan yerlilerinin beyaz adamla belki de en trajik teması 1532 yılında bugün Peru’da bulunan Cajamarca’da gerçekleşmişti.


    Beyaz adamın Amerikan kıtasını keşfi beraberinde insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir insan kıyımını getirmişti. Amerikan yerlilerinin beyaz adamla belki de en trajik teması 1532 yılında bugün Peru’da bulunan Cajamarca’da gerçekleşmişti. İspanyol valisi Pizzaro ve komutasındaki 168 asker, 80.000 kişilik bir orduyu kumanda eden İnka İmparatoru Atahualpa’yı esir almış, tek bir kayıp dahi vermeden binlerce yerliyi katletmişti. Tüfekle ve atla donatılmış az sayıda İspanyol askeri çoğu silahsız yerlileri öldürmekten yılgın düşmese ve gece yardıma yetişmeseydi aynı gün içerisinde on binlercesinin daha öldürülmesi işten bile değildi. İspanyol askerlerinin günlüklerinden öğrendiğimiz kadarıyla o gün yerliler beyaz adamın ateşli silahları ve ilk kez karşılaştığı atları karşında İsrail tanklarına sapanla taş atan Filistinli çocukların çaresizliğini paylaşmakla kalmamış, ardındaki “ilahi gücün” önünde boyun eğmiştir. Atahualpa ise sekiz ay kadar İspanyollar tarafından esir tutulmuş ve serbest bırakılması karşılığında yerlilerden 2.5 metre yüksekliğe sahip 35 metrekarelik bir odanın tümüyle altınla doldurmaları istenmiştir. Bu talepleri yerine getirilmesine rağmen İspanyollar bir kez daha sözlerinde durmamış, düzmece bir mahkemede Atahualpa’yı yanarak ölüme mahkum etmiştir. İnkalar yanarak ölenlerin sonraki hayatı olmadığına inandıklarından karar karşısında korkuya kapılan Atahualpa İspanyolların önerisi üzerine Hristiyan olmayı kabul ederek Juan Santos adını almış ve boğularak öldürülmüştür. Zaman içerisinde beyaz adamın silahlarına ve atlarına karşı taktik geliştirerek varlıklarını korumaya çalışan İnkalar son liderleri Tupac Amaru’nun 1572 yılında öldürülmesiyle dağıldı. 1650 yılına gelindiğinde kıtadaki yerli nüfusun 50 milyondan 8 milyon seviyesine kadar gerilediği tahmin ediliyor. Latin Amerika’nın geçmişte İspanyol egemenliğine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi ise bugün bölgeyi arka bahçesi olarak gören ABD’ye karşı sürüyor.
    ***
    Geçtiğimiz hafta içerisinde dünya basınının gündemine yansıyan ilginç gelişmelerden biri Amerika liderler zirvesinde Hugo Chavez’in yerinden kalkarak Obama’ya kitap hediye etmesi oldu. Ülkemizde Obamasever bir kısım medya bu hareketi Chavez’in Obama’ya yakınlaşma çabası olarak yorumlasa da hediye edilen kitap oldukça anlamlıydı: “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” (Türkel Minibaş’ın kulakları çınlasın, onun tedrisatından geçip de bu kitabı duymayan tek bir öğrencisi olduğunu sanmıyorum). Obama, ABD emperyalizminin bölgedeki politikalarının yarattığı sosyal ve ekonomik yıkımı Galeano’nun usta dilinden olanca yalınlığıyla gözler önüne seren bu kitabı tepkisiz bir şekilde kabul etti. Kuvvetle muhtemeldir ki o masada bu kitabı okumayan tek lider de kendisiydi.
    Önce İran sonra Küba derken Obama ile ABD dış politikasının daha az saldırgan yeni bir evreye girdiğini söyleyebiliriz. Bu beklenmeyen bir gelişme değildi. Bunu kimileri Obama’ya bağlasa dahi Bush’un son döneminde de bu dönüşümün sinyalleri alınmaktaydı. 11 Eylül sonrasında Bin Laden’nin peşinde koca bir bölgeyi hallaç pamuğu gibi atan, bu uğurda bir milyonun üzerinde sivilin canını alıp “yan zayiat” diyen, sonuçta da Laden’i unutup bölgedeki petrol kuyularının üstüne konan ABD politikaları uluslararası alanda büyük bir meşruiyet krizi yaşamaktaydı. Ortadoğu’da Türkiye, Mısır, Kuveyt. S.Arabistan gibi ABD’nin ayrılmaz “müttefiklerinde” dahi kamuoyu inanılmaz bir şekilde ABD’nin aleyhine dönmüştü. Bu da işbirlikçi iktidarları baskı altında tutmaktaydı. Latin Amerika’da ise Chavez’e karşı düzenlenen darbe girişimiyle en açık ifadesini bulan müdahaleci tutum büyük bir tepki ile karşılaştı. Arjantin, Brezilya, Bolivya, Ekvador, Uruguay, Nikaragua gibi ülkelerde de kimi zaman Amerikan karşıtı söylemleri ön plana çıkaran sol iktidarların göreve gelmesi arka bahçede ABD’nin (henüz ekonomik açıdan aynı derecede olmasa dahi) ideolojik hegemonyasına büyük darbe vurdu. Giderek palazlanan Çin ve Rusya da bu gidişatı besledi.
    Ekonomik daralmayla birlikte süreç ABD’yi Clinton döneminde çokça ön plana çıkarılan “iyiliksever hegemon” kartını yeniden oynamaya zorunlu kıldı. Obama ise biçilen kıyafete en uygun modeldi, o kadar.
    MURAT BİRDAL
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.