Fosiller ve evrim

Fosiller ve evrim

Fosiller, yani kayaçlaşmış canlı kalıntıları, yeryüzünde bugün varolan canlı çeşitliliğini ve bu çeşitliliğin kaynaklarını anlamamıza olanak sağlayan önemli kanıtlardır.


Fosiller, yani kayaçlaşmış canlı kalıntıları, yeryüzünde bugün varolan canlı çeşitliliğini ve bu çeşitliliğin kaynaklarını anlamamıza olanak sağlayan önemli kanıtlardır. Fosil kelimesi Latince fodare, yani kazmak kelimesinden türemiştir. Kazı sonucu topraktan çıkarılmış cisim anlamında kullanılmaktadır.
Fosiller bize milyonlarca yıl önce yaşamış canlılar ve onların içlerinde yaşadıkları doğa ve çevre koşulları hakkında da bilgiler verirler. Genel olarak, aynı kayaç katmanları içinde bulunan fosiller aynı dönemlerde yaşamış olarak kabul edilirler. Her canlı fo-silleşmez. Daha çok kemiksi ve sert yapılara sahip canlı fosilleri günümüze kadar kalabilmiştir. Fosilleşme her ortamda da olmayabilir. Fosilleşme için kalıntıların havayla temasının kesilmesi gereklidir. Fosiller çok farklı şekillerde oluşabilirler. Canlı organizmalar kömürleşebilir, yine bunların sadece kemikleri ya da izleri kayaçlarda kalabilir, Daha seyrek olarak buzullarda buz kütlelerinin içinde canlı hiç bozulmadan kalabilir. Buna örnek olarak 1991 yılında İtalya-Avusturya sınırındaki Alpler’in zirvesinde bulunan Buz Adam Ötzi’yi gösterebiliriz ya da ünlü Jurassic Park filmindeki gibi(amber taşı içinde korumuş sivrisinek...) amber, reçine gibi organik maddeler içinde canlı organizma bozulmadan koru-nabilir.
İlkokullarda tarih şeritleri vardır. Tarih boyunca çağlar ve çağların önemli olayları bu tarih şeridi üzerinde göste-rilir. İşte fosiller de canlıların evriminin bir nevi tarih şerididirler. Evrim karşıtları eskiden fosil kayıtlarının geçiş türleri bakımından eksik olduğunu ve dahası varolan fosillerin evrimi kanıtlamadığını iddia ederlerdi. Şimdilerde ise internetten satın aldıkları sahte fosilleri sergile-yerek bulunan fosillerin evrimi çürüttüğünü iddia ediyorlar. Oysa her yeni bulunan fosil evrim kuramını daha da güçlendiriyor. İşte size örneği: Bilim insanları fok, deniz aslanı ve mors gibi pinipedlerin yani yüzgeçayaklıların karada yürüyen bir akrabasına ait bir fosil buldular. Pinipedlerde kollar yüzgece dönüşmüştür. Bunlar hem karada hem de denizde yaşayan memelilerdir. Bu Arktik fosilin yaşı yirmi ila yirmidört milyon yıl olarak belirlendi. Deniz memelileri suda yaşamaya başlamadan önce onların ataları karada yaşı-yordu. Bilim insanları karadan suya geçişi gösteren pek çok geçiş dönemi fosili bulmuşlardı. Ancak bunlar balina ve deniz ineklerinin karadan suya geçişini gösteriyordu. Bunlardan en yakın bilineni Tiküaklıların evrimini izleme-mize olanak tanımaktadır. İskeleti inceleyen bilim insanları bunun yüzgeç yerine perde ayağa sahip olduğunu gördüler. Daha önceleri de pinipedlere (yüzgeç ayaklılara) ait daha ilkel fosiller bulunmuştu ancak bulunan en eski kalıntı yirmi ila yirmi sekiz milyon yıl öncesine aitti ve yüzgeçli idi. Buna bakarak yüzgeçayaklıların nasıl suda yaşamaya uyum sağladıklarını anlamak oldukça zordu. Buradaki kayıp parçanın bulunuş hikayesi de oldukça ilginç. Kanada Doğa Müzesinde omurgalılar üzerinde çalışan Paleontolog Natalia Rybczynski ve çalışma arkadaşları 2007 yılında Ottowa’daki Kanada Arktik bölgesinden kamplarına dönerken kullandıkları aracın yakıtı bitiyor ve Natalia yakıt bulmak için araçtan ayrıldığında, kendisiyle çalışan doktora öğrencisi aracın yakıt deposunu kontrol etmemiş olmanın verdiği sıkıntıyla arabanın dışına çıkıyor ve toprağı eşelemeye başlıyor. bu sırada bir incik kemiği parçası bulu-yor. Natalia yakıt ile birlikte geri döndüğünde ise doktora öğrencisini pek çok siyah kemikle birlikte Rybczynscki’nin kendi tanımı ile bir nevi “fosil dansı” yaparken buluyor. Birkaç gün içinde burası bir kazı alanı haline getiriliyor ve kalıntıların kafatasının önemli bir kısmı hariç tamamı ortaya çıkarılıyor.
Başlangıçta ekip, garip bir su samuru bulduklarını düşünüyor ancak laboratuvardaki daha ayrıntılı incelemelerden sonra dişler ve kafatası bunun yüzgeçsiz, ilkel bir pinipede (yüzgeçayaklıya) ait olduğunu ortaya çıkarır. Ancak yine de emin olamazlar ve kafatasının kayıp kısmını bulmak üzere 2008 yılında tekrar kazı alanına giderler. kayıp parçayı da bulduktan sonra kutlamalara başlarlar. Kazıyı yapan ve fosili tanımlayan ekip ona Puijila Darwini ismini verdi. Cinsin ismini belirten Puijila kelimesi, kazıların yapıldığı Nunavut bölgesinde konuşulan yerli dili İnuktitut’a göre “genç deniz memelisi” anlamına geliyor.Bölge yönetimi ve halkının kazıların yapılmasında oldukça önemli yardım ve destekleri olmuş. İsimlendirme 2009 yılında Darwin Yılı’nda yapıldığı için de tür ismine geçiş canlısını büyük eseri Türlerin Kökeni’nde tasvir eden Darwin’in onuruna darwini denilmiş. Darwin geçiş hayvanını şu kelimelerle tanımlıyor: “tamamen kara hayvanı olan bir canlı, sığ sularda, daha sonraları akarsu veya göllerde, zaman zaman avlanarak, açık denizde yaşayabilecek kadar cesur bir hayvana sonunda dönüşebilir.”
Yürüyen fok Puijila Darwini 110 cm uzunluğunda. Su samuruna benzi-yor. Uzun bir kuyruğa, köpeğe benzer dişlere ve yüzgeç ayaklara sahip bir hayvan. Vücudunun bir kısmı tıpkı su samuru gibi yüzmeye uygun. Ancak yaşamının önemli bir kısmını karada geçiriyor. Puijila Darwini her ne kadar modern deniz aslanlarının doğrudan atası olmasa da, bunların evrimine oldukça büyük bir ışık tutuyor ve bu alandaki önemli evrimsel bir boşluğu dolduruyor.

Kaynakça:
1.) Rybczynski N., Dawson M. R., Tedford R. H., A semi-aquatic Arctic mammalian carnivore from the Miocene epoch and origin of Pinnipedia, Nature 458, 1021-1024.
2.) http://www.nature.ca/puijila/index_e.cfm
Günseli Bayram
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.