ÖZGÜRLÜK

ÖZGÜRLÜK

  • Televizyon kanallarındaki tartışmaları izliyorum.Bir ceza hukuku profesörü ‘makul şüphe’ kavramını irdeliyor ve yarı utangaç yarı saldırgan açıklamalarla davanın ‘makul şüphe’ olmaksızın açıldığını ima ediyor.İnsaf !


    Televizyon kanallarındaki tartışmaları izliyorum.
    Bir ceza hukuku profesörü ‘makul şüphe’ kavramını irdeliyor ve yarı utangaç yarı saldırgan açıklamalarla davanın ‘makul şüphe’ olmaksızın açıldığını ima ediyor.
    İnsaf !
    Ele geçirilen silahlar, yapılan kazılarda bulunan silahlar, darbe günlükleri, yasa dışı örgütlenme şemaları, eylem planları, toplantı notları ve tutanakları, telefon kayıtları, yığınla bilgi ve belge ; bunlar dava açılması için yeterli ‘makul şüphe’ değil mi? Değilse, örneğin Ergenekon davasının açılması için ‘makul şüphe’ nasıl olmalıydı?
    Dava ‘makul şüphe’ üzerine açılır. Ve yargılama başlar. Ancak yargılama sonunda sanıkların iddianamede ileri sürülen suç kapsamındaki eylemleri işledikleri konusunda hala ve sadece ‘makul şüphe’ bulunuyorsa sanık beraat eder : Mahkumiyet kararı verilebilmesi için her sanık için makul de olsa her türlü şüpheyi ortadan kaldıran kesin delillerin bulunması gerekir. Sanığın o suçu, suça konu olan eylemi gerçekleştirmemiş olabileceğine ilişkin yüzde bir de olsa olasılık varsa mahkumiyet kararı verilemez.
    Ergenekon davasında savcının ‘doğruları’ var, sanıkların ‘doğruları var. Yargılama sonucunda yargıç hangisinin ‘doğru’ olduğuna karar vermeyecektir. Yargıç iddia ve savunmanın ‘doğrularının’ çatıştığı yargılama süreci sonucunda ‘maddi gerçeğin’ ne olduğunu saptayacak ve bu maddi gerçek temelinde hüküm kuracaktır. Birimiz iddianın doğrularını, bir diğerimiz savunmanın doğrularını benimsiyor olabiliriz. Ancak hiç birimiz ‘maddi gerçeğin’ ne olduğuna karar veremeyiz. Bu, yargıcın işidir ve maddi gerçeği ortaya çıkartacak olan yargılama sürecidir.
    Özetle, ‘makul şüphe’ varsa dava açılır. Yargılama sonunda sanığın üzerine atılı suçu işlememiş olacağına ilişkin en küçük olasılık bulunuyorsa mahkumiyet kararı verilmez.
    Tutuklamalarla ilgili şunları söyleyebilirim : Yıllardır, tek bir tutuklama nedeni olmalıdır, o da şüphelinin ya da sanığın tutuklanmazsa suç oluşturan eylemine devam edeceğini veya bir başka suç işleyeceğini gösteren ‘makul şüphe’ bulunmasıdır, derim. Ergenekon davasındaki tutuklamalar bir de bu açıdan irdelenmelidir.
    Ergenekon davasında savcının doğrularını şiddetle reddederek sanıkların doğrularını kuşkuya bile düşmeksizin benimseyip savunanlar davanın bir çok noktada ‘hukuka’ aykırılıklarla malul olduğunu söylüyorlar. Bir: Hukuka aykırı dediklerinin bir kısmı ‘yasaya’, bir kısmı yasa hükümlerinin ‘uygulamadaki yorumuna ve biçimine’ uygundur. Aykırılık bazı uygulamaların kanunun kötü yorumlanmasından, bazı yasa hükümlerinin ‘hukuka aykırı’ olmasından kaynaklanıyor. İki: Yargı örgütlenmesi ve işleyişi devlet biçimi olarak demokrasiye uygun biçimde yeniden yapılandırılıp, düzenlenmedikçe bu aykırılıklar her zaman, her davada süregelecektir. Öyle de olmuştur. Ergenekon davasındaki hukuki aykırılıkları (ki vardır) ileri sürerek davanın meşruiyetini tartışanlar bu aykırılıkların bulunmadığı tek bir dava örneği gösterebilirler mi?
    Nitekim, kısa bir süre önce DTP ile ilgili uygulamalar başladı: Bu olayda Ergenekon davasında ileri sürülen hukuka aykırılıkların aynını, hatta daha ağır biçimi izliyoruz. ‘Hukuka aykırılık’ korosunun hiçbir vokalistinden ses çıkmıyor. Neredesiniz?
    İşte tam bu noktada koro ideolojik ve siyasi tavrını belli ediyor: Ergenekon davası sanıkları ‘laik cumhuriyetin’ savunucusu, koruyucusu ve güvencesidirler; onlar yargılanmamalıdırlar! ‘Laik Cumhuriyet’ tanımlanması devlet biçimi olarak ‘demokrasiyi’ içermiyor. Demokrasiyi içermeyen bir anlayış despotik, otoriter bir devlet biçiminin ideolojidir, siyasi çizgisidir.
    Ergenekon davası, sonuçta sanıklar mahkum edilsinler, edilmesinler ülkemizde özgürlüğün önündeki engelleri gözler önüne serdi. Önemli olan bu engelin yerle bir edilmesi için doğan fırsattır. Ayrıca bu dava yargının ve işleyişinin yeniden yapılandırılarak düzenlenmesi gereğini ortaya koydu. Bu da demokrasi açısından gündemimizde tutmamız gereken bir istem değil mi?
    Ergenekon davasında sanıkların mahkum olmalarını dilemiyorum. Dileğim bu davada ileri sürülen hukuka aykırılıkların demokrasi ve özgürlük yolunda, sadece siyasi olarak kendimizi özdeşleştirdiklerimiz için değil, herkes için adil yargılamayı gerçekleştirecek sürecin kıvılcımını çakmasıdır.
    YÜCEL SAYMAN
    www.evrensel.net