Özyalçıner 75. yaşını kutladı

Özyalçıner 75. yaşını kutladı

Öykücülüğümüzün önemli isimlerinden Adnan Özyalçıner’in yetmiş beşinci yaş günü, önceki gün Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Türkiye Yazarlar Sendikası tarafından düzenlenen bir etkinlik ile kutlandı.


Öykücülüğümüzün önemli isimlerinden Adnan Özyalçıner’in yetmiş beşinci yaş günü, önceki gün Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde Türkiye Yazarlar Sendikası tarafından düzenlenen bir etkinlik ile kutlandı.
“Panayır”, “Sur”, “Yağma”, “Gözleri Bağlı Adam”, “Cambazlar Savaşı Yitirdi” gibi eserlerinin yanında yazdığı deneme ve çocuk kitaplarıyla da tanınan çağdaş edebiyatımızın usta ismi adına düzenlenen etkinliği, İlhan Gülek hazırlayıp sundu. Pandomim sanatçısı Ulvi Arı’nın kısa bir performansına da yer verilen etkinlikte, Adnan Özyalçıner’in yetmiş beş yıllık yaşam öyküsüne tanıklık eden fotoğraflardan oluşan “Emeğin 75 Yılı” isimli dia gösterisi yapıldı. Meslektaş ve dostları olan Doğan Hızlan, Kemal Özer, Cengiz Gündoğdu ve Özyalçıner’in eşi Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner’in hem bir sanatçı hem de bir yakın olarak onlarda bıraktıkları izlenimleri aktardılar.
‘ANLATTIĞI COĞRAFYAYI BİLİYOR’
Etkinlikte konuşmacı olarak ilk sözü alan Doğan Hızlan, hem dostu ve hem de sevdiği bir yazar olarak tanımladığı Adnan Özyalçıner ile bir edebiyatçı olarak en önemli ortak özelliklerinin aynı kuşaktan, 1950 kuşağından gelmeleri olduğunu söyledi. Hızlan, Türkiye’de edebiyat alanında yer edinen 1950 kuşağının en önemli özelliğinin diğer kuşakların edebiyatçıları gibi sadece bir edebi geleneğin devamını veya tasfiyesini savunmamaları, eğer bir edebi gelenekte beğenmedikleri yönler varsa bunları literatüre girecek eserler vererek değiştirmeleri olduğunu söyledi. Hızlan, Özyalçıner’in öykülerinde yalın dille oldukça etkili bir tarzda yazabildiğini, eserlerinde söz sanatlarına yön vermek için yapay bir kurgulama yapmadığını belirtti.
Doğan Hızlan, her öykü yazarının olduğu gibi Adnan Özyalçıner’in de bir coğrafyası bulunduğunu ve bu coğrafyanın yazarın doğup büyüdüğü yer olan İstanbul olduğunu ifade etti. Hızlan, Özyalçıner’i İstanbul’u konu edinen öykü yazarlarından ayıran en önemli farkın, öykülerinde sadece Taksim-Beyoğlu hattında yaşanan olayları ve yaşayan insanları değil, şehrin görünen yüzünden uzak, birçok kişi tarafından “kenar mahalle” olarak adlandırılan yerlerde yaşayan insanları da konu edinmesi olduğunu belirtti. Doğan Hızlan, Özyalçıner’in edindiği siyasal bilinç ile eserlerini verdiğini ve aynı zamanda öykülerinde anlattığı coğrafyanın insanını ve insanın psikolojisini çok iyi bildiğini sözlerine ekledi.
‘ÖZYALÇINER İNSANLIĞIN TEMSİLCİSİDİR’
İnsancıl dergisinin kurucusu Cengiz Gündoğdu ise konuşmasında Adnan Özyalçıner’i, “öykücülükte insanlığın temsilcisi” olarak tanımladı. Gündoğdu, Özyalçıner’i hayatında ve öykülerinde tarihi sınıf savaşları üzerinden gördüğü ve her zaman bu sınıflar arası mücadelede ezilenin ve sömürülenin yanında olduğu için bu sıfatla tanımlamayı uygun gördüğünü söyledi. Katıldığı yazarlık seminerlerinde öykü yazımında insanlara öykülerinden en fazla örnek verdiği yazarın Adnan Özyalçıner olduğunu söyleyen Gündoğdu, bunun en büyük sebebinin Özyalçıner’in hikayelerinde olay örgüsünü çok sağlam kurması, öykülerinde yer verdiği kişilerin davranışlarını karakterlerine uygun olarak yansıtması olduğunu açıkladı. Gündoğdu konuşmasında, Özyalçıner’in verdiği eserlerin o dönemde gelişmekte olan Marksist edebiyatın temellerini çok sağlam biçimde attığını vurguladı.
Gündoğdu’nun konuşmasının ardından ise Özyalçıner’e yetmiş beşinci yaşından dolayı bir plaket armağan edildi. Adnan Özyalçıner, bunun üzerine İnsancıl dergisi ve atölyesinin yazarlık öğretimleri ile edebiyatımıza yeni sesler kattığını ve Marksist edebiyatın gelişmesinde önemli bir rol oynadığını belirterek, Gündoğdu’nun kendisini Türkiye’de Marksist edebiyatın gelişmesinde büyük katkı sunan bir insan olarak tanıtmasına teşekkür etti.
‘YAZIN HAYATI BOYUNCA HEP DÜRÜSTTܒ
Yazar Kemal Özer ise etkinlikte yaptığı konuşmasında, Adnan Özyalçıner ile birlikte İstanbul Erkek Lisesi’ndeki öğrencilik dönemlerinden beri süregelen dostluklarını vurgularken, konuşmasını yazar ile birlikte yaşadıkları ortak anıları anlatarak zenginleştirdi. Özer, kendisine göre Adnan Özyalçıner’i diğer yazarlardan ayıran en önemli özelliğin, eserlerinde işlediği insanların dilini ve söyleyiş kıvraklığını kullanması olduğunu belirtti ve Özyalçıner’i, içinde kendisinin de bulunduğu diğer yazarlardan ayıran en önemli etmeni, “Benim dil dünyam edebiyattan, Adnan’ın dil dünyası ise içinde bulunduğu çevreden geliyor” sözleri ile özetledi.
Kemal Özer, dünyada soğuk savaş’ın hüküm sürdüğü yıllarda Türkiye’de edebiyat eserlerinin sade anlatımlardan uzak, süslü ve gerçeklerden kopuk bir dil ile yazılmaya başladığını söyleyerek, Adnan Özyalçıner’in sanatında bu yönelimlerden etkilenmediğini, çünkü yazın hayatının başında edindiği dürüstlük ilkesini tüm sanat hayatı boyunca koruduğunu sözlerine ekledi.
Kemal Özer, Adnan Özyalçıner’in insana bakış açışını “Adnan insana öyküyle bakar” sözleri ile tanımlarken, “öyküyle bakma”yı bir yazarın eserlerinde yer verdiği insanların davranış ve ruh hallerine, işlediği kente ve kentin konumuna hakim olmak olarak gördüğünü söyledi.
Sennur Sezer ise Adnan Özyalçıner’in yetmiş beşinci yaşını kendisini seven birçok insan ile kutlama şansına erişmesinin kendi yarattığı bir şans olduğunu belirterek, “Sevgi bir emek işi ve Adnan emeğin değerini biliyor” dedi.
Adnan Özyalçıner’in yetmiş beşinci yaş etkinliği dinleti ile son buldu.
(İstanbul/EVRENSEL)
Uğur Halil Karakullukcu
www.evrensel.net