BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • 1 Mayıs’a birkaç gün kala, ülkenin her yanından, 2009 1 Mayısı’nı coşkulu bir biçimde kutlamak için yapılan hazırlıkların tamamlandığı haberleri geliyor.


    1 Mayıs’a birkaç gün kala, ülkenin her yanından, 2009 1 Mayısı’nı coşkulu bir biçimde kutlamak için yapılan hazırlıkların tamamlandığı haberleri geliyor.
    Yine, birkaç hafta önce yaygın bir 1 Mayıs kutlamak için merkezleri tarafından geri durmaları istenen DİSK ve KESK’e bağlı sendikalarda bu rezervin kalkmasının da, 1 Mayıs coşkusunu artırdığını söylemek gerekir.
    Elbette bu, 2009 1 Mayısı’nın bir özelliği de, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Bayramı” olarak resmen “Tatil ilan edilmesi” olmuştur.
    Bu işçi sınıfın tek uluslararası gününün, egemenlerin meclisi tarafından resmen tanınması demektir.
    Ancak, sermaye partileri işçi sınıfının bu kırk yıllık talebini; “Bak 1 Mayıs’ı biz yasallaştırdık” diye övünüp bundan prim yapmaya çalışırken, kimi “sol” çevreler de bu kazanımı küçümsemektedirler.
    Elbette iki tutum da yanlıştır. Çünkü eğer sermaye partileri bunu kendi istekleriyle, “Bu işçi sınıfımızın hakkıdır” diye yapmışlarsa; o zaman az çok uygar dünyanın parçası olduğunu söyleyen ülkelerde, 120 yıldır yasal olarak kutlanan ve pek çoğunda da o zamandan beri tatil kabul edilmiş bir gün için “Yasak bir gün”, “Bahar Bayramı” gibi çarpıtılmış bir bahanenin arkasına 120 yıldır neden saklandıklarının hesabını vermeleri gerekir.
    Ve tabii aynı zamanda “1 Mayıs bizim en doğal hakkımızdır” diyen ve onu kutlamak isteyen işçilerin, emekçilerin, sınıftan yana sendikacıların baskılanması; coplanması, cezaevlerine atılıp sendikacılık yapmalarının yasaklanmasına yetecek uzunlukta cezalara çarptırılmaları, 1 Mayıs’ı kutlayanların bölücü, vatan haini, Rus ajanı, (Hadi 1 Mayıs’ın “komünist bayramı” olduğu propagandasıyla işçilerin geri kesimlerinin baskılanmasını bir yana bırakalım) diye suçlamalarının hesabının verilmesi gerekir.
    1 Mayıs’ı kutlamaktan başka suçları olmayan işçilerin ‘77’de Taksim’de katledilmelerinin ve bugüne kadar, bu katliamı hazırlayanların ve tetikçilerin kimlikleri bilindiği halde, ciddi bir soruşturmanın yapılmamasının, bunların açığa çıkarılmasının da göz önünde bulundurulması gerekir.
    Hayır, en küçük işçi, emekçi kazanımında olduğu gibi, 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Bayramı ve tatil kabul edilmesinin arkasında işçi sınıfımızın kırk yıldır açıkça; “1 Mayıs yasallaştırılsın, tatil olsun” talebi ve bu uğurda verdiği mücadele vardır. Bu hakkın elde edilmesinde 1970’lerde resmi yasaklara rağmen ülkenin her yanında alanları dolduran işçi sınıfımızın mücadelesi vardır. ‘77 1 Mayıs katliamına başvuran sermaye güçlerinin saldırganlığına, vahşetine duyulan öfkenin yarattığı baskı vardır. 12 Eylül sonrasının yasaklı günlerinde mücadeleci sendikacıların, ileri işçilerin her tür polis şiddetini, işkenceyi ve cezaevine girmeyi göze alarak 1 Mayıs’ı kutlama kararlılığında ısrar etmeleri vardır. Ve elbette tüm yasaklara karşın 1 Mayıs’ın ülkenin en ücra köşesine kadar, her yerde İşçi Sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü, “İşçi Bayramı” olarak zaten kutlanıyor olması vardır.
    Yani, Meclis ve sermaye partilerin tavrı, “Zaten her şey oluyor, kabul edelim de ‘bari erkelik bende kalsın” tavrıdır.
    Meclisin tavrı budur. Ama alınan kararın işçiler için anlamı daha önemlidir.
    Bu kararla kapitalist sınıfın temsilcileri işçi sınıfımızı bir sınıf olarak resmen tanımayı reddetmeyi kaldırmışlardır ki; bu önemlidir. Pratikte ise; bugün işçiler içinde 1 Mayıs’ın sınıf için anlamını daha kolay ve daha büyük bir meşruiyet içinde konuşup tartışılmasını kolaylaştırmıştır. Bu küçümsenmemesi gereken, “laf canım ne olacak” diye geçilemeyecek önemde bir kazanımdır.
    Ancak her kazanım gibi bu kazanım da, ancak sınıf içindeki bir çalışmanın dayanağı yapılıyorsa, bundan yararlanarak dün 1 Mayıs değerlerine önem vermeyen işçi-emekçi kesimleri içinde 1 Mayıs’ı kutlamak; sınıfın birliği, dayanışması ve ortak hakları için mücadelesi fikrinin yaygınlaştırılması için değerlendiriliyorsa, anlamlıdır. Yoksa 1 Mayıs, bayram olmuş olmamış fark etmez.
    Ancak açıktır ki; 1 Mayıs ve onun temsil ettiği değerlerin Taksim tartışmalarına boğulmak istenmesi, 1 Mayıs’ın hak olarak yasalara geçirilmesinin küçümsenmesi ya da istismarlarına karşın 2009 1 Mayısı, büyük bir coşku ve emekçi taleplerini en yüksek perdeden ve bir sınıf haykırışının seslendirildiği bir gün olmayı hak etmektedir.
    Bunun hakkını vermenin bugünkü biçimi de; tatile rağmen işçileri çalışmaya zorlayan işyerlerinden başlayarak, ülkenin her alanını 1 Mayıs alanı yapma bilinciyle davranmaktan geçmektedir.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net