1 MAYIS’A DOĞRU 2009 3

1 MAYIS’A DOĞRU 2009 3

İçinden geçtiğimiz krizin işçi sınıfına en önemli yansıması işsizliktir.


İçinden geçtiğimiz krizin işçi sınıfına en önemli yansıması işsizliktir. “İşsizliğe karşı mücadele” deyince ya da “işçinin çalışma saatlerinin belirlenip, ‘belirli bir işgünü’nün yasal garantiye ulaştırılması, iş güvencesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesine dönük önlemler” denince ilk akla gelen 1 Mayıs’tır. Çünkü 1 Mayıs; işçilerin “8 saatlik işgünü talebinin genişlemesi” üstünden tarih sahnesine çıkmış; uzun mücadeleler içinde işçi sınıfının yakın ve uzak taleplerinin şahsında birleştiği bir mücadele gününe, bir bayrama dönüşmüştür.
Bu nedenledir ki, 2009 1 Mayıs’ı, tarihsel geçmişine ve ruhuna uygun bir şekilde, güçlü bir şekilde kutlamayı gerektiriyor. Çünkü küresel ekonomik kriz işsizlik ve kuralsızlığı üst seviyelere taşımıştır. Kriz, artık bütün ekonomik göstergelere yansımış durumda. Dünyada finans sektöründe başlayan, devleri sarstıktan sonra reel sektöre sıçrayan kriz, Türkiye’de de tüm ekonomik göstergelerde kendisini hissettiriyor. İşsizlik hızla tırmanıyor. Sanayi üretimi hızla düşüyor. Kapanan işyeri sayısı çığ gibi büyüyor. Türkiye’nin önem verdiği doğrudan yabancı yatırımları durma noktasında.
İşsizlik yüzde 15,5 gibi yüksek bir oranla tarihi düzeye ulaştı. Hükümete göre mart ayında az da olsa düşüş başlayacak. İddia odur ki, Haziran’da turizm, inşaat ve tarımda istihdam artışı yaşanacak. Yaz aylarında işsizlik yüzde 12’le kadar gerileyecek ve böylece yıl sonu hedefi tutacak.
Marttan sonra “olumluya doğru evrilir” gibi bir savın ise gerçekçi olduğunu savunmak çok güç. Kapasite kullanım oranı ve sanayi üretim endeksi gibi öncü göstergeler ekonomide yönün olumluya değil, olumsuza doğru geliştiğini ortaya koyuyor. Cirolar, siparişler gerilemiş durumda. Hızlanan istihdam kaybı başta imalat sanayii olmak üzere endüstride daha büyük boyutlarda. Şu anki tablo önümüzdeki dönemde sanayi üretiminde öngörülenlerden daha keskin düşüşlerle karşılaşacağımızın habercisi sayılabilir.
Yıl sonu işsizlik oranı olan 13,5 hedefinin tutması için istihdamın 780 bin kişi artması lazım. Bu kadar istihdam artışı, rekor büyüme yıllarında bile olmadı.
MERKEZDE DERİNLEŞME
Krizin merkez üssü ABD’de de durum iç açıcı değil. Küresel ekonomik krize ilişkin gelişmeler gündeme damgasını vurmayı sürdürüyor. ABD’de işsizlik oranı geçen ay yüzde 8,5 ile son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. AB ve Japonya ekonomisinde büyük daralmalar bekleniyor.
Hiçbir paketin çözüm ol(a)madığı ortada. Çözüm olamaması da anlaşılır bir durum. Çünkü yaşanan kriz birilerinin iddia ettiği gibi hemen düzeltilebilir olanlardan değil. Yaşananların, kısa dönem, 3-5 yıllık iş çevrimleri ile 3-5 bankanın açgözlülüğünün yol açtığı kısmi finansal çöküntülerle ilişkisi yok.
Kapitalizm ekonomik krizde. Merkez kapitalist ülkelerde de işsizlik kronik bir hal aldı. ‘Krizi kahini’ olarak adlandırılan ekonomist Nouriel Roubini’ye göre, dünya ekonomisi bu yılı yüzde 1.9 daralmayla kapatacak. Gelişmiş ülkelerdeki işsizlik oranı yüzde 10’un üzerine çıkacak.
Roubini’ye göre işsizlik artmaya devam edecek. ABD’de yüzde 8.5 olan işsizlik oranı 2009 ortasında yüzde 10’u aşacak. Roubini’ye göre gelişmiş ekonomilerdeki daralma yüzde 4’le daha derin yaşanacak. En keskin düşüş ise Japonya ve Euro Bölgesi’nde görülecek.
Tablo, 2001 yılına benzemektedir ama koşullar 2001’inkiyle aynı değildir. 2001 yılında dünya olumlu bir ekonomik hava içindeydi. İhracatta sorun yoktu, çünkü kurdaki değişim de ihracata yaramıştı. Öte yandan hızla girmeye başlayan sıcak para iç borçların dönmesinde büyük kolaylık sağlamıştı. Emekçilerin gelirleri reel anlamda kayba uğratıldı. İşçi, emekçi ve üretici köylülüğe ağır faturalar ödetildi. Buralardan kısılanlar ‘sıkı mali disiplin’ adı altında sermaye kesimlerine aktarılarak, iç borç sorunu halledildi. Dış açık büyüdü ama küresel likidite bolluğuyla o sorun da halloldu. Kısacası o zaman dış konjonktür çok elverişliydi. Oysa 2008 ve 2009 yılında dış dünya berbat bir durumda.
BOŞ ÜMİTLERE YER YOK
Böylesi derin krizden çıkış için sermayenin formülü bellidir; İşçiliği ucuzlat, sıfır zam dayat, çalışma koşulları kötüleştir. Dünyada yeni yağma alanlar yarat.
Eğer sermaye güçleri, işsizliğe çözümü kendileri bulacaklarsa, 1990’lardan beri hayata geçirmek istedikleri “esnek çalışmaya” başvurarak; herkesin haftada 10-15 saat çalışıp o kadar para aldığı bir sistem kurup “işsizliği kaldırdık” edebiyatına sarılmaktan başka bir yol aramayacaklardır. Çünkü haftanın 168 saati çalışmaya hazır tuttukları işçiyi; istedikleri 10-15 saat çalıştırıp “işsizlik” derdinden kurtulacaklar. İşçileri tüm sosyal, ekonomik haklarından arındıracaklar. Aynı zamanda örgütsüz bırakacaklar. Dolayısıyla; birer birer işçileri ve sınıfı bekleyen en büyük tehdit işsizliktir. Sermayeden başka bir çözüm beklemek boş bir ümittir.
1 Mayıs; bu tehdidin sınıfın en geniş kesimlerine duyurulması ve işten çıkarmaların yasaklanması, ücretler düşürülmeden 40 saatlik iş haftası, haftada 5 gün çalışma taleplerinden vazgeçilmeyeceğini; “esnek çalışmaya hayır” denileceğini göstermenin bir vesilesi olmalıdır.
Gazetemizin bir baş yazındaki vurgusu yeniden hatırlanmalıdır: “Yani bugün asıl sorun 1 Mayıs’ı Taksim’de mi başka yerde mi kutlamak değil; 1 Mayıs’ın hangi taleplerle kutlanması gerektiği iken, bu hiç akıllara bile getirilmemektedir! Evet yüzde 15.5’e dayanmış ve daha da artıp uzun yıllar süreceği artık kesin olan işsizliğe karşı mücadele, sadece işsizlerin değil tüm sınıfın 1 Mayıs ve sonrası çalışmasının merkezidir.
1 Mayıs da bunun ilan edildiği bir gün olmalıdır!”
YARIN: Sendikal yasalar ve kıdem tazminatı

Kriz karşıtı mücadele talepleri

Krizin yükünün işçi sınıfı ve emekçilerin üstüne yıkılmasına karşı çeşitli çevreler tarafından programlar yazıldı. Bunlar sendikalara ve emek örgütlerine dayatıldı. Ama geçen bu sürede yazarlarını tatmin edecek programlar yazmanın emekçileri birleştirmek ve hareketi geçirmekte bir yararı olmadığı gibi anlaşılır olmadığı da görüldü. Tersini bugün ihtiyaç olan sağcı-solcu, şu partiden, bu partiden, Türk, Kürt, Alevi, Sunni, şu memleketli, bu bölgeli, şu sendika, bu konfederasyon üyesi demeden krizden zarar görecek tüm emeği ile geçinenleri birleştirecek taleplerin öne sürülmesi ve bu talepler üstünde oluşturulacak birliktir. Bu mücadelenin ilerlemesi ve bir güç olarak sahneye çıkmasına paralel olarak bu talepler için verilen mücadele için de bir programda geliştirilebilcektir. Bugün emekçilerin en acil talepleri şunlardır ve 1 Mayıs’a bu talepler taşınmalı, sonrasında mücadele bu talepler üzerinden yükseltilmelidir:
*İşten çıkarılmaların yasaklanması
*Temel tüketim mallarına yapılan zamların geri alınması
*Ücretlerde bir düşüş yapılmadan çalışma saatlerinin kısaltılması
*Haftada 5 gün 40 saatlek çalışmanın aşılmaması
*Fazla mesailerin yerine yeni istihdama gidilmesi
*Taşeron çalışması, kısmi çalışma ve öteki esnek çalışma yöntemlerinin yasaklanması
*Yeni bir istikrar programı dayatan IMF ile anlaşma yapılmaması; istihdam yaratacak yatırımları yapılması
*İşsizlik sigortasından faydalanma koşullarının kolaylaştırılması
*İşsizlik sigortası başta olmak üzere emekçi fonlarının patronlara peşkeş çekilmesinin önlenmesi
*Kriz nedeniyle işsizlerin sigorta primlerinin devlet tarafından ödenmesi
*Genç işsizlerin meslek edinme kursiyerlerinin geçim masraflarının kendilerine ücret olarak ödenmesi
*İşsizlerin su, elektrik, doğalgaz, kira ve temel gıda giderlerinin işsizlik yardımı olarak ödenmesi
*İşsizlerin çocuklarının eğitim ve diğer giderlerinin devlet tarafından karşılanması; ihtiyaç sahibi ailelere yoksulluk sınırının üzerinde bir sosyal yardım yapılması
*Devlet sosyal güvenlik kurumlarının olanaklarının işsizliğin azaltılması ve işsizlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için kullanılması
*Sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması ve kamu emekçilerine grevli toplusözleşme hakkı tanınması
Hazırlayan: İşçi Sendika Servisi
www.evrensel.net