HAYATIN İÇİNDEN

HAYATIN İÇİNDEN

  • Dinleniyoruz...Acayip antenli arabalar aramızda dolaşıyor. Son teknoloji laser güdümlü, titreşim algılayan sistemleriyle yatak odamızın içini bile dinleyebiliyorlar.


    Dinleniyoruz...
    Acayip antenli arabalar aramızda dolaşıyor. Son teknoloji laser güdümlü, titreşim algılayan sistemleriyle yatak odamızın içini bile dinleyebiliyorlar. Pencere camının titreşiminden odada konuşulanları anlıyor, kayda alıyorlar.
    Sonra?
    Sonrası belli olmaz. Bakarsın bir işe yarar. Koy bir kenara.
    İşte şimdi herkeste böyle bir korku gelişti.
    Ya dinleniyorsam?..
    Oysa bizim gibi yazı yazanlar, bu dinlenme işinden pek korkmazlar. Biz zaten düşündüklerimizin daha çok kişi tarafından duyulmasını, değerlendirilmesini, eleştirilmesini istemiyor muyuz? Biz zaten kendi kendimize konuşurken de, arkadaş sohbetlerimizde de ya da ciddi ortamlarda söz alarak yaptığımız konuşmalarda da hep aynı şeyleri söylemiyor muyuz?
    “Sermayenin düzeni insan sömürüsü üzerine kurulmuştur. Bu sistemde her makam bu çirkin amaca hizmet eder. Bu sistemle çelişen her insani, haklı girişim, sermayenin baş düşmanıdır. Ancak her şeye rağmen sermaye en büyük güç değildir. Geniş ve örgütlü halk hareketlerinin karşısında hiçbir şer güç, zaman zaman tavizler vermek, dost(?) görünmek zorunda kalsa da, tutunamaz. Hele durumu kurtarmak için saldırgan bir yol seçmiş; duvar diplerinde, cadde ortalarında işçileri, emekçileri copluyor, tepeliyorsa, o sermayenin ve politik uzantılarının işinin bitmesine ramak kalmış demektir.”
    Sermaye bu gidişi geciktirmek, sindirmek, bastırmak ve gerektiğinde etkisiz hale geetirmek için orayı burayı dinleyebilir. Bu dinleme işi, sermayenin kendi iç çelişkisinden kaynaklanan bir el değiştirme, çekişme içeriği de taşıyabilir. Ama örgütlü emekçi, emekten taraf yazan çizen aydın, zaten daha çok duyulmak ister. Dinleyenler de dinledikleri ile kalırlar, hatta iyi dinlerlerse belki iyi bir şeyler bile öğrenebilirler.
    Peki bu “dinleme” işinde tehlikede olan yok mudur?
    Olmaz mı?..
    Yasalar müsait. Herhangi bir kentin sıradan bir kahvesi dinleniyorsa, müdavimlerin tamamı “devletlilere hakaret”ten içeri girebilir. Hele kahve, Adana gibi kelimeleri yerli yerinde kullanma becerisini geliştirmiş kent insanlarının bulunduğu bir kentteyse, eyvah!.. Dinleyen, dinleten, kaydeden, kaydedileni yazan, çizen tekerlemeye sıralanır maazallah.
    Sadece kahvedekiler mi tehlikede? Rahmetli anneannem dinleniyor olsaydı devletlilere hakaretten bin yıl dışarı çıkamazdı. “Hakkında konuşulan devletli”, belediye otobüsünde konuşan iki emekliyi kayda alıp hakaretten dava açsa, iki ihtiyar mapuslarda çürür, devletli tazminat manyağı olurdu, evelallah.
    Bıraksınlar bu işleri.
    Telekulakla dinleyeceklerine doğal kulakla dinleseler adam olurlar.
    İnşaallah!..
    ARİF NACAROĞLU
    www.evrensel.net