MERCEK

MERCEK

  • 1886 Mayısı’nda Amerikan işçilerinin gündeme getirdikleri taleplerin 123 yıl sonra da esas olarak hâlâ gündemde olması, tüm 1 Mayıs’ları kuşku yok önemli kılıyor.


    1886 Mayısı’nda Amerikan işçilerinin gündeme getirdikleri taleplerin 123 yıl sonra da esas olarak hâlâ gündemde olması, tüm 1 Mayıs’ları kuşku yok önemli kılıyor. Ancak 2009 Mayısı’na, sözcüğün gerçek anlamında daha özel koşullarda giriyoruz. Dünya kapitalist sistemi, yüzyılın en kapsamlı, ikinci savaş sonrası dönemin en etkili ve büyük krizini yaşıyor. Sermaye tekelleri birbirlerini pazardan silme, rakiplerinin paylarına el koyma, küçükleri yutma ve yok etme ve yükü emekçilere yıkarak krizden çıkmaya çalışıyor, ‘savaşı’ kızıştırıyorlar. Krizin etkilerinin en dolaysız, en açık yansıdığı sınıf ve kesimlerin başında ise işçi sınıfı geliyor. En gelişmiş ve ‘ileri’ denilenlerinden en geri ve bağımlı olanlarına tüm kapitalist ülkelerde aç, yoksul ve işsizlerin sayısı çoğalıyor. 2.8 milyar dünya emekçisi ‘mutlak yoksulluk sınırı’nda. 220 milyon işsiz var. Sayıları, kriz derinleştikçe daha da artacak. Bir yanda ABD, Batı Avrupa’nın tüm en gelişmiş ülkeleri, Japonya, Kanada, Rusya ve diğerlerinde ürün stokları; öte yanda en temel ihtiyaç maddelerini karşılayamayan, sosyal güvenceden yoksun ve talepleri baskıyla bastırılan yüz binler-milyonlar duruyor. Emperyalist yöneticiler sadece kendi ülkelerinin emekçilerini yıkıma sürüklemiyor, mali-ticari ilişkiler, kredi-borç anlaşmaları üzerinden ve tekellerin doğrudan faaliyetiyle yükü bağımlı ülkelerin halklarına yıkıyorlar. Bağımlı ülkelerin halkları uluslararası gericiliğin mengenesinde iktisadi, sosyal, kültürel yıkıma sürükleniyorlar. Emek gücünün “özgürce pazarlanması koşulları” daha yıkıcı şekilde istikrarsızlaştırıldı. İş, sosyal haklar ve siyasal özgürlükler ancak mücadele edildiği oranda söz konusu olabiliyor.
    Türkiye, tüm yönleriyle daha ağır koşulları yaşıyor. İş bulma umudunu yitirmiş olanlarıyla birlikte 6 milyon işsizin bulunduğunu, devlet kurumu TÜİK ortaya koydu. Yüzde 15.5 olduğu belirtilen işsizlik oranının gerçekte yüzde 26 olduğu birçok kuruluş ve sendika tarafından ileri sürülüyor. IMF, Türkiye ekonomisinin 2009’da yüzde 5.5 küçüleceğini ilan etti. Bu daha çok işçinin işten atılmasını da ifade ediyor. Batıdaki büyük işçi merkezlerinin emekçi semtleri işsiz kentlerine dönüştü. Diyarbakır gibi kentlerde nüfusun yüzde 64’ünün işsiz olduğu belirtiliyor. Sadece Antep’te kriz bağlantılı olarak 40 bin kişi işten atıldı. TÜİK,-hükümeti başarılı gösterme çabalarına rağmen, sekiz ayda 367 bin kişinin işten atıldığını açıkladı. Türk-Metal bürokrasisi yüzde 35’lik ücret düşürmeye imza attı. Küçük ve orta işletmelerde iflaslar artıyor. Buna, tarımsal alandaki yoksullaşma eşlik ediyor. Yoksul ve topraksız köylülerin ve kent ve kırın öteki yoksullarının yaşamı giderek zorlaşıyor.
    Bu ekonomik-sosyal ağır koşullara politik baskı, yasak ve saldırılar eşlik ediyor. Türkiye kontrgerillası tüm “derinliği”yle kendini yeniden yapılandırırken, sağından-solundan dökülen, en pespaye, ayak bağı haline gelmiş, icraatlarıyla ipuçlarını kaçırmış unsurların bir kısmının ‘dalga’ların girdabına kapılmaları, egemenleri ve hükümetini, “Bu işi ağzımıza burnumuza bulaştırmadan nasıl kapatabiliriz” arayışına sürüklüyor. “Kayıp Uziler dışarıda sağlam adreste” diyen K. Eken, “Devlet için bin operasyon yaptık” diyen M. Ağar, Tetikçi Çarkın ile arzı endam ediyorlar. “Örtülü ödenek”lerle cinayet çeteleri oluşturan Çiller gerdan kırıp geziyor. Özel Harekat Dairesi, JİTEM, korucular ve bunların tümünün bağlı oldukları bürokratik militarist aygıt “yeni dönem gerekleri”ne uygun dönüşümünü gerçekleştiriyor. Aygıtın Kürtlere, işçi ve emekçilere, gençlik ve kadın emekçilere karşı saldırıları devam ediyor.
    Tüm bunlar bu 1 Mayıs’ı daha özel ve önemli kılıyor. Türk, Kürt ve diğer milliyetlerden işçi ve emekçiler, bu 1 Mayıs’ı, dünyanın diğer ülkelerindeki sınıf kardeşleriyle aynı coşku ve kararlılık içinde, saldırıları püskürtmenin ve taleplerini elde etmenin yeni bir adımı haline getirebilirlerse, bu öneme uygun davranmış olacaklardır. 1 Mayıs öncesi gelişmeler, emekçilerin bir bölümünün ve çeşitli sendika ve kitle örgütlerinin “1 Mayıs’a çağrı” yürüyüş ve kitlesel açıklamaları; bir çok kentte semtlerden ve işyerlerinden alanlara yürüme yönündeki hazırlıklar, bunun olanaklı olduğunu gösteriyor. Emekçi kardeşliği bayrağı daha yukarı kaldırılabilir. Bunu başarabiliriz.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net