Yabancı gazetecilerin gözüyle Kürt sorunu

Yabancı gazetecilerin gözüyle Kürt sorunu

Türkiye’yi yakından tanıyacak kadar uzun zaman geçirmiş olan yabancı gazetecilerin kitaptaki görüşleri, çatışmada taraf olmadıkları için bizden daha ‘dışarıdan’, yurtdışında bulunan yabancılara göre ise çok daha ‘içeriden’ görünüyor.


Kökleri Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme dönemine kadar uzanan Kürt sorunu, bugün Türkiye’de en popüler tartışma konuları arasında başı çekiyor. Sorunun çözümüne dair çeşitli öneriler bugüne kadar Türkiye’deki siyasetçilerden aydın çevrelere, yurtdışındaki siyasi kurumlardan düşünce kuruluşlarına, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden PKK’ye geniş bir yelpazede sunuldu.
Bu sorunu ya Türkiye’de çatışmanın içinde olan “bizler” yorumladık, ya da yurtdışındaki ofislerinde bulunan “ötekiler”. Birileri ise devamlı unutuldu: Yabancı gazeteciler…
M. Serdar Korucu’nun söyleşilerinden oluşan “Yabancı Gazetecilerin Gözüyle Kürt Sorunu Nasıl Çözülür?” kitabı, Kürt sorununun hem “bizden” hem “ötekilerden” olan Türkiye’de yaşayan yabancı gazetecilerin gözünden yansımasını sunuyor. Kitap Güncel Yayıncılık’tan çıktı.

Çok konu ele alınıyor
Kitap, gazetecilerin geldikleri ülkelere göre bölümlere ayrılmış. Her bölümün başında gazetecinin geldiği ülke ve oradaki temel sorunlarla ilgili kısa bir bilgi bulunmakta. Ardından gazetecinin özgeçmişi ve Kürt sorunu üzerine yapılan röportaj yer alıyor. Röportaj ise kitabın başlığında yer aldığı gibi sadece çözüm önerilerinden oluşmamakta. Zira yabancı gazeteciler, Leyla Zana ile başlayıp en son Ahmet Türk ile yeniden gündeme gelen TBMM’de Kürtçe konuşulmasına, PKK’nin yayın organı olmakla suçlanan ROJ TV’den devletin Kürtçe yayın yaptığı TRT Şeş’e, Özal reformlarından Erdoğan “açılımlarına” çok sayıda konuyu ele alıyorlar. Her bölümün sonunda ise Kürt sorunu ve Türkiye’de karşılaştıkları zorluklara dair gazetecilerden özel notlar bulunuyor. Kitapta yer alan isimlerin çoğu, uzun zaman boyunca Türkiye’de yaşayan isimler. Hepsi de Türkiye’de geçirdikleri dönem boyunca Türkçe öğrenmiş. Daha da önemlisi ise Batı’da yaşayan, büyük gazetelerde çalışan Türk gazetecilerin aksine, olayları ofislerinden değil bölgeden izlemiş olmaları.
Türkiye’yi yakından tanıyacak kadar uzun zaman geçirmiş olan yabancı gazetecilerin kitaptaki görüşleri, çatışmada taraf olmadıkları için bizden daha “dışarıdan”, yurtdışında bulunan yabancılara göre ise çok daha “içeriden” görünüyor.
Kitap ilk izlenimin aksine sadece batılı ülkelerin, ABD ve Avrupa’nın Kürt sorununa bakışını yansıtmıyor. Azerbaycan’dan Mayıs Alizade, Arap dünyasından Filistin’den Hasan Tahrawi ve Suriye’den Hüsnü Mahalli de kitapta yer alan isimlerden. Bu çeşitlilik, kitabın içinde de kendini gösteriyor. Azerbaycanlı Mayıs Alizade, “Kürt sorunu da meselesi de yoktur” derken, Belçikalı Dirk Vermeiren, Kürt sorununu yok sayanın duvara konuştuğunu söylüyor. Kimisi PKK’nin eylemlerinin Kürt sorununu su yüzüne çıkarttığını savunsa da, kimisi örgütün çözüme zarar verdiği görüşünü savunuyor.

Kendi ülkeleriyle yüzleşiyorlar
Yabancı gazeteciler, sadece Kürt sorunuyla değil kendi ülkelerindeki sorunlarla da yüzleşiyorlar. Almanya’daki Türk sorunu, İspanya’daki Bask ve Katalon sorunu, Fransa’daki Breton, Korsika ve Alsas sorunları, Almanya’daki Türk (göçmen), Yahudi ve Çingene sorunu ile İngiltere’deki İskoç, İrlanda sorunları da Kürt sorunu ile benzerlikleri ve farklılıkları ele alınan problemlerden bazıları…
Çoğu gazetecinin Kürt sorununa en iyimser yaklaşan lider olarak gördüğü Erdoğan’ı, Mayıs Alizade “AKP din kardeşliğini kullanıyor ama artık çok geç” sözleri ile eleştiriyor. Bulgaristanlı gazeteci Nihal Özergan, Öcalan’ın teorik olarak Kürtlerin Arafat’ı ya da Mandela’sı olabileceğini söylerken, Almanya’dan Jan Keetman ile Fransa’dan Jerome Bastion’un ise Öcalan’a eleştirileri var.
Devletin yönetim şekli de tartışılan önemli konular arasında yer alıyor. Gazetecilerin büyük kesimi Ankara’daki merkezi yönetimden ziyade yerel yönetimlerin elinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Ancak hepsinin çeşitli fikirleri yer alıyor bu sorunun çözümüne dair…
Leyla Zana’nın yemini de yabancı gazetecilerin ilgisini çeken bir başka konu. DTP’li Ahmet Türk’ün grup konuşmasında yaptığı Kürtçe konuşma ile yeniden gündeme gelen Zana’nın yemini, gazetecileri Türkiye’de en çok etkileyen olaylar arasında. Ancak bu konudaki en çarpıcı soru, Türk kökenli Bulgar gazeteci Nihal Özergan’dan geliyor: Leyla Zana yargılanıyor da neden Kenan Evren yargılanmıyor?”
Kürt sorunu, belki kitapta Hüsnü Mahalli’nin de değindiği gibi bir yüzyıl daha bizi hakkında konuşturmaya devam edecek. Ancak bir gerçek var ki, o da İspanyol gazeteci Andrew Mourenza Urbina’nın dediği gibi; politikacılar çözümü biliyorlar ve bunu yapmadıkları sürece suçlular!..
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.