Takımların değil, oyuncuların ligi

Takımların değil, oyuncuların ligi

Süper Lig’de her takımın her takımı yenebileceğini gösteren bir hafta yaşadık.


Süper Lig’de her takımın her takımı yenebileceğini gösteren bir hafta yaşadık. Bu ligde her takım, her takımı yenebilir çünkü hiçbir takım, takım oyunu oynamıyor. Takımlar kolektif çabadan çok, oyuncularının bireysel performanslarıyla yol almaya çalışıyor. Takımlar değil, oyuncular mücadele ediyor adeta. Oyuncuların günlük performansı, takımların kaderi üzerinde en belirleyici etken durumunda. Bunun sonucu olarak da oyun anlamında hiçbir takım istikrarlı bir grafiğe sahip değil. Takımlar bir maçın her iki yarısında bile birbirinden çok farklı oyun sergileyebiliyor.
Futbolda sürpriz sonuçların da yeri var ama bizim ligimizde alınan hiçbir sonuç sürpriz sayılmaz. Takım oyunu oynamayı, takımca mücadele etmeyi beceremeyen takımların maçlarında, her türlü sonuç ortaya çıkabilir çünkü. Bu düşük futbol düzeyinde, birazcık da olsa takım gibi oynamayı beceren takımlar
-örneğin Sivasspor- hemen kendisini fark ettirebiliyor.
Haftaya lider giren Sivasspor, G.Antep deplasmanından eli boş dönmesine karşın takipçisi Beşiktaş, F.Bahçe’ye yenilince, yerini korudu. Bülent Uygun bu kez de maç saatinden ve sıcak havadan yakındı. Maçı sıcak havada saat 15.00’te oynatanlar belli ki Sivasspor’un önünü kesmeye kararlı tezgahçılardı(!). Bütün bunları söyleyip ardından da, “Ben yenilgiye gerekçe aramıyorum, yenilginin bütün sorumluluğu bana ait” şeklinde konuşmanın pek bir anlamı olmuyor ne yazık ki. Tabii bir de Uygun’un, “Diğer takımlar ağladığında kimse bir şey demiyor, biz ağladığımızda ise suçlu oluyoruz” lafı var. Oysa pek çok kimse, aldığı sonuç ne olursa olsun, ağlamadığı, sadece emeğine güvenip farklı arayış ve beklentilere girmediği için Sivasspor’a sempatiyle bakıyordu. Sivasspor’un, dayanışmayı, disiplini, özveriyi ön plana çıkaran diğerlerinden farklı kolektivist görüntüsü, Uygun’un anlamsız tavır, davranış ve sözleri nedeniyle giderek bozuluyor. Ve Sivasspor, diğerleriyle aynılaşıyor. Oysa Sivasspor diğerlerine değil de, diğerleri Sivasspor’a benzeyebilseydi keşke.
DERBİ KOMPLOCULARI
Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi öncesinde de türlü komplo teorileri gündemdeydi. Güya iki takım anlaşacak, buna göre Fenerbahçe ligde Beşiktaş’a sorun çıkarmayacak, karşılığında ise Beşiktaş da kupayı Fenerbahçe’ye bırakacaktı. Hele ki hafta içinde her iki kulübün başkanları birlikte yemek yerken görülmüştü, artık kendi aralarında anlaştıklarından hiç şüphe yoktu.
Bu işler bu kadar basitti yani. Beşiktaş maçı kazansa, komplo teorileri kim bilir nerelere varacaktı. Fenerbahçe’nin kazanması bu komplocuları susturdu. Nereye kadar? Tabii ki bundan sonra komplo teorileri üretilmeye uygun ilk maça kadar...
Beşiktaş, ligin ilk 6 sırasında yer alan takımlara karşı olan galibiyet özlemini Fenerbahçe karşısında da gideremedi. Bu aynı zamanda Beşiktaş’ın 2009 yılındaki ilk yenilgisi oldu. Siyah-beyazlı ekip 2 hafta önce de, Sivasspor’un, Konya’da berabere kalmasının ardından sahasında Bursaspor ile berabere kalarak liderliğe yükselme fırsatını kullanamamıştı. Mustafa Denizli, Sivasspor’un yenilmesiyle doğan liderliğe yükselme fırsatının, oyuncularının performansını olumsuz etkileyen bir baskı yaratmış olabileceğini söylüyor. Ama baskının âlâsı Beşiktaş tribünlerinden geliyor. Takım sahaya çıkarken yaptıkları “Lider geliyor” tezahüratının oyuncular üzerinde nasıl bir baskı yaratabileceğini düşünememeleri bir yana, 2-0’dan sonra yaptıkları ve buram buram ilkellik kokan, “Bu maçı alacağız başka yolu yok” tezahüratı için ne demeli?.. Bu tip tezahüratlar, taraftarların son derece güdük ve yoz bir spor kültürü içinde debelendiklerinin göstergesi değil mi?
Tepedeki iki takımın sendelemesi, Kayserispor’u 4 golle evine uğurlayan Trabzonspor’u yeniden umutlandırdı. Sonuçta onların da elinde skora etki edebilecek yetenekte ve beceride oyuncular var. Neden umutlanmasınlar ki?..
ÖZÜR!
Kocaelispor Teknik Direktörü Erhan Altın, Konyaspor’a yenilip kümede kalma umutlarını tamamen tükettikleri maçın ardından yaptığı açıklamada, camiayı oluşturan bütün unsurlardan tek tek özür diledi. Sporda böyle bir özrün yeri var mı? Ortada bir suç ya da kabahat yok ki özür söz konusu olsun. Çıkarsın, elinden geldiğince mücadeleni edersin, bunun karşılığında gücünle orantılı bir derece elde edersin. Eğer küme düşmeyi hak etmediğini ve Süper Lig’de mücadele edecek düzeyde olduğunu düşünüyorsan, seneye tekrar çıkarsın. Spor alanında işlerin bu biçimde yürümesi gerekmez mi?
Tabii sporda özür dilemenin de gerekli olduğu anlar meydana gelebiliyor. Mesela, bundan üç hafta önce G.Saray ile F.Bahçe arasında oynanan ve tüm sportif, insani değerlerin fütursuzca çiğnendiği karşılaşmanın ardından sağlam bir özre gereksinim yok muydu?..

31. haftanın maçları:

Kayseri-G.Antep, G.Birliği-Hacettepe, Sivas-Belediye, Ankara-Beşiktaş,F.Bahçe-Denizli, G.Saray-A.Gücü, Kocaeli-Trabzon, Bursa-Konya, Eskişehir-Antalya.


Gol krallığı

Milan Baros (G.Saray): 19
Taner Gülleri (Kocaeli): 16
Mehmet Yıldız (Sivas): 14
Gökhan Ünal (Trabzon): 13
Umut Bulut (Trabzon), Youla
(Eskişehir), Tabata (G.Antep): 11 gol
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.