BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Kriz derinleşip etkisini artırdıkça, halk, içine itildiği akıl almaz yoksulluğun boyutlarını, bazen çok acı, bazen de traji-komik görünümler biçiminde sergilemeye devam ediyor.


    Kriz derinleşip etkisini artırdıkça, halk, içine itildiği akıl almaz yoksulluğun boyutlarını, bazen çok acı, bazen de traji-komik görünümler biçiminde sergilemeye devam ediyor.
    Bir yandan; artık insanları intihara kadar iten çaresizlik öte yandan da ancak komedi filmleri için uydurulmuş (“gerçek hayatta olmaz ama çok güzel de uydurulmuş” diyeceğimiz) öykülere taş çıkartacak olaylar art arda patlak veriyor. Ve elbette bu bir filmde kahkahalarla izleyeceğimiz olay gerçekte yaşandığında; gülünç olmaktan çıkıp, gerçek bir trajedi olarak her birimizin yüzüne çarpılıyor.
    Konu; bugün manşetimizde verdiğimiz; bir dedikodu üzerine binlerce kadının, Antakya’da Ziraat Bankası önünde kuyruğa girmesidir.
    Kentte izdihama yol açan dedikodu; “Hükümet, kimliğindeki vatandaşlık numarasının son rakamı 4 olan kadınlara, 400 YTL, Anneler Günü ikramiyesi verecekmiş!” biçimindedir. Bu dedikodu üzerine iki bin dolayında kadın banka önünde toplanmış; banka yetkililerinin bu dedikodudur demesine karşın kadınlar uzun zaman banka önünde beklemişlerdir. Sadece Antakya’da değil, Trabzon, Iğdır, Kayseri, Samsun, Şanlıurfa, Adıyaman, Maraş, Antep, Diyarbakır gibi illerde de benzer dedikoduyla binlerce kadın bankaların önüne gittikleri haberleri gelmektedir.
    Hiçbir kadın laf olsun ya da ne olacak fazladan bir 400 lira daha kazanayım diye böyle kuyruklara koşmaz. Hele de aslı astarı belirsiz bir söylentiyse. Hele ki; haydi dedikoduya inandı; ama banka yetkileri “Hayır böyle bir şey yok” dediği halde bir anne çocuğu ile, banka önünde beklemeye devam ediyorsa; burada bir anlamazlık, bir geri zekalılık durumu yoktur. Ama çaresizliğin bir dedikoduya inandırdığı bir yoksulluk durumu vardır. Daha da kötüsü; bu yoksulluk öylesi derindir ki; gerçeği söyleyene; “Hayır böyle bir şey yok” diyene inanmama; “Belki de yalan söylüyordur” diye gerçeği söyleyene inanmayacak kadar derin bir çaresizlik durumu vardır.
    Elbette ki; öncelikle bu tabloya neden olan gelmiş geçmiş politikacılar utanmalıdır böyle bir yoksulluğu yarattıkları için. En çok da; ağzını açınca refahtan, ekonomik büyümeden, görülmemiş kalkınmadan söz ederek halkın karşısına çıkıp öğünen AKP iktidarı ve onu başı utanmalıdır bu tablodan.
    Elbette sadece bu kadar değil tablodan görülmesi gereken! Bu ülkenin ilericileri, halktan yana olan siyasileri, sınıf partisi de bu tablodan ders çıkarmalıdır.
    Sınıf partisi ve emek güçleri; böylesi derin bir yoksulluk ve çaresizliğin içine çekilen halkın sorunlarına çare bulmak üzere emekçileri örgütlemek; onları yalanların peşinden koşar olmaktan çıkaran bir birleşme ve mücadele hattını ortaya koymak görevini çıkarmak durumundadır. Çünkü örgütsüz, işsizliğin, açlığın ve yoksulluğun kucağına itilmiş insanlar; normal zamanda çılgınca gelen kurtuluş yollarını da sınamayı düşünebilirler. İşte iki gündür manşetimizden duyurduğumuz intiharlar, bu “Çılgınca bireysel kurtuluş yollarından” birisidir.
    Oysa emekçiler için doğru olan; ellerinde olmayan ve başkalarının ianesiyle verilecek paralar peşine koşmaktansa; kendi mücadeleleriyle yaşamlarını insanca bir düzeye çıkarmaktır ve bunun fiiliyatta karşılığı ise; emekçilerin kendi talepleri etrafında birleşerek daha iyi ve insanca bir yaşam, daha iyi çalışma koşulları için, … sömürüsüz, baskısız bir dünya için mücadele etmesidir.
    Bunun yolu da vardır. Ve bu yol emekçilerin birleşmesinden; kendilerini bu derin yoksulluk ve çaresizlik çukuruna iten partilerden uzak durarak; o partileri de kullanarak kendi sömürüsünü sürdüren kapitalizme karşı bir mücadele hattına girmektir.
    Burada asıl sorumluluk da sınıf partisi başta olmak üzere öteki emekten yana çevrelere ve emek örgütlerine düşer.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net