MOR GABRİEL VE TUR ABDİN 1

MOR GABRİEL VE TUR ABDİN 1

Lozan Antlaşması’na rağmen Rumlar ve Ermeniler gibi “azınlık hakları”ndan yararlanmalarına izin verilmeyen Süryanilerin sorunları, Mor Gabriel Manastırı’na açılan davalarla gündeme oturdu.


SUNU

Lozan Antlaşması’na rağmen Rumlar ve Ermeniler gibi “azınlık hakları”ndan yararlanmalarına izin verilmeyen Süryanilerin sorunları, Mor Gabriel Manastırı’na açılan davalarla gündeme oturdu. Mardin’in Midyat ilçesinde kadastro çalışmalarının başlamasının ardından, önce komşu köyler Yayvantepe, Eğlence ve Çandırlı’nın muhtarları, manastırın toprağından hak iddia ederek dava açtılar. Devam eden 4 davadan biri ise devlet tarafından açıldı. Bazı arazilerin Hazine’ye ait olduğu ileri sürülüyor.
“Allah’ın hizmetkarlarının dağı” anlamına gelen Tur Abdin kelimesi ile Mardin, Midyat ve çevresini, yani anavatanlarını tanımlayan Süryanilerden, bu bölgede sadece 2 bin 500 kişi kaldı. 15 bin Süryani İstanbul’da yaşıyor. Yüz binlercesi, başta Avrupa ve Ortadoğu olmak üzere dünyanın neredeyse bütün ülkelerine dağılmış durumda. Mezopotamya’nın kadim halkı Süryaniler, Hristiyanlığı ilk kabul eden ve İsa’nın dilini konuşan halk olarak da tanınıyorlar.
Önemli ibadethanelerinden Mor Gabriel Manastırı’na açılan davalar üzerine hazırladığımız yazı dizisinde, dava süreci ile birlikte Süryanilerin yaşam alanlarını tanıtmaya; sorunlarını ve taleplerini aktarmaya çalışacağız.


Hoşgörü kentinden notlar

“Hoşgörü” kentiymiş Mardin. Eşitlik ve adalet kavramlarının üzerini sımsıkı örtmeye çalışan kirli bir örtü sanki “hoşgörü”. Her hikayede artan kokusuyla genzimizi yakan kirli bir örtü… Ama gerçekleri saklayabilecek kadar geniş değil.
Hele Nasra teyzenin örtüleri ile asla boy ölçüşemez. Doksana dayanmış bedeni ile atölyesinde hummalı bir çalışmada hâlâ. Süryani boyama sanatının son temsilcisi. Boyadığı örtülerini tek tek çıkartırken anlatıyor bir yandan da. Babası ve amcasının sanatını, onları izleyerek öğreniyor Nasra teyze. Ancak onlar ölmeden elini sürmüyor. Ne zaman hem babası hem amcası yaşamını yitiriyor, ondan sonra başlıyor öğrendiklerini kumaşa dökmeye. Beyaz kumaşlar onun elinde renkleniyor; İncil’den sahneler, Süryani din adamları birer birer canlanıyor kumaşlarda. O örtüler Avrupa’dan Amerika’ya kadar dolaşıyor dünyayı.
Nasra Şimmeshindi’ye demişler ki: “Sana bir kurs açalım, şu kadar da para verelim, sen bu sanatını başkalarına da öğret.” Kabul etmemiş Nasra teyze. “Müslümana öğretmem. Bütün sanatlarımızı elimizden aldılar. Bunu da almasınlar” diyor. Nasıl bir hoşgörü kenti ki bu Mardin, Nasra teyzeyi komşularına böyle küstürüyor.
Sadece bu kadar mı?
“İlkokulda Hristiyan olduğun için sürekli dayak yersen daha fazla okumazsın.”
Midyatlı Süryani genç kızlar, “Neden okula devam etmediniz” sorusunu böyle yanıtlıyorlar.
Aynvert köyündeki Süryani kilisesinin duvarına yuva yapmış paslı bir kurşunun 1915’ten kalma olduğunu söylüyor bir köylü.
Bir başkası, İdil’den Midyat’a giderken iki yanımızı sarmış tek ağacı bulunmayan yanık, sarı toprakları işaret edip; “Buralar eskiden Amazon Ormanları gibiydi, yakıp yıktılar” diyor.
30 yıl sonra memleketine dönmüş olanı da, “Boru hattı var burada. Askerler bize sabaha kadar nöbet tuttururlardı. Silahsız, akşamdan sabaha dağın başında zorla nöbet tutuk yıllarca” diye ekliyor.
Köyleri yasak bölge ilan edilmiş Süryaniler, doğdukları topraklara ayak basmak değil, sadece “uzaktan bakabilmek” için Avrupa’dan geliyorlar. Terk etmek zorunda kaldığı köyünden aldığı bir taşı 25 yıldır gurbetteki evinde saklayanları var.
“Kızlarımız kaçırıldı.”
“Hizbullah öldürdü.”
“Kiliselerimiz cami yapıldı.”
“Topraklarımıza, evlerimize el konuldu.”
“Köyümüzü korucular işgal etti.”
“Yurtdışından gelen Süryanilerden haraç isteniyor...”
Süryanilerin yüzyıldır devam eden göçünün nedenleri sıralamakla bitmiyor. OHAL’in kalkmasının ardından az sayıda aile Avrupa’dan köylerine kesin dönüş yaptı. Ama bu, sorunların bittiği anlamına gelmiyor. Hâlâ 3 kilometre ötedeki komşu köye giderken beş kere kimlik kontrolüne takılıyorlar. Kendilerine ait evlerin, arazilerin gasp edildiğini ya da Hazine’ye aktarıldığını öğreniyorlar. Memleketlerinin eşit bireyleri değil, “turizm potansiyeli” olarak görülüyorlar.
Köylerinin eski güzelliklerinden eser yok. Askerin, korucunun kamyon kamyon ağaç kesip götürdüğünü söylüyor kimileri.
AKP’NİN VEKİLLERİ
Hükümet temsilcilerinin sözlerini hatırlayalım.
Midyat’ta Süryaniler üzerine yapılan bir panelde konuşan zamanın AKP Milletvekili Nihat Eri şöyle buyurmuştu: “Gizli kalmış olayları gündeme getirmek, genç nesiller arasında kin ve nefret duyguları yaymaya çalışmak doğru değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti, burada yaşayan Türkler, Araplar, Kürtler ve Süryanileri kabul etmeye hazırdır. Ama teröre 30 bin can vermiş bir ülkenin terör bağlantılı ya da farklı söylemlerle Türkiye Cumhuriyeti’ni sıkıştırmaya çalışan düşüncelere de hoşgörüyle yaklaşması mümkün değildir.”
Buyurun buradan yakın!
Yani “bizi öldürmeyin, topraklarımızı işgal etmeyin, kilisemizi cami yapmayın derseniz, hoş görmeyiz!” diyor hükümetin vekili. Bu sözlerin sarf edildiği günden birkaç gün önce bir papazın evinin bahçesine el bombası atılmıştı. Hak isteyeni “terörist” ilan eden AKP’li vekil, bomba içinse şunları söylüyordu birkaç yıl önce: “Münferit olay, büyütmeye gerek yok!”
DAVACI KÖYLERİN OYU
Konu AKP’li milletvekillerinden açılmışken, bugün milletvekilliği yapan Midyatlı Süleyman Çelebi’ye değinmeden geçmek olmaz. AKP’li Çelebi, korucu ailesinden olmakla birlikte Midyat’ın en büyük aşiretinin başı da aynı zamanda.
Mor Gabriel Manastırı’na arazi davası açan 3 köyün de bağlı olduğu aşiretin lideri yani. Sistemi bilmeyen yok. Aşiretin reislerinin kararı olmadan köylüler kendi başlarına hiçbir işe girişemez. Milletvekili seçim sonuçlarına bakarsanız, bu üç köyün neredeyse tamamının AKP’ye oy verdiğini de görebilirsiniz. Çelebi davalar karşısında tarafsız olduğunu iddia etse de, gazetemizin sorularını yanıtlarken “Süryaniler duygu sömürüsü yapıyor, olayı abartıyorlar” diyerek tavrını göstermişti. Süryanilerin bugüne kadar asla bir baskı görmediklerini öne süren AKP’li vekil, “Bunların tamamı Avrupalara kendi keyiflerinden gittiler. Hiçbir sıkıntıları yoktu” diyebilmişti.
Durum özetle şöyle:
Süryaniler gelsin ama kendilerine yeni ev bulsunlar. Süryaniler gelsin ama topraklarını bize versinler. Süryaniler gelsin ama niye gittiklerini söylemesinler. Süryaniler gelsin turist çeksin ama kendi tarihi eserlerini korumasınlar!..
YARIN: Manastır yetkilileri anlatıyor.
Hazırlayan: Elif Görgü
www.evrensel.net