Onların bıraktığı yerden...

Onların bıraktığı yerden...

NATO üssünü basacak, belki yoldaşlarının darağacına çıkartılmasını engelleyecek, Sovyetler Birliği’ni gözlemek için Türkiye’ye üs kuranlara en güzel yanıtı vereceklerdi.


Sinan, Kadir, Alpaslan ve arkadaşları, 1970’te Haşhaş Mitingi için gelmişlerdi Malatya’ya. Bir yıl sonra ise yoldaşlarını kurtarmak için Nurhak’ın yolunu tuttular. 12 Mart sıkıyönetimi meyvelerini verdi; Sinan, Kadir ve Alpaslan, Nurhak’ta öldürüldü.
1970’lerin başında devlet, gitgide kalabalıklaşmış öğrenci kitleleri, direnişleri bütün illere yayılmış işçi sınıfı ve gözü açılmış, emeğinin karşılığını almak için mitingler düzenleyen köylülerle karşı karşıyaydı. Onlar insanca yaşamak, bilimsel ve özerk üniversitelere kavuşmak, çocuklarına ekmek götürmek istiyordu. Yüz binler olmuşlardı, istediklerini birer birer alıyorlardı.
Harekete önderlik edenler Türkiye İşçi Partisi’nden ayrılmıştı, ne ‘sivil-asker-aydın zümre devrimi’ tartışmalarına katılmışlardı, ne de parlamentoculuğu rehber edinmişlerdi. Öyle bir ortam vardı ki 12 Mart öncesinde, şehirlerde yaşayamıyorlardı. Ya polis baskısı ya da sivil ülkücülerin saldırılarıyla karşılaşıyorlardı. Bu nedenle silahlanmak ve şehirleri terk etmek zorunda kaldılar. Dünyada ise gerilla savaşı Küba’da zafer kazanmıştı, Çin’de Pekin’ikır gerillası kuşatmıştı. Onlar da dağların yolunu tuttular.
DENİZLERİ
KURTARMAK İÇİN
İşte Türk Silahlı Kuvvetleri, yönetime böyle bir ortamda el koydu. 12 Mart 1971’de sıkıyönetim ilan edildi. Tüm Türkiye’nin üzerine karabulutlar çöktü. Her gün yeni gözaltılar, operasyonlar, tutuklamalar yaşandı. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) lider kadrolarından Deniz Gezmiş Gemerek’te, Yusuf Aslan Şarkışla’da, Hüseyin İnan ise Pınarbaşı’nda yakalandı. Bu gelişmeyle THKO eylem planını değiştirdi, yanlarına ulaşmaya çalışırken yakalanan Denizlerin serbest bırakılması için eylem yapmaya karar verdi. Ankara’da bir araya geldiler, Kürecik’te bulunan NATO Radar Üssü’nü basmaya karar verdiler.
BİR ÇOBAN
ONLARI GÖRDÜ
İkiye ayrıldılar, eylemi 7 kişilik grup yapacaktı: Sinan Cemgil, Mustafa Yalçıner, Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan, Hacı Tonak, Ahmet Erdoğan, Metin Güngör. Yürüyerek yaklaşık bir ay sürecek bir yol vardı önlerinde. Geceyi gündüze kattılar, uyumadılar, dinlenmediler, bu yol 5 günde bitti. Nurhak’a ulaştılar. Ellerindeki haritalar yetersiz kaldı, gündüzleri keşfe çıkıp yollarına devam ettiler. 30 Mayıs gecesi bir nehri geçmeye çalıştılar, Helete köyü içindeki bir köprüden geçtiler. Bir tepeye tırmanmaya başladılar, İnekli köyüne yaklaşıyorlardı. Bir çobanla karşılaştılar, “avcıyız” dedilerse de çoban ikna olmadı. ‘alıkoyalım’ diye tartıştılar, ancak yapamadılar, bıraktılar.
SON KONUŞMALAR
İlk buldukları yerde konakladılar. İlk nöbeti Sinan tutacaktı, üsse giden Amerikan personelini taşıyan aracın geçiş saatini saptayacaktı. O araca el koyacaklardı. Kürecikli olan Hacı Tonak ise silahsız bir şekilde önden gidecekti. Bunlardı son konuşmaları, Sinan ile Hacı Tonak, tepeye doğru tırmanmaya başladı. Diğer 5 arkadaşları da günlerin yorgunluğuyla uykuya daldı. Ancak bu uyku, yalnızca 10 dakika sürdü. Sinan tepeden aşağıya koşuyordu. Kendilerini gören çoban, muhtara haber vermişti.
ETRAFLARI SARILDI
Sinanlar tepeye tırmanırken, jandarma da askerler de diğer taraftan tırmanıyorlardı. Zirveye yaklaşınca karşı karşıya geldiler. Karşılıklı silah bırakma çağrıları yapıldı. Sinan silah bırakmadı, askerlerin üzerinden havayı tarayarak arkadaşlarının yanına doğru koştu. Sinan’ın sesiyle uyanan arkadaşları, hemen kalkıp silahlarını aldı. Tepeden üzerlerine kurşun yağdıran askerlere karşı geri çekilmek zorunda kaldılar. Başka açılardan da ateş açıldı, abluka daraldı. En sonunda arkalarından da ateş edildiğini hissettiler. Ya teslim olacaklardı, ya da öleceklerdi. Bir kişi bile teslim olmayı düşünmedi. Hepsi birer birer vuruldular, Sinan yere yığıldığında parmağı tetiğe takılı kaldı. Tarih 31 Mayıs 1971’di.
DEVRİM KİTLELERİN ESERİ OLACAK
yaralanan Mustafa Yalçıner tutuklanıp cezaevine, Denizlerin yanına konuldu. Hacı Tonak çatışmaya girmeden, Ahmet Erdoğan ve Metin Güngör de 2 gün sonra yakalandı. Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan ise çatışmada yaşamlarını yitirdi.
3 kayıp verilmişti. Eylem tarzı ve örgütlenme biçimi gözden geçirildi, tartışıldı. Yalçıner’in nedenini “Devrim diyorsak ve devrimde ısrar edeceksek, devrimi başarısızlığa götüren yolda ısrar edemezdik” diye özetlediği sürecin sonunda, şu kararlar alındı: Devrim, küçük grupların değil, halk kitlelerinin eseri olacak; devrimin başlıca örgütü ise bir ordu değil, işçi sınıfının içinde örgütlenen bir sınıf partisi olacak. (İstanbul/EVRENSEL)
Ceren Saran
www.evrensel.net