Hayatın halıdaki şifresi

Hayatın halıdaki şifresi

Hülya Ergün, ilk kitabı olan “Halı”da, alışılagelenin dışına çıkarak, serim ya da betimleme yapmadan giriyor romana. Okuyucu, “Eylemi başarmış olanları soylu bulurum. Deneyenleri de sıra dışı.


Hülya Ergün, ilk kitabı olan “Halı”da, alışılagelenin dışına çıkarak, serim ya da betimleme yapmadan giriyor romana. Okuyucu, “Eylemi başarmış olanları soylu bulurum. Deneyenleri de sıra dışı. Ben?.. Defalarca da planladım. Ama deneyemedim… Cesaret edemedim. Bu gerekçeye de sığındım, “diyen Suat’ın çarpıcı sözleriyle yüzleşerek , bir hayat hikayesine adım atıyor.
Eylemin karşılığı intihardır romanda. Suat ise, hem anlatıcı, hem de baş kişi olup, intihara eğilimli bir yapıya sahiptir. Bu konudaki aydınlanma istemini şöyle anlatır:”Yeni bir açılım kazanma umuduyla gittiğim seminerde, ünlü profesör, ‘bu yıkıcılık güdüsüdür’ dediğinde gülemedim bile.Tutsak balinaların kafalarını duvarlara vurmaları da yıkıcılık güdüsü müdür? Sormadan dışarı çıktım…Deneyenlerle, tanışmayı çok istedim. Olmadı. Bir tekine bile ulaşamadım.”
Birgün teyzesinin de eylemi başardığını öğrenen Suat, zamandaş olmadığına hayıflandığı Ziya Gökalp’in de içinde olduğu, üç kademeli zihinsel bir piramit kurar. Tepede, entelektüellerin; ortada dava insanları, pişmanlar, kaybetmişlerin; altta ise bilinci bulanmış ve akıl hastalarının yer aldığı bu piramidal düzenekte, Wirginia Wolf, Stefan Zweig, Lotte, Dalida, , Mehmet Fatih Öktülmüş, Fikriye Hanım, Eva Braun ve teyzesine rastlar. Kendine de düzenek içinde bir yer bulma arayışına girer.
Demek oluyor ki; piramidal düzenek, romanda toplumsal katmanların karşılığı olarak kullanılmış. İleriki sayfalarda yazarın verdiği: “Acaba Fikriye Hanım’la Eva Braun’un çözmeleri gereken şifreler olsaydı? Fikriye Hanım tedavisi bitmeden Berlin’deki sanatoryumdan ayrılabilir miydi? Hayır! Köşkün kapısını son kez çalar mıydı? Hayır! Değil, asla! Eva Braun sorgulamaya başlayabilseydi? Oracıkta bitmez miydi aşkı ? Kuşkusuz evet! Mehmet Fatih Öktülmüş?.. Aldığı kararları bir kez da düşünür müydü? Aklından bile geçirmezdi. Zekasına ve duyarlılığına güvendiği bir yoldaşına şifreyi çözmesini de vasiyet eder miydi? Asla ihmal etmezdi.” Örneklerinden, şifre denilen olgunun, hayatın içindeki düğüm ya da düğümler olduğunu, hayata bağlılığın bu düğümlerin çözümüyle doğru orantılı geliştiğini anlıyoruz.
Böyle olunca, Hülya Ergün’ün romanını, eşiti kördüğüm olan intihar şifresinin halıya emanet edilen motifler üzerinden çözümü olarak tanımlayabiliriz.

ROMANIN GELİŞİMİ
Köyüne yabancılaşmış bir ailenin kızı olan ve Güzel Sanatlarda yüksek öğrenimini sürdüren Suat, okuldan geldiği bir gün, ağlayan annesinden; köylerinin boşaltılmış olduğunu, dayısıyla anneannesinin göç ettikleri şehirde fazla kalamayıp, geri dönerek tek hane kalan köyde yaşadıklarını öğrenir. Teyzesiyle ilgili sorduğu soruyu ise duymazdan gelir.
Ortalık yatışmaya başladıktan sonra, aldığı cep telefonundan dayısına ulaşan Suat; aklının eksik olduğu gerekçesiyle aile tarafından dışlanan teyzesinin, yıllar önce intihar ettiğini öğrenir. Neden ve nasılını sormak istediğinde dayısı:
“İntihar edenle ilgili konuşmak günah,” diyerek noktayı koyar.
Bir süre sonra dayısından gelen paketin içinden, anneannesine ait tespih ve güğümle, teyzesinin dokumuş olduğu bir halı çıkar. Annesi tarafından beğenilmeyen halıyı; “İkimiz de tekstilciyiz. Sadece o alaylı, ben mektepli,” diyen Suat alır.
Halının üzerinde insan, kuş, kartal, iki eli belinde arası bir koç boynuzu ve akrep motifleri vardır. Bu motifler değişik renkler üzerinde simetrik-asimetrik, küçüklü-büyüklü ve altışarlı olarak işlenmiştir. Suat, teyzesinin intiharındaki nedenlere ulaşabilmek için, halıdaki şifreyi gerek sezileri, gerekse yaptığı araştırmalarla çözmeye uğraşır.
İpliklerin bağlanması, atkıların atılması, renk-motif ilişkisi, motiflerin karşılığı olan sembolleri ve bunların hayatla ilişkilerini kurmaya çalışır. Bu bağlamda, teyzesinin, çocuğunun ölümünden kendini sorumlu tutabileceği düşüncesini, bazı motiflere bağlar. Sonuçta, kuş motifinin anlamlarından birinin de ölüm olduğu bilgisini edinince, teyzesinin bilinçli bir seçim yaptığı kanısına varır.
Öğrendikleriyle yetinmeyen Suat, ailesi sert bir biçimde karşı dursa da, Peruze’nin çağrısı üzerine, intihardan az önce dokunduğu için “Son” adı verilen halıyı da yanına alır. “Merakın çekimine kapılmam iyi de oldu. Çok konuşulan ama bilinmeyen; bilmek için görmek gerektiği asla akıl edilmeyen coğrafyaya geldim. Köyümü olmasa da, yakılmış köylerden birini gördüm,” dediği köyüne ikinci kez ulaşır.

PERUZE
Konuşmaya “küllüm, zibilim başa” sözleriyle başlayan, gezginci bir deli olarak bilinir. Önerilerinin ve baktığı falların doğru çıkması, haksızlık karşısında yaptığı ilenmelerin yerini bulması, ona olağanüstü güç atfedilmesine ve herkesin ondan korkmasına neden olmuştur. Ama, Peruze, dokuduğu halılarla ünü yaygınlaşan teyzenin de yakın arkadaşıdır. Biri meczup, diğeri medyum olan “sıra dışı” iki kadının toplumla uyumsuzluğu; birbirlerine sığınmalarına, yalnızlıklarını paylaşıp, dert ortağı olmalarına yol açmıştır..
Teyzesinin mezarını yaptıran, dokuma tezgahının bulunduğu yıkık evi onartan Peruze, Suat’a da halı şifrelerinin çözümünde önemli katkı sağlamıştır..

YIKIK VE YANIK KÖY FOTOĞRAFLARIBir oğlu ya da kızı dağda, diğer oğlu ise askerde olan anaların yaşadığı Doğu ve Güneydoğu bölgesinin köylerindeki insanlar, ecelli ölümlere özlemlidirler. Çünkü, emperyalizme ve ona eklemlenmiş olan ülkelerin yönetimlerine, ecelli ölümlerin getirisi yoktur. Oysaki, halkları sömürmek için uyguladıkları çeşitli yöntemlerin yanı sıra, savaşlar ve her türlü çatışmalar, en büyük ve en verimli silah pazarlarını oluşturur..
Korucusu, kılavuzu, jandarması, Jitemi elele vererek, şiddetin her türlüsünü yapıp, insanların yerlerinden sökülüp atıldığı köylerde, şimdi ölü sessizliği vardır.
Kurşun ve yangınlarla yiten üç oğlunu, üç kızını, iki karısını, dört kardeşini ve amcasının iki oğlunu bir yıl içinde elleriyle gömen dayısı da, Annesinin ölümünden sonra iyice sinmiş, yıkık bir evde yalnız başına yaşamaktadır.
Kıyımların yaşandığı günleri anımsayan Peruze, anlatmaya başlar:
“Köylüye düşmanlık besleyen kılavuz, teyzeni köyün meydanına çıkarıp dövmeye başladı.Onunla da yetinmeyerek yakmaya kalkışması karşısında, yüzlerce köylünün yanı sıra dayının da ses çıkarmaması, onu yaşamdan kopardı. Yaşadıkları, kadınlığını ,doğurganlığını bitirdi. Bunu halıda pembe üzümlerle ifade etti… Bence intihar nedeni sergisinin bitmesi. Bir kişinin kötü olmasını anlayabilirdi. Ama bir köyün kötülükle işbirliği yapması ağır geldi. Çevresiyle bütün bağlarını kesti.”
Peruze, kendini haklı çıkarmak için sessizliği bozan dayıyı da azarlayarak susturur. Halının altıda birini kaplayan kahverenginin, kötülüğün kapsamını belirttiğini söyleyerek “Sen olmasaydın teyzen unutulurdu. Onu gün ışığına çıkardın. (Son)u da götüreceksin” diyerek halıyı ona verir.

ESERİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Yazar öncelikle, bağlı olunan değerlerin, başkası ya da başkaları tarafından talan edilmesinin, kişiyi intihar noktasına getirdiğini, sergilediği olaylarla dile getiriyor. Romandaki teyze tipinde somutlanan bu durum, Da Vinci’deki gibi olmasa da, intihar eylemcilerinin , geride çözülmesi gereken şifre bıraktığı ve bu şifrenin, yaşanılan coğrafya ve ilişkilerle örgülendiği gerçeğini ortaya koyuyor.
Şimdiki zamanla geçmiş zaman birbiri içine geçiştirilerek kurgulanan romanda, arı dil ve anlatım okumadaki rahat akışı sağlarken, halının dokunuşu sırasında çıkan “kirtim kirt...Kirtim de kirt” sesinin aralıklarla kullanılması, özle bütünleşerek , sahiciliğe katkı sunuyor.
Yazarın bir intihar olayından yola çıkarak, uzandığı ülke gerçeklerini romanın potasında eritmesi, üstelik kişisel ve toplumsal değişimleri göz ardı etmeden ve gereksiz olay yığması yapmadan bunu gerçekleştirmesi, okunmasını gerekli gördüğüm “Halı”nın başarı çıtasını yükseltiyor.
Güngör Gençay
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.