DÖNÜŞÜM

DÖNÜŞÜM

  • Devam eden ekonomik krizle birlikte devlet borçları sürekli artıyor.


    Devam eden ekonomik krizle birlikte devlet borçları sürekli artıyor. Bankaları ve tekelleri kurtarmak için yüzlerce milyar avro ile ifade edilen “kurtarma paketleri” hazırlayan hükümetler, vaat ettikleri paraları sermayeye aktardıkça devlet borçları da büyüyor.
    İlk etapta sermayeye aktarılan kaynaklar devletin değişik bütçelerindeki gider hanelerinden yapılan kesintilerle sağlanmıştı. Bunu böyle devam ettirmeleri mümkün değil. Bütün devlet varlığını sermayeyi koruma ve geleceğini teminat altına almak olarak gören hükümet, bu görevini yerine getirebilmesi için borçlanması gerekiyor. Bütçelerden daha fazla kesintiye gidilmesi, askeri ve iç güvenlik bütçeleri bir yana, neredeyse mümkün değil.
    Devlet borçlanmasının ne kadar dramatik bir boyut aldığını Alman Maliye Bakanı Peer Steinbrück geçenlerde verdiği bir demeçte ortaya koydu. 2009 yılı ek borçlanmasının düzeyini açıkladığı toplantıda, bu gazetecinin “2009 yılında yeni borçlanmanın tamam ne kadar olacak” sorusuna, biraz kızgın bir tarzda, “Bunu şimdiden nasıl bileyim? 2009 bittikten sonra bunu söyleyebilirim” diye yanıt verdi.
    Geçen yıl hükümet, “30 milyar avro civarında ek borçlanma kararlaştırıldı” diye açıklamıştı. Fakat daha 2009’un ikinci çeyreğinin başında ek borç 36.9 milyar avro olarak açıklandı. İkinci çeyreğin sonunda ise bunun üzerine 10.7 milyar daha eklendi ve “ek borç” 47.6 milyar avroya çıktı. Yıl sonuna kadar “ek borçlanmanın” 80 milyar avroyu aşması bekleniyor, ki bu iyimser bir tahmin. Sonuçta üretimin gerilemesi ve kısa çalışmanın yaygınlaşmasıyla devletin bütün vergi gelirlerinde çok büyük bir erime söz konusu.
    Tabi bu durum Almanya ile sınırlı değil. 2007’de, kriz öncesinde, 27 AB ülkesinin ortalama devlet borcu GSMH’nin yüzde 58’si dolayındaydı. İlk tahminlere göre bu oran 2010 yılında yüzde 71’e çıkacak, avro bölgesinde ise yüzde 75’e!
    İtalya’da bu oran 2007’de 100’ün biraz üzerindeydi, Yunanistan’da yüzde 95’ti. Önümüzdeki yıllarda bu ülkeleri çok ciddi bunalım yılları bekliyor. AB’nin üç büyüğünden biri olan İngiltere’de devlet borcu bugün GSMH’nin yüzde 53’ü dolayında. 2013 yılında bu oranın yüzde 100’ü aşması bekleniyor! İngiltere’de özel hanelerin ve işletmelerin borçlanması şimdiden GSMH’nin yüzde 170’in aşmış bulunuyor. Bu durumda İngiltere’yi nelerin beklediğini tahmin etmek zor değil!
    Diğer yandan birçok Doğu Avrupalı AB ülkesi yaklaşık bir yıldır “iflasın” eşiğinde bekliyor. Bunların bir çoğu İMF, DB ve AMB’sı tarafından suni solunumla ayakta tutuluyor.
    Bütün ülkelerin, bazen açıktan bazen üstü kapalı, yardım ve çözüm beklediği “büyük birader” ABD’nin durumu ise “içler acısı”! ABD’deki toplam borçlanma (devlet, özel haneler, işletmeler ve finans sektörü) 52.59 trilyon dolara çıktı! Yani ABD’nin GSMH’nın yüzde 370’i düzeyine. Bunun içindeki devlet borcu ise “sadece 11,3 trilyon” olarak bildiriliyor. Yani GSMH’nin yüzde 80’ine denk düşüyor. Hazırlanan yeni paketler ve kurtarılan tekellerin faturasıyla birlikte devlet borcunun kısa bir süre içinde 12 trilyonu aşması bekleniyor.
    “Kelin merhemi olsa kendi başına sürermiş” hesabı büyük biraderden de ümit yok! İşte böyle bir ortamda 27 AB ülkesinde, 4-7 Haziran günlerinde Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri yapılıyor. AB’de yaşayan emekçilere dayatılan sermaye yanlısı politikalar, seçimlerden sonra katmerleşecek. Sonuçta bu krizin faturasını birilerinin ödemesi gerekiyor. Örneğin Almanya’da sermaye güçleri şimdiden KDV’yi yüzde 19’da 25’E çıkarma, ücret yan giderlerini düşürme talebini ileri sürmeye başladılar: “Eğer devlet borçlanmasının altında ezilmek istemiyorsak başka alternatif yok.”
    “Alternatifsiz” olunduğu iddiası yeni değil; Özellikle 1980’li yılların ikinci yarısından sonra bu sözü sıkça duyar olduk. Zaten bu “alternatifsiz” politikalar sayesinde buralara geldik. Krizin faturasını ödemek istemeyen AB emekçileri alternatifsiz değiller. Bütün saldırıların karşısında mücadele alternatifi duruyor.
    SERDAR DERVENTLİ
    www.evrensel.net