Geleneği algılayarak çağdaşı özümsemek

Geleneği algılayarak çağdaşı özümsemek

MÜZİĞİ senfoni formunda dinlemeye alıştırılmış insanlardan, bir enstrümanın dünyasına girmelerini, özelden genele ulaşmalarını beklemenin zorluğu artık kabul edilen bir gerçek olsa da...


MÜZİĞİ senfoni formunda dinlemeye alıştırılmış insanlardan, bir enstrümanın dünyasına girmelerini, özelden genele ulaşmalarını beklemenin zorluğu artık kabul edilen bir gerçek olsa da, Türkiye’de, hemen her müzik dalında, imkansızın sınırını zorlayan, hatta o sınırın dışına çıkan icracılar, bu konuda karamsar olmamak gerektiğini belleklere kazımaya devam etmektedirler.
Hasan Esen, bu sanatçıların en önemlilerinden birisidir ve o sadece; rebabı udu, kemanı ve klasik kemençeyi aynı hüneri sergileyerek icra ettiği için önemli bir sanatçı değildir. Eline aldığı her enstrümanı bir müzik türünün ve bir milletin temsilcisi olarak görmeyerek de bu önemini perçinlemiştir.
Dünyaya geldiği Sivas’ta bağlama dinleyerek büyüyen sanatçı, profesyonelleşme aşamalarını, ‘70’li yıllarda dairesine girdiği kemanla kat etmeye başlamıştır.
İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na kaydolmadan önce teorik zeminini, Sivas’ta kapısını aşındırdığı Halk Eğitim Merkezi’nde ve katılmayı ihmal etmediği çeşitli topluluklarda hazırlamıştır.
Konservatuvarda İhsan Özgen’den klasik kemençe öğrenecek olan Esen şanslıdır: Nida Tüfekçi’den İnci Çayırlı’ya, Niyazi Sayın’dan Cahit Atasoy’a uzanan geniş bir yelpaze onu beklemektedir. O da bu fırsatı çok iyi değerlendirdiği için icra ettiği enstrümanları bir müzik türünün ve bir milletin temsilcisi olarak görmemiştir.
1981 yılında TRT’ye klasik kemençe sanatçısı olarak katılan Hasan Esen; hocası İhsan Özgen’den Necdet Yaşar’a, Süleyman Erguner’den Nezih Uzel’e kadar birçok kalburüstü ismin albümüne katkıda bulunmuştur.
Kolektif bilince olan inancı onun; Bosphorus, Anadolu Feneri, Lalezar gibi gruplarla ve kendisinin kurduğu gruplarla gerçekleştirdiği çalışmaların perdesini aralamıştır.
Çalışmaları sınırları aşan Hasan Esen, Kalan Müzik’ten çıkardığı ve rebabla halleştiği albümünde “Arıx”ı da icra ederek etnisiteye kadar uzanmasını bilmiştir. Bu tutumuyla, “Sanat Musikisi”ni belli kalıpların dışına çıkarmamakta ısrarlı çevrelere de taşı gediğe oturtan bir karşılık vermiştir.
Bu çalışması, Davud Peygamber’in icra ettiği rivayet edilen, Mevlana Celaleddini Rumi’nin de nasiplendiği rebabın üzerindeki ölü toprağını kaldırmış ve enstrümanı kitleselleştirmiştir.
2009’da klasik kemençe taksimlerini bir albümde toplayarak dinleyicilerinin karşısına çıkan Hasan Esen’in enstrümanlarının milliyetçilik kadar cinsiyetçiliğe de geçit vermediğini özellikle vurgulamak gerekir.
Esen, icra edilecek eseri yorumlayacak olan sesin geniş ve derin bir birikimden geçmesini bekleyerek dokunmaktadır enstrümanına.
Makamlar arası yolculuk müzikler hatta metinler arası yolculuğu da beraberinde getirmektedir.
Bir konçerto dinleyeceklerini sanan dinleyiciler, birden değil ağır ağır bir senfoni ummanında bulurlar kendilerini. Son dönem şiirinde müziği yoğun bir şekilde kullanan Emel İrtem’in ve Yaprak Ünvar’ın imge dünyalarıyla Hasan Esen’in notasyonu arasında bu bağlamda bir akrabalık olduğunu da hatırlatmak gerekir.
Bestelerinden biriyle Tamburi Cemil Bey adına verilen ödüle layık görülen ve ödül dağarcığını genişleten, Adapazarı ve Haliç Üniversitesi konservatuvarlarında klasik kemençe dersi de veren Hasan Esen’in dünyası, geleneği eksiksiz bir şekilde algıladığı için çağdaşı tam anlamıyla özümseyen bir dünyadır ve 2000’li yılları idrak eden Türkiye insanının sadece müziğe değil, hemen her unsura bu anlayışı içselleştirerek yaklaşması gerekmektedir.
Müzik başta olmak üzere hemen her unsurda yaşanan sorunla cebelleşirken içselleştireceği bu anlayış, onun her daim yardımcısı olacaktır.
Mehmet Akif Ertaş
www.evrensel.net