Şaban’ın Recep’leşmesi

Şaban’ın Recep’leşmesi

Şu meşhur Recep İvedik’in bir ve özellikle ikinci filmini milyonlarca kişi izlemiş.


Şu meşhur Recep İvedik’in bir ve özellikle ikinci filmini milyonlarca kişi izlemiş. Bu olayı sadece bir sinema başarısı olarak değil, toplumun yüzüne tutulan bir ayna olarak görmekte yarar var diye düşünüyorum. Bilmem katılır mısınız?
Şöyle ki; Ülkemizde toplum, Recep İvedik’te kendisini seyrediyor. Özellikle büyük şehirlerde sokağa çıktığınızda karşılaştığınız on kişinin sekizi ona benziyor.
Rahmetli Kemal Sunal televizyona çıktığında, benim kardeşim rahmetli Yunus bana seslenerek “Ağabey-ağabey aha ele aynı ben” benzetmesini yapardı.
Bu açıdan “toplumsal bir görüngü karşısındayız!” demek herhalde yanlış olmaz.
Eskiden Kemal Sunal filmleri çok izlendiği ve tutulduğu için, insanın aklına ister istemez Şaban tiplemesi ile bu günkü Recep İvedik tiplemesini karşılaştırmak geliyor. Şaban, Anadolu’dan büyük göçün başlangıcında köyden şehre yeni gelen, alçakgönüllü gecekondu mahallelerinde oturan, başını döndüren şehir karşısında köy saflığı taşıyan, etrafa şaşkın-şaşkın, aptal-aptal bakan bir tipti.
Şehrin katakullilerine, puştluklarına aklı ermezdi Şabanın. Yoksul olmasına rağmen karşılık beklemeden karınca kararınca yardımlaşmayı, dayanışmayı ve kardeşçe birlikte yaşamayı öğrenmişti atalarından.
Yüksek binalara bakarken şapkası düşerdi zavallının. Gördüklerine hayran olurdu. Karşısına çıkan kızın yüzüne bakarken ağzını toplayamazdı. Ağzı açık kalırdı.
Kendi kültüründen vazgeçmeden şehirleşmek kentli olmak istiyordu Şaban. Şaşkındı. İki duvar arasında sıkıştı kaldı. Her ikisini birlikte hele şehirli olmayı hiç beceremiyordu. İki duvar arasında duvara toslayıp duruyordu. Bu yüzden de İstanbul’un ve Türkiye’nin sözüm ona “elit”leri, gazeteleri ve televizyonlarıyla birlikte kentli kültürlü olduklarını sananlar Şaban’a “Allah’ın kırosu” diyordu. Kendi kültürüyle kendi efendisi olmasına müsaade etmedik başkalaştırdık Şaban’ı bizler. Onu kendi kendine bırakmadık. Kendimize benzettik.
Şaban zamanla şehre alıştı. Alışmak zorundaydı artık ve öyle de oldu. Çünkü başka çaresi yoktu Şaban’ın.. Çünkü onun doğup büyüdüğü memleketinde Doğu ve Güneydoğuda yatırım yoktu, iş yoktu, aile nüfusu çoğalıyor toprak aynı kalıyordu. Bu nedenle şehirlere gelmesi ve kendi kültüründen uzaklaşarak, yozlaşarak kentli olması gerekiyordu. Ve öyle de oldu geldi yerleşti.
Oturduğu gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti, altına da bir dükkan açtı. Akrabalarıyla birlikte siyasi bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi. Derken artık Şaban şehirli oldu. Kentli oldu. Gözünüz aydın olsun… Artık kentlilere çekinerek bakmıyordu, eline para geçmişti. İnsanı duygularından, paylaşmadan, dayanışmadan uzaklaşmıştı Şaban.
Kentli kızları aşağılıyor, sokakta karşısına çıkanlara kötülük ediyor, ikide bir “Haaayt ulan!” diye bağırıyor, milli maçlardan sonra silah sıkıyordu. Ana avrat küfür ediyordu Şaban…
Şaban’ın yüzündeki o insani gülümseme silinmiş, tam tersine gördüklerini aşağılayan, hakaret eden bir nefret anlatımı yerleşmişti.
Şaban kentin yeni efendisiydi artık. O eski efendileri aşağılama hakkına sahipti artık Şaban.
Böylece hepimizin katkısıyla Şaban, Recepleşti artık. Ve bu topraklarda yaşayan toplum kendi yüzünü Şaban’da değil, bu yeni Recep’te görmeye başladı.
Çünkü Şabanlar hızla azalıyor, Recepler ise her geçen gün artıyordu. İstanbul’un “kodamanlarını” önüne diziyor ve “Adam olun laaan” diye bağırıyordu.
Bu dönüşümü siyasi bir gelişme sananlar fena halde yanılır diye düşünüyorum. Çünkü bu mesele kültürün yozlaşarak değişimidir. Bu toplumun kültürü değişti, başkalaştı. Şabanlar Recepleştikten sonra, kendisine uygun yerel ve genel iktidarları elbette bulacaktı. Bir sonuçtu bu. Ve öyle de oldu.
Otuz yılı aşkın bir süredir, medya başta olmak üzere birçok kurum Recepleşmeyi, yani lümpenleşmeyi destekledi. İstanbul’un sözüm ona ‘elit’leri, gazeteleri ve televizyonlarıyla Şaban’ın Recepleşmesine müthiş destek verdi. Tarım işçilerinin haklı ve onurlu yürüyüş ve grevlerinde tarım işçilerini aşağılamak için tarım işçilerine hayvan bakıcısı dediler sözüm ona elit gazeteciler, köşe yazarları... Aydınlar lümpenlere bayıldılar, onları başlarına çıkardılar. Baş tacı yaptılar.
Müzik müzik olmaktan çıktı, Pir Sultan, Yunus Emre, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Ruhi Su, Mahsuni Şerifler bir kenara itilerek unutturularak yerine acayip-acayip haykırışlar ve böğürtüler haline dönüştü, İstanbul’un görünümü değişti televizyonlar insan soyuna yakışmayacak rezilliklere açtılar ekranlarını.
Böylece cehenneme giden yolun taşlarını döşemiş oldular. Siyasi partiler ayrım tanımadan Recepleşen topluma kucak açtı. Kendileri de Recepleştiler.
Sonuç ortada. Ey anlı şanlılar! Beyler, beyefendiler, sözde demokratlar, aydınlar.
Bundan sonra bu süreci tersine çeviremezsiniz. Deniz Gezmiş ve arkadaşları “Amerikan emperyalizmine, başkalaştırılmak istenen Avrupa kültürüne hayır ve tam bağımsız Türkiye” dedikleri için canlarıyla bedel ödediler. Bu üç fidanı idam edenleri alkışladınız.
Tıpkı 12 Eylül 1980 faşizmini alkışladığınız, Faşist Kenan Evren’in ben kefilim dediği 12 Eylül Anayasası’na yüzde 97 evet diyenler, yüzde 3 hayır diyenleri vatan haini ilan ettiniz.
Şimdi de bu Anayasayı “değiştirecem” diyerek demokrasiyi savunanlar. Herkesten çok-çok demokrat olanlar, 12 Eylül 1980 Anayasası’nı değiştireceğim diyenler ve değişmesini savunanlar bu 12 Eylül 1980 Anayasası’na yüzde 3 hayır diyenlerden bizlerden özür dilemeniz gerekmiyor mu?
Bizler size yıllar boyunca bu gözlemleri aktarıp kültür, değerler, gelenekler falan dedikçe dinlediniz. Kös-kös gülüp bizimle alay ettiniz.
Şimdi sizi de yutmaya başlayan ve sonunda yok edecek olan yeni toplum hepinize hayırlı uğurlu olsun.
Yılmaz Şentürk (Tarım-İş Sendikası
İstanbul ve Marmara Bölgesi Eski Başkanı)
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.