Ş. A. Ölez, M. Erten ve ‘Sibel’le birlikte

Ş. A. Ölez, M. Erten ve ‘Sibel’le birlikte

Ş. Avni Ölez benim kadim dostlarımdan birisidir. Taaa ‘50’li yıllardan tanırım onu.


Ş. Avni Ölez benim kadim dostlarımdan birisidir. Taaa ‘50’li yıllardan tanırım onu. O zamanlar Si-Sa sinema dergisini çıkarıyordu. Ben de tıfıl bir film eleştirmeni ya da daha doğrusu gözlemcisi ve tanıtıcısıydım. Si-Sa dönemin önemli bir dergisiydi. Sonra Beşgen sanat dergisiyle çıktı ortaya, Ş. Avni Ölez. Sonra ortalıktan kayboldu. Almanya’ya işçi olarak gittiğini duydum…
Yıllar geçti aradan. 35 yıl sonra ikimiz de İzmir’de karşı karşıya geldik. O Frankfurt’tan göç etmişti, ben de İstanbul’dan… İkinci baharımızı yaşadığımız şu son yıllarda, zorunlu nedenler dışında her hafta çarşamba ya da perşembe günleri bir araya geliyoruz…
Bir çarşamba günü Metin Erten de katıldı aramıza, “Sibel”le birlikte. İzmir’de tanıştık Metin’le, 15-16 yıl önce. O gün bugündür de sürer dostluğumuz. TYS günlerinde de, hâlâ sürmekte olan Karşıyaka Kent Meclisi çalışmalarında da hep birlikte olduk…
Üçümüz, “N’olacak bu Türkiye’nin hali”nden başlayarak edebiyata, görsel ve yazılı medyaya, emekçilerin sorunlarına dek birçok sorunun kenarından-köşesinden girdik…
Birden “Sibel” geldi aramıza, ana konuk olarak. “Sibel”, kentlerle, yerel yönetimlerle ilgili birçok araştırması, yazısı, kitabı olan; hatta Türkiye’de ilk gerçek anlamda “Kent Meclisi”ni arkadaşlarıyla birlikte kuran ve her çeşit zorluklara, engellemelere karşın hâlâ yaşamasını sürdürten Metin Erten’in ilk romanıydı (Yar Yayınları, İstanbul, 2008)…
Söz döndü dolaştı, “Sibel”e geldi. Ş. Avni Ölez sözünü esirgemeyen bir kişidir. Metin, “Romanı nasıl buldun ağabey?” der demez, hemen girişti: “Arkadaş” dedi; “Sibel’i kadın gözüyle yazmışsın. Ancak bir kadın, kendisini ya da başka bir kadını anlatabilir. Sen göremezsin bazı şeyleri; kadınsallığı, duyguları falan… Üçüncü kişinin ağzından anlatsaydın çok daha iyi olurdu…”
Metin, Sibel’in her şeyi kendisine anlattığını ve oradan yola çıkarak romanı yazdığını söyledi. Ş. Avni Ölez, “Nuh diyor, peygamber demiyor”du. “O zaman bu, özgün bir roman olmaktan çıkıyor, araştırma ağırlıklı bir yanıt oluyor” dedi Ş. Avni Ölez.
“Evet” diye yanıtladı Metin Erten; “Türkiye’de ilk kez, Fatsa’da Terzi Fikri yerel yönetimin nasıl olması gerektiğini gündeme getirdi ve başarıya ulaştı. Egemen çevreler hazmedemedi onun bu başarısını. Başka örnekler de var, daha sonra ortaya çıkan. Örneğin Urla’da B. Baratalı, Aliağa’da H. Ülkü gibi…”
Fatsa’da Terzi Fikri’nin yaptıklarını, başarılarını çok yakından öğrenmiştim. Çıkan yazılar, söyleşiler ve en sonunda da o günleri anlatan kitap, benim Terzi Fikri’ye ve yaptıklarına daha çok saygı duymamı sağlamıştı. Metin Erten’in “Sibel” başlıklı romanını okurken o günleri yaşadım diyebilirim, içim burkularak. Eğer Terzi Fikri’nin yapmak istedikleri, hatta yaptıkları, tüm Türkiye’de örnek alınsaydı, bugün ne IMF’ye muhtaç olurduk, ne yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz peşkeş çekilirdi, ne insanlarımız seçim sadakalarına bel bağlardı, ne de boynu bükük, hatta utanç içinde yaşardı…
Güzel bir gündü, Ş. Avni Ölez, Metin Erten ve “Sibel”li o gün. Ş. Avni Ölez düşüncesinden sapmadı, Metin Erten “Sibel”i savundu. Ben de onları izledim…
BÜLENT HABORA
www.evrensel.net