‘Kızılcık şerbeti içtim...’

‘Kızılcık şerbeti içtim...’

“Kaynanamdan da dayak yemesem, hiç gelmezdim buraya” diyor Gül. Kaynanasından, çocuk yaştaki görümcesinden, kocasından yediği dayaklardan sonra bir kış günü ayağında bez ayakkabıları, sırtında hırkası ve kucağında bir yaşındaki bebeğiyle Kadın Sığınma Evi’nde soluğu alan bu esmer, ince kadın kocasını severek evlenmiş ve Almanya’ya gelmiş. Evlenmeden önce sağlık emekçisi olarak çalışan Gül, kocasının ailesiyle aynı binada oturduklarından dolayı evinin ayrı olmasının hiç bir anlam taşımadığını, evinin anahtarına sahip olan aile üyelerinin çat kapı her dakika evine girerek onu kontrol ettiklerini, en basit insani ihtiyaçlarını yasak ettiklerini ve gece-gündüz kendisinden hizmet beklediklerini ve üstüne üstlük hakaret ve dayaktan geri durmadıklarını anlatıyor.


“Kaynanamdan da dayak yemesem, hiç gelmezdim buraya” diyor Gül. Kaynanasından, çocuk yaştaki görümcesinden, kocasından yediği dayaklardan sonra bir kış günü ayağında bez ayakkabıları, sırtında hırkası ve kucağında bir yaşındaki bebeğiyle Kadın Sığınma Evi’nde soluğu alan bu esmer, ince kadın kocasını severek evlenmiş ve Almanya’ya gelmiş. Evlenmeden önce sağlık emekçisi olarak çalışan Gül, kocasının ailesiyle aynı binada oturduklarından dolayı evinin ayrı olmasının hiç bir anlam taşımadığını, evinin anahtarına sahip olan aile üyelerinin çat kapı her dakika evine girerek onu kontrol ettiklerini, en basit insani ihtiyaçlarını yasak ettiklerini ve gece-gündüz kendisinden hizmet beklediklerini ve üstüne üstlük hakaret ve dayaktan geri durmadıklarını anlatıyor.
Diğer bir Almanya Gelini Makbule, bugün gözyaşı akıttığında “neden 9 yıl hakaret ve dayağa boyun eğdim” diyor. Mücadele etmediği için öfkeleniyor kendisine ya da senelerce dayağın bir gün kendiliğinden bitivereceğine duyduğu saf inanca...
Elbette Almanya gelinleri, Almanya’daki Kadın Sığınma Evlerinin büyük bir bölümünü oluşturmuyor ve şiddetten etkilenen tek kesim değil. Almanya’da 400 Kadın Evi’ne yılda yaklaşık 45 bin kadın şiddetten etkilendiği için başvuruyor. Yıllarca “merdivenden düştüm, gözüm morardı”, “duvara çarptım, burnum kırıldı”, “ayağım burkuldu, kemiğim kırıldı”, “kızılcık şerbeti içtim...” yalanlarını kendilerine ve çevrelerine anlatan kadınlar, her kesimden ve yaş grubundan.
Hayatı boyunca ev içi şiddete maruz kalan Maria bir işçi kadın ve bu sorunu çözmek için çocuklarının büyümesini ve emekli olmayı beklemiş. Evini terk edip kadın evine “nine” olduğu bir yaşta sığındığı için kendisine “yaşlı civciv” ismini takmış.
Kadın sığınma evlerine geldiklerinde kadınların önünde, hayatlarında yeni bir sayfa açmak için kendi ayakları üzerinde durmayı, kendine güvenmeyi öğrenecekleri bir süreç başlamış oluyor. Bunun için sosyal ve psikolojik destek alıyorlar, kadın evinin yaşamını diğer kadınlarla birlikte örgütlüyorlar. Çocukları da, psikolojik destek ve okuldaki sorunlarının çözümü için yardım alıyor.
‘68 KUŞAĞININ
İNİSİYATİFİYLE
Bundan yirmi yıl önce otonom kadın evleri kapılarını şiddet gören kadınlara açtıklarında, kadın mücadelesinde bir engel aşılmış ve bir kazanım elde edilmişti. Otonom kadın evlerinin kurulması için oluşturulan inisiyatif, burjuva-feminist kadın hareketinden bağını koparan ‘68 kuşağından geliyordu. Devlet şiddetine, Nato’nun güdümüne sokulan Almanya’da bir dönem uygulanan Olağanüstü Hal Yasası’na, başta Vietnam’ın işgali olmak üzere emperyalist savaşlara karşı mücadele eden ‘68 kuşağı, kadınların toplumsal konumlarından dolayı uğradıkları haksızlıklara ve şiddete karşı mücadeleyi de politik hedefleri arasına almıştı.
Kadın evlerinin kurucularından Marie Mies, “Köln Kadın Evi”nin kurulması mücadelesini şöyle anlatıyor:
“1974’ten 1977’ye kadar Frankfurt Üniversitesi’nde ‘uluslararası kadın hareketi’ üzerine seminerler verdim. Frankfurtlu kadın öğrenciler, bu seminerleri bir kadın kürsüsünün açılması için değerlendirmek istiyordu.
Bu esnada Meksika 1. Uluslararası BM Kadın Konferansı’nın da etkisiyle Köln Yüksek Okul öğrencileri de kadın hareketine ilgi duymaya başladılar ve tespit ettik ki; hem Avrupa’daki kadın hareketi üzerine hem de dünyanın diğer yerlerindeki kadın hareketine ilişkin çok az şey biliyorduk.
19. ve 20. yüzyıllardaki kadın hareketleri üzerine yaptığımız araştırmalar sonucunda, bugünkü sorun ve taleplerimizin 19. yüzyılın ortalarında feministlerce dile getirilenlerden bir farkı olmadığını hayretle anladık. Kadının kurtuluşu neden ilerlememişti? Neden Weimarer Cumhuriyeti dönemindeki kadın hareketi bitmişti? Neden o zaman öne sürülen taleplerin sadece yarısı elde edilmişti? Tarihi neden unutmuştuk?
‘Bir daha bu tekrar etmesin’ dedi öğrenciler. Sayıları on beşti. Bir grup kurdular ve politik-pratik olarak mücadele edip amaçlarını gerçekleştirecekleri bir inisiyatif kurdular. Özellikle de şiddete karşı. Bu sırada Londra’nın Chiswick semtinde ilk kadın evi kurulmuştu. Öğrenciler Köln’de de böyle bir kadın evini kurmayı hedeflediler.”
İlk kadın evlerinin kuruluşundan sonra çalışmalarında profesyonelleşen kadın evi kurucuları geçtiğimiz aylarda kadın evlerinin kuruluşunun 25. yılını kutladılar. 25 yıldır sürdürülen mücadelede önemli kazanımlar elde edilmişti. “Şiddete karşı güvenlik” yasası bu kazanımlardan birisi oldu. Bu yasaya göre, şiddete uğrayan kişiye devlet her türlü desteği sunmak zorunda.
Zahide Yentür
www.evrensel.net