Maksat Muhabbet<br />Susmak suçtur

Maksat Muhabbet
Susmak suçtur

nutamadığım bir eski olay var, anekdot da denebilir. Oktay Akbal’dan dinlemiştim. Dedesi Yazar ve Devlet Adamı Ebubekir Hazım Tepeyran (1864-5 Haziran 1947) Mithat Paşa’nın tutuklanıp sürgüne götürülüşüne kimsenin karşı çıkmayışından yakınırmış: “Bir kişi bile ‘Paşa’yı nereye götürüyorsunuz, suçu nedir’ dememiştir” Mithat Paşa’yı sürgüne götüren geminin halkın tepkisinden korkarak, uzun bir süre Boğaz’da bekletildiğini anlatırmış.


nutamadığım bir eski olay var, anekdot da denebilir. Oktay Akbal’dan dinlemiştim. Dedesi Yazar ve Devlet Adamı Ebubekir Hazım Tepeyran (1864-5 Haziran 1947) Mithat Paşa’nın tutuklanıp sürgüne götürülüşüne kimsenin karşı çıkmayışından yakınırmış: “Bir kişi bile ‘Paşa’yı nereye götürüyorsunuz, suçu nedir’ dememiştir” Mithat Paşa’yı sürgüne götüren geminin halkın tepkisinden korkarak, uzun bir süre Boğaz’da bekletildiğini anlatırmış. Bursa Valisi ve Dahiliye Nazırı’yken 1920 yılında Milli Mücadeleye yardım etmekten tutuklama emri çıkmış. Ailesi o götürülürken, onun anlattıklarını anımsayıp sokağa fırlamışlar: “Nedir bu yaptığınız, Ebubekir Hazım Beyi nereye götürüyorsunuz” diye haykırmışlar. Elbet bu davranışları, onun idama mahkumiyetinin müebbet küreğe çevrilmesini etki-lememiş. Ama ailesini ve yakınlarını haksızlıklar karşısında susmamaya alıştırmış.
Anlattığım öykü traji-komik elbet. İnsanlarımızın haksızlık kapısına dayanana kadar pek sesi çıkmıyor. Bu yeni sağlık güvenlik yasası mesela. On gün içinde aynı bölüme müracaatı engelliyor. Ne var bunda. Hiiç. Diyelim kaynakçısın, 10 gün içinde kaç göz şikayetin, muayenen olabilir? Bir tane. İkincisi gözün çıksa olmaz.
Gerçi hep gülerek anımsadığım bir şey var, sanırım 25-30 yıl önce, iş yerimin bağlı olduğu sigorta polikliniğine gittim. Kazlıçeşme civarına. Ateşim 39, başım dönüyor. Müracaattan “Size asabiyeye numara verelim” dediler. Kızcağızı haşladım, “Ne asabiyesi, ben ya gribim ya zatürree.” Kızcağız boynunu büktü. Numara verdi. Dahiliyeci ben içeri girer girmez “Neyin var” dedi. Anlatmamı tamamlamadan elime sevki tutuşturdu “Asabiye”. Asabiyeden içeri girdim. Doktora “Nedir bu doktor, ben başka şikayetle geldim ama bu gidişle asabiye hastası olacağım” demeden adamcağız derece uzattı, ateşimin yüksekliğini görünce bir de penisilin vurup ilaçlarımı yazdı. İstirahat kağıdını doldururken “Şaşmayın” dedi. “Dahiliyeci arkadaş bugün hasta akınına uğradı, benimse gelip gidenim yok, yardımcı oluyorum. Hastaları geri mi çevirelim.”
Belki de acil durumlarda SSK, Emekli Sandığı vb. doktorları kendi aralarında böyle bir dayanışma kurarlar. Yoksa geciken bir doğumda ya da kim bilir kanser gibi zaman zemin dinlemeyen bir durumda 10 günlük süre zorunluluğunun doğuracağı durumları düşünmek bile istemiyorum.
Acaba bu genelgenin “doğum, kaza, iş kazası” dışında biçiminde bir notu var mı? Hani Terörle Mücadele Kanunu’ndaki düzeltmeyle “15 yaşından itibaren bu yasanın bu maddesi uygulanır”ı var ya... İşte o yasanın o maddesi son derece dakik uygulanıyor. Çocukları Koruma Kanunu’nun 18 yaşına kadar çocukların olağanüstü durumlar haricinde tutuklu yargılanmamasını ve davalarının hızlı bir şekilde neticelendirilmesini öngörmesine karşın TMK Mağduru Çocuklar’ın duruşmaları bir celse, bir celse daha erteleniyor. Tutukluluklar uzuyor. Tutuksuz yargılananlar da tedirginlik içinde psikolojik sağlıklarını yitiriyor.
Bu arada aydınların, ya da kendini aydın sayanların yükü ağırlaşıyor.
F Tiplerinden gelen bir mektup hızla değişen gündem içinde unutmasak da hatırlatmadığımız bir durumun altını çizdi: Adalet Bakanlığı’nın 22 Ocak 2007 tarihli 45/1 sayılı genelgesiyle “haftada 10 kişi 10 saat” sınırlamasıyla F tiplerindekilerin bir araya gelebilmelerinin sağlanması. Bu genelge Avukat Behiç Aşçı ve iki ölüm orucu direnişçisinin eylemlerini sona erdirmesini sağlamış, aydınlar ve birçok demokratik kitle örgütü bu sorunun takipçisi olacağını açıklamıştı. Uygulama pratikteki kimi pürüzlerin bitişile başlayacaktı.
Ve iki yıldır ne genelge uygulanıyor, ne de mahkum yakınlarıyla bir iki gazete dışında kimse-nin sesi çıkıyor. Bir tür ek ceza olan tecrit sürüyor. Bu durum 7 yıllık bir direnişle (onca ölüm ve sakat kalmayla) alınan bir hakkın, cezasını insanca çekme hakkının gaspı.
Cezaevlerindeki tutsaklar bana susmamam gerektiğini anımsatıyorlar.
Bunları yazarken durup kendime sordum; “Susuyor musun Sennur Sezer?”
Yanıtladım “Hayır. Ne ben, ne gazetem susuyor. Ama yalnız bizim yazmamız yetmez”.
Anlıyorsunuz elbet, bir iki aydının emeğin sömürülmesi, hak ihlalleri, toprak bağışlamaları benzeri durumlarda konuşması, yazması yetmez.
O zaman ses verin sesimize. Tüm haksızlıklar karşısında topluca /örgütlüce ses çıkarın.
Çünkü susmak suçtur! f
Sennur Sezer
www.evrensel.net