YAŞAMA KÜLTÜRÜ

YAŞAMA KÜLTÜRÜ

  • Önce Malatya’ya gittim…“Sosyal yaşamın biçimlenmesi”ni konuşacaktım orada…Mimarlar Odasının yeni kurulan şubeleri çağırmışlardı…1955’te gitmiştim ilk kez Malatya’ya…


    Önce Malatya’ya gittim…
    “Sosyal yaşamın biçimlenmesi”ni konuşacaktım orada…
    Mimarlar Odasının yeni kurulan şubeleri çağırmışlardı…
    1955’te gitmiştim ilk kez Malatya’ya…
    Ana caddesi iki katlı evlerden, yapılardan oluşuyordu o günlerde.
    Malatya’nın neredeyse içinde kalmış olan “Aslantepe”nin geçmişi, günümüzden en az 6000 yıl öncesine iniyordu. Eski Malatya gerçekten ilginçti. Oradaki Ulucami özellikle görülesi bir yapıydı…
    Sonraki yıllarda birkaç kez daha gittim bu kentimize. Durmadan büyüyor, kalabalıklaşıyor…
    İnsanlarına daha iyi bir yaşam sunabilmek için mi?
    Bu güne bakarak bunu söylemek zor.
    Kente gelenler elbette yaşamlarını daha olanaklandırmak, daha insanca koşullara kavuşmak, çocuklarını okutabilmek, iş bulabilmek, gibi nedenlerle geliyorlardı.
    Ulaşmak istediklerine ulaşabilmişler miydi?
    Kent onlara “Hoş geldiniz!” diyor muydu?
    Kent denilen yer, onları kentli yapabilmeye hazır mıydı?
    Mustafa Kemal sanırım 1937’de Malatya’yı gördükten sonra Ankara’ya dönüşünde İsmet Paşa’ya,
    “Köyünü gördüm!” demiş.
    İsmet Paşa da
    “Himmetinizle kent olacak paşam!” demişmiş…
    Köyden, sözüm ona kente gelen ne bulmuş?
    Kenti, geniş yollar, beş yıldızlı oteller, yüksek, çok yüksek yapılar sananlar bunlarla kendilerini (ne yazık ki çevrelerini de) aldatıyorlar.
    Oysa okuyucularım bilirler, öğrenim, eğitim, sağlık, kültür edinme, kültür üretme donanımı, kendi kendini yönetebilme, düşünce özgürlüğü demektir kent. Ancak böyle bir ortamda insan olunur.
    Bunlar söz…
    Bunların uygulaması ne? Ona bakılmalı elbette…
    ,Kendi kendini yöneteceği yere örneğin evi gibi girip çıkabilmeli kentli. Gelin görün ki, Malatya’ya bir belediye yapısı yapılmış, evlere şenlik…
    Cumhuriyet döneminin belediye yapılarına bakın bir de buna…
    Estetik açıdan söylemiyorum. Yapının mimarlık niteliği de değil konum… Öyle bir yapı ki eski çağların kaleleri gibi. İnsan değil içine girmeye, yanından geçmeye korkar. O ne görkem… Bunca parayı nereden bulmuşlar? Bunun yerine özel olmayan okul, sayrılar evi, kültür özekleri, dinleti yerleri, daha bir çök yararlı yapı yapılamaz mıydı?
    Peki, neden bu yapılıyor da saydıklarım yapılmıyor?
    Yanıtını siz verin…
    Kent içindeki okulları bile yıkıp yerine alış veriş yapıları yapmaya çalışanlar anlayabilirler mi söylediklerimi?
    Malatya’dan Elazığa geçtik…
    Başka bir ortama mı?
    Ne gezer!
    Yıllarca önce Ankara’ya bir dinleti etkinliği için gelen bir Alman sanatçıya sormuştum:
    “Nasıl buldunuz?”
    Yanıtı şöyle idi:
    “ Otelden başlayayım… Sabah uyanınca önce beş dakika çevreme bakınıyorum, yataktan kalkmadan. “Neredeyim?” sorusuna yanıt arıyorum. Bulamıyorum… Hepsi birbirinin eşi…”
    Bunu anımsadım, Malatya’dan bir buçuk saat kara yolculuğundan sonra Elazığ’a geldiğimde…
    “Şimdi ben nerdeyim?”
    Kentlerin birbirinden ayrımları kalmamış… Ne kimlik, ne görenek, ne geçmişe saygı…
    Gene ilk 1955’te gördüğüm Harput’a çıktığımda şaştım kaldım. “Şaşmak” çok zavallı, çok çekingen, korkak bir söz…
    “Yüreğime bıçak saplanmış gibi oldum” demeliydim.
    Son dönemlerin bir valisi, bir kültür bakanının sağladığı destekle, Harput Kalesinin karşısındaki tepeye öyle bir yapı yaptırmış ki, kaleye tepeden bakıyor. Her türlü kültürün izini taşıyan kaleye, gerçek bir kültür kazanı olan geçmişimize tepesinden bakan bu yapının içinde bangır bangır bir müzikle yemek yeniyor şimdi.
    Sofra benim bildiğim, “söyleşi” yeridir… Söyleşemiyorsunuz artık Türkiyede… İşin ilginci Elazığlılar da yakınıyorlar bundan.
    Peki neden böyle?
    Gırtlağını yırtarcasına, benim güzel türkümü insanı sağır edercesine okumak kimin için?
    Malatya’da, Elazığ’da da, mimarlar gerçekten çırpındılar etkinliklerin yararlı geçmesi için. Bize umut verdiler… Yaşamımızı uzattılar… Çünkü onlar da bu yazıda dile getirdiklerim gibi düşünüyorlardı. Bunun için zor koşullarda savaşım veriyorlardı. Onların yüzünden geleceğe umutla bakabiliyorum.
    CENGİZBEKTAŞ
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.