SÖZ OLA TORBA DOLA

SÖZ OLA TORBA DOLA

  • Sülo canlı kurşunsuz ulusal ayaktopu karşılaşmaları sonunda bitti ve takımlardan biri mutlu sona ulaştı. Kimileri de yarım mutlulukla yetinmek zorunda kaldılar. “Avrupa, Avrupa, duy sesimizi…” diyecek olmak bu yarım mutluluğun nedeni. “Hiç olmazsa…” türünden ve “Bir teselli var…” kıvamında bir avuntu işte.


    Sülo canlı kurşunsuz ulusal ayaktopu karşılaşmaları sonunda bitti ve takımlardan biri mutlu sona ulaştı. Kimileri de yarım mutlulukla yetinmek zorunda kaldılar. “Avrupa, Avrupa, duy sesimizi…” diyecek olmak bu yarım mutluluğun nedeni. “Hiç olmazsa…” türünden ve “Bir teselli var…” kıvamında bir avuntu işte.
    Avrupa Şampiyonu olan ulusal takımın hocasını; hem de hocanın ülkesinin gol kralını almasına karşın bu yılın ilk dördü içine son sıradan giren kulübün başkanı, gelecek üç yılın birinciliğine el koyuyordu daha şimdiden. Nasıl olacaksa bu? Neye güvenerek söylüyorsa?.. Bence, ayaktopunu yöneten kurum, bu sözün ve söyleyenin üzerine atlamalı, bu işin nasıl yapılacağını sorup soruşturmalıdır daha şimdiden. Evet, daha şimdiden... İş olup bittikten sonra geç, hem de çok geç oluyor çünkü. Belli ki şimdiden bağlanmış üç yıl. Kafa bulandırıcı bir durum.
    Başta gidenin geriye düşmesi, geriden gelenin başa geçmesinin nedeni, Bülent Uygun’un hiç de uygun bulunmayan sözündeki Laila ve La ilahe illallah ayrımının olmadığı anlaşılmıştır umarım. Eğer Uygun’un düşüncesi uygun olsaydı illallahçı dediği takımının birinci tamamlaması gerekirdi bu yarışı. Yoksa, gencecik adamlar La ilahe illallah’tan Laila’ya geçiş yaptılar uygun bir ücretle de Uygun’un uyarına mı gelmedi?.. Laila iyi geliyordur belki de topçu topluluğuna. Hani, sağlam gibi görünen çalıştırıcının ardından yükselişe geçen; üstelik de birinci olan takımın dirilişine bakınca...
    Öyle bir lig yaşandı kimilerinin kafası karıştı, kimilerinin midesi bulandı. Fotomaç’ta yazan Yaşar Yalçın da midesi bulananlardandı. Öylesine bulanmış ki midesi, yazıyı bekleyememiş başlığa konduruvermiş sayrılığını. Onun mide bulantısı da benim kafamı bulandırdı.
    Yıl içinde, gelecek dönemin karşılaşmaları da olacak olmasına karşın yılın son büyük karşılaşması, basın çalışanlarının deyişiyle derbisi olarak duyurulan karşılaşmayı öyle bir yazmış ki, gelecek üç yılın birinciliğine şimdiden el koyan adamın incelenmesini isteyen beni bile kuşkuculukta geride bıraktı. Yaşar Yalçın, yalçın bir söylemle bu karşılaşmada hatır şikesi olduğunu söylüyordu açık seçik. “Yapılan hatalara bakıyorum, amatör futbolcular bile yapmaz” diyordu kuşkusunun kanıtı olarak. Meğer midesini bulandıran bu olmuş. Yani, oyuncuların bilerek(!) yanlış yapmaları… “İsterlerse…” diyordu bir de; “…bu maçın kasedini koyup hep beraber birlikte söylesinler.” Söyleyecekleri de Münir Nurettin Selçuk’tan bir şarkı ya da bir Rumeli türküsü değil. Kendilerini izledikten sonra “hatır şikesi” yaptıklarını görmeleri ve gördüklerini de söylemeleriydi sanırım. Yoksa, kasete eşlik ederek şarkı söylemeyeceklerdi hep beraber birlikte.
    Ne söyleyecekleriyle birlikte nasıl söyleyecekleri de ilginçti. “Hep beraber” değil, “birlikte” de değil, “Hep beraber birlikte” söyleyeceklerdi ne söylenecekse. Demek böyle söylemek daha etkili oluyordu. Bir zamanların ünlü sunucusu Cemile Kutgün’ün “Koro birlikte söyledi” demesi gibi bir şey bu da. Ve de kırk yıllık arkadaşım Coşkun Saygı’nın tanımıyla sözcükte tümce yanlışı yapmak gibi bir şey. Demek o yıldan bu yana değişen bir şey olmamış.
    Yalçın’ın yazdığı karşılaşma ile ilgili basına yansıyan bir görüntüye de değinilmesini isterdim doğrusu. Yalçın’ın, diğerlerinin ya da tüm yazanların hep beraber birlikte yazmasını... Kimse yazmamış ne yazık ki. Karşılaşma sırasında iki büyük kulübün iki başkanının çok üstün kişilere ayrılan özel yerde kafa kafaya verip sigaralarını yakmalarını ve tüttürmelerini kimse önemsememiş anlaşılan. Bir spor karşılaşmasında; hem de sigara yasağına karşın... Yasa tanımaz bir görüntüyle... Çok üstün kişi olmalarının gereği sanırım bu. Bu görüntü benim kafamı da, midemi de daha çok bulandırdı. Kızardım da. Utandım yani.
    Ben, çok sık ve çabuk utanan biriyim sanırım. Öyle olur olmaz her bir şey bana utanç veriyor nedense. Başkaları yapsa bile... Sözgelimi bir gazetenin çalışanı Aylin Duruoğlu’nun ve Mehmet Yeşiltepe’nin, söylenenlere göre bir teröristle aynı okulda ve aynı sınıfta okuduğu; sonrasında da birkaç kez görüştüğü, yani tanışıklığı olduğu için içeride tutulmaları beni utandırıyor nedense. Hem de partisine yapılan devlet yardımını cukkaladığı için yargılanan ve suçlu bulunan genel başkanla parti arkadaşı ya da dava arkadaşı olanlar ve de aynı davadan yargılananlar, dışarıda hep beraber birlikte mesut mutlu bahtiyar yaşarken…
    Ne yapacağımı bilemiyorum bu utanmalarımla… Kafam bulanık anlayacağınız...
    ÜSTÜN YILDIRIM
    www.evrensel.net