BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Bir felaketler ülkesinde mi yaşıyoruz?“Evet” demek için çok neden var.


    Bir felaketler ülkesinde mi yaşıyoruz?
    “Evet” demek için çok neden var.
    Bugünkü gazetemizdeki haberlere şöyle bir bakmak bile, “Bu halkı, onun isteklerini umursayan bir hükümet, bir yerel yönetim yok demek ki” dedirtiyor.
    Haberler şöyle:
    - İstanbul-Halkalı’da; seçim rüşveti olarak alelacele yapılan yolda üst geçit olmadığı için dört kişi ölüyor; ama yetkililer umursamıyor bunu. Ve halk, üst geçit yapılması için protesto eylemi düzenliyor.
    - Kocaeli’ndeki depremzedelere verilen “deprem evlerini” (Saddam Hüseyin depremzedelere verilmesi için bu evlerin yapılmasını finanse etmiş!) valilik depremzedelerden alıp bürokratlara vermek istiyor; bunu için olmadık numaralara baş vuruyor. Ve depremzedeler, bu baskılar karşısında birleşip eyleme geçiyor; valiliğin bu uygulamasını protesto ediyorlar.
    - Malatya’nın Konak beldesinde halkın isteğini umursamayan hükümet; seçimi yenilemeye gidiyor ve halk hükümetin tutumunu protesto etmek için seçime katılmıyor. (Seçimde sıfır oy kullanılmış)
    - Keneden yine dört kişi ölmüş! Ve hükümetin aldığı hiçbir önlem yok. Oysa Meksika’daki “domuz gribi” için hava alanlarında, limanlarda olağanüstü önlemler alındı. Elbette iyi de edildi. Ama her gün can alan; bazı günler üç dört ölüme yol açan kene ısırmalarına karşı hükümetin hiçi bir önlemi yoktur. Sanki geçtiğimiz 2-3 yılda yüzlerce insan Kırım Kongo Kanamalı Hastalığı denilen kene ısırmalarıyla geçen hastalıktan ölmemiş gibi, Sağlık Bakanlığı, sadece kendilerine başvuran hastaları “tedavi etme” dışında hiç bir sorumluluğu yokmuş gibi, hiçbir tedbir almıyor!
    Evet; bir günde gazetelere düşen bu haberler bile; Türkiye’nin yönetenler tarafından bir felaketler ülkesi haline getirildiğinin kanıtıdır. Ve bütün bu olaylar merkezi ve yerel yönetimlerin halkın sıkıntılarından; onların sorunlarını çözmekten ne kadar uzak olduklarını göstermektedir.
    Ama bu tablo; aynı zamanda umutlu bur tablodur da. Çünkü halk; hükümet, yerel yönetimler görevlerini yapmıyor diye durup kaderine boyun eğmiyor. Onlara görevlerini anımsatmak için eylemlere başvuran halk, haklarına dokunulursa boyun eğmeyeceğini göstermek için eylemler de yapıyorlar.
    İşte; üst geçit isteyen Halkalılar; deprem konutlarına el konulmasını kabul etmeyen İzmitli depremzedeler ya da Malatya-Konak’ın; hükümetin seçim dayatmasını reddederken yüzde yüz bir katılımla tavır almaları!
    Yakında kene için de ; “Keneden ölmek kader değildir” diyen halk eylemleri görürsek şaşırmayalım. Gidişat da bu yönedir!
    Bu açıdan bakıldığında şöyle bir soru da akla gelir?
    “Türkiye yönetenlerin aymazlığına karşı mücadele eden kitlelerin ülkesi midir?”
    Bu soruya “evet” dersek yanlış olmaz.
    Ama, bu tepkilerin, bu protestoların hükümet ve yerel yönetimleri hizaya getirecek düzeyde bir mücadele olmadığı; onları halka hizmete zorlayacak kadar birleşmiş ve tehditkar olmadığı da gerçeğin görmezden gelinmeyecek diğer bir yanıdır.
    Ancak şu da bir gerçektir ki; halk yığınları mücadelesi böyle yerel sorunlar üstünde ortaya çıkar ama kendiliğinden birleşmezler. Tersine bu yerel tepkileri, mücadeleleri birleştirmek, sınıf partisinin diğer demokratik partilerin ve güçlerin görevidir.
    Bu açıdan bakıldığında; sınıf partisine, ilerici demokrat güçlere; halkın hayatının her alındaki çelişkileri dikkate almak, hizmetlerden istismarcılığa, sağlıktan eğitime her alanda halkın isteklerini sahiplenmek; onların tepkilerinin birleşmesi için çalışmaya daha bir ciddiyetle sarılmak ve olup bitene her çelişkiyi değerlendirecek bir gözle bakmak önem kazanmaktadır. Bugün gazetemizde yer alan dört haber bile bunun önemini göstermektedir.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.