GÖZLEMEVİ

GÖZLEMEVİ

  • Annamaria Pompei’nin resmini yapacak mı?


    Centro Sperimentale Teatrale’in davetlisi olarak Napoli’de biri “Tiyatroda Eleştiri”, diğeri “Günümüz Dünya Tiyatrosu” konularında iki panele katılıp, bir de tiyatro sanatında kültürlerarasılık, kültürler etkisinde oyunculuk üzerine düzenlenen sempozyumda hazır bulunduktan sonra, kürkçü dükkanına döndüm. Döndüm dönmesine de, sıra yazmaya gelince, izlenimleri gidişte karşılaştığım ilginç bir olayla başlatmayı düşündüm.
    Efendim, amanın siz siz olun İstanbul Atatürk Havalimanında hastalanmayın. Daha doğrusu ve anlatımın en kestirmesi, sakın tansiyonunuzu falan ölçtürtmeye kalkışmayın. Çünkü İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde sağlık hizmetleri (Sağlık Bakanı Recep Akdağ ne der bilemem ama) 2006 yılının Eylül ayından itibaren PortClinic markası tarafından “bedeli mukabili” verilmekteymiş. “PortClinic”, Tezmed Sağlık-Gıda-Turizm ve Eğitim Ltd. Şti’nin bir kuruluşu. Bir tansiyon ölçme, tam seksen bir Türk Lirası. Ödüyorsunuz, karşılığında perakende satış fişi, fatura falan değil, uyduruk bir makbuz veriyorlar.
    Anlayacağınız benim seyahat böyle sinir bozucu bir olayla başladı. Yani, uluslararası üne sahip İstanbul Atatürk Havalimanı’nda kalp krizi geçirseniz cebinizden cüzdanı çıkartamadığınız sürece kimse dönüp bakmayacak. Vay benim köse sakalım!
    Neyse!
    Roma’ya, oradan da trenle Napoli’ye vasıl olduk. Bendeniz, Cavara Frediano Caddesi üzerindeki Teatro Totò’nun 636 kişilik salonunun neredeyse yarısını doldurmuş Napolili tiyatroseverin karşısında olamazcasına terlerken; eski lavların oluşturduğu yüksek ve eğimli bir alan üzerinde yer alan antik kentin doğu köşesindeki amfi tiyatroda turistler yorgunluk çıkarıyor; din, ekonomi ve kent yönetiminin merkezi olan, iki katlı kolonadla çevrili, dikdörtgen planlı geniş Forum Meydanı’nda rehberlerini dinliyorlardı, biliyordum.
    Yıl, İsa’dan çoook önce taaa 79’dur. Günlerden 24 Ağustos. 1300 metrelik koca Vezüv şanına yakışır biçimde patlıyor. Ama ne patlama, öyle böyle anlatılır gibi değil. Bir buçuk kilometrelik krater lav akıtıyor. Daha sonra ateş topları atmaya başlıyor Vezüv. İkinci gün patlama kesiliyor, kesiliyor ama Napoli’nin burnunun ucundaki Pompei on iki metreyi bulan püskürtü örtüsü altında kalıyor. İşte Pompei’nin sonu…
    “Pompei’nin sonu” deyip geçmem ben, bilirsiniz.
    Geçmiyorum.
    1860’lı yıllara dek müzelik mücevherler, hazineler arayan bilginlere inat, volkanik küllerin içinde kalıp sonradan dağılan insan vücutlarının bıraktığı boşluklara çimento dökerek kalıp çıkarma tekniğini geliştiren arkeolog Giuseppe Florelli’yi anmadan edemiyorum. Pompeililerin Florelli sayesinde “kalıp kalıp” dünyaya dönmelerini için için kutluyorum. İnsan kalıplarının yüzleri acılı… Yüzümü onlarınki gibi buruşturuyorum. Bu hareketi yaparken zorlanmıyorum, çünkü belim içime acı salgılatmakta.
    Bir gün sonra, dostlarım Filippo ve Tereza Giudice’nin Sala Consilina’da oturan on beş yaşındaki yetenekli ressam torunu Annamaria Casale ile tanışıyorum. Pompei ile ilgili söyleşiyoruz. “Dünün düşü, Pompei’de bugünün gerçeği olmuş. İşte iki bin küsur yıl önceki insan… Şunun şurası senin evinden 25 kilometre uzaklıkta, git gör Pompei’yi,” diyorum. Dikkatle dinliyor. Bir ay önce bir otomobilin altında kaldım ya, belim hâlâ ağrıyor. Bir kenara öylecesine uzanmak istiyorum, beni yatağına yatırıyor, kendisi de ayakucuma ilişiyor. “O, resim yapıyor, iki bin seksen sekiz yıl önceki insana dokunabilir,” diye düşünüyorum. Oysa bana 18. yüzyıldan kalma Santa Maria Della Misericordia manastırını gezdirirken: “Senin resmini yapabilirim,” diyor. “Boş ver beni,” diyorum. Sırtüstü yere uzanmış, yüzü de koyun gibi anlamsızlaşmış; sol kolundan güç alarak acısını dizginlemek istercesine, dünyada kalmak çabası içinde uğraş veren o insana can verebilir Annamaria. Düşündüklerimi olduğunca söylüyorum, gözleri parlıyor, gülümsüyor.
    “Boş ver lirik, coşkun, kah karikatürsel olacak kadar eğrilip bükülmüş formlar yaratmayı. Ertele biraz ‘egosantrik (benmerkezci)’ çalışmalarını. Mutlaka yap hemşerilerinin resmini,” diyorum Annamaria’ya. Bu resmi yaparken formu biçim güzelliğini korumamalı ve tablolarının renkleri ile çizgileri arasında göze uygun gelecek bir denklik, bir düzen olmamalı. “Senin Pompei resimlerin kıvrak, sinirli, biçimleri tırmalayan, biçimleri sanki anatomi masasında bir bir deşen çizgilerden oluşmalı,” diye mırıldanıyorum, anlamıyor ya da anlamazlıktan geliyor.
    Ama doğrusu bu! O resimde özgür insanlar, köleler, gladyatörler, küçük işadamları, soylular, soytarılar görkemli Roma dünyasından günümüz insanına el sallamalı.
    Öyle diyorum.
    Annamaria resmi yapacak mı, bilemiyorum.
    Bekliyorum.
    ÜSTÜN AKMEN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.