göçük mehmet

göçük mehmet

  • Büyük şair Nazım Hikmet’i ölümünün kırk altıncı yılında anmak vesilesiyle bir program icra edildi.


    Büyük şair Nazım Hikmet’i ölümünün kırk altıncı yılında anmak vesilesiyle bir program icra edildi. Ben de bu büyük şairin hiçbir vakit hatıratlardan silinemeyeceğini ispatlamak gayesi güden bu programlara katılmak için mümkün olduğunca hazır kıta bekledim. En nihayetinde, basın mensuplarına ve yoldan geçen ahaliye kulak aşinalığı sağlayacak bir buluşma tasarlayıp, fiiliyata geçen “sevdalılar”a monte olarak valilik binası önündeki yeşil alanda heyecanın katmerlisini yaşadım. Bir-iki gencin şiir okuduğu programda, aklımda kaldığınca dizeler mırıldandım. En doğru düzgün mırıldandığım dize de şu oldu:
    “... Bursa’da havlucu Recebe / Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman / fakir köylü Hatçe kadına / ırgat Süleyman’a düşman / sana düşman, bana düşman / düşünen insana düşman / vatan ki bu insanların evidir / sevgilim, onlar vatana düşman”
    Şiirler okunup, tasarlanan buluşma sayesinde büyük şair bir kere daha yadedilirken, etrafta bazı çatlak sesler peydahlandı. Ne olup olmayacağına dair tam teşekküllü bir fikir beyan edemeden dağılıp, herkesin kendi yoluna gittiği zamanlamada pataküt bir olay cereyan etti. Tam da yaya geçidinde; önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakarak karşıdan karşıya geçeceğim esnada, sağ tarafımda cereyan eden olay, dakikasında olup bitti. Meğer, anma esnasında çatlak sesleri peydahlıyan yedi-sekiz genç, kendilerince güya ileri safhada bir saldırı gerçekleştirerek “düşünen insana düşman” bir tavır sergilemeye kalkışmışlardı. Tabii ki ne olmuştu? Bu gençler, derslerini alıp, ufak ufak olay mahallinden uzaklaşmışlardı.
    Daha sonra duydum ki, bu gençler; saldırmaya kalkıştıkları “sevdalılar”dan özür dilemeye kalkışmışlardı. Hem de, olayın karakola intikal etmesi neticesinde, kolluk güçlerinin gözleri önünde “sevdalılar”ın elini öpecek derecede.
    Bu olay gözümün önünde bazı şeyleri film şeridi gibi canlandırdı. 1980 yılı evveli, buna benzer bir olay vukuu bulduğunda, iş bu raddede kalmaz, icabında kan gövdeyi getirirdi. En basitinden; karakolluk olunsa bile, tezat iki taraf, bırak özür dilemeyi, hırsından tepesinden duman çıkarır, burnundan körük salardı.
    Şimdilerde, bu olay neticesinde de gördüm ki; “düşünen insana düşman” cenahtan hareket kabiliyeti geliştirmek isteyenlerin manevraları o kadar kuvvetli değil. Hemencecik yelkenleri indiriveriyorlar. Bu da bizim cenahtan gelişen hareketin, her vakit doğruyu temsil ettiği hakikatine dayanıyor muhakkak.
    Ha! Bir de dikkate şayan bir durum var ki; aynı günlerde Ankara’da da bazı olaylar cereyan etmiş ve kolluk güçlerinin açık açık “düşünen insana düşman” cenahla yan yana olması neticesinde, hakikat saptırılmak istenmiştir. Bu da göstermiştir ki; “çürüyen diş, dökülen et” orda başka, burda başka. Yani “sepilip gelişen hayatın düşmanı” bir acaip mahlukat!
    Fahri Bozbaş
    www.evrensel.net