JÎN Û JİN

JÎN Û JİN

  • Bu memleketi yönetenler şiddeti seviyor. Kürt sorununun demokratik çözümünden kaçınış, on binlerce gencin canına mal oldu; tüm ülke bir şiddet sarmalı içinde. Çözümden söz edilirken barış savunucuları gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.


    Bu memleketi yönetenler şiddeti seviyor. Kürt sorununun demokratik çözümünden kaçınış, on binlerce gencin canına mal oldu; tüm ülke bir şiddet sarmalı içinde. Çözümden söz edilirken barış savunucuları gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.
    Şiddetle barışık olmak istiyor yöneticiler. Bu barışıklık, ne yazık ki bu ülke insanlarına da, bu ülkeye de pahalıya mal oluyor.
    İşte son örneklerinden biri:
    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), aile içi şiddet konusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti aleyhine açılan ilk davayı sonuçlandırarak, Türkiye’yi mahkum etti.
    Nahide Opuz, 1995’te evlenmiş ve üç çocuk sahibi. Ancak eşi, Nahide’ye deyim yerindeyse yapmadığını bırakmıyor. Dayak, bıçaklı saldırı ve birkaç kez de araçla ezme girişimi…
    Darp, ağır yaralama ve cinayete teşebbüsten hakkında dava açılan eş H.O, “kanıt yetersizliği” gerekçesiyle yaptırımla karşılaşmamış. İki kez de gözaltına alınmış, ancak her seferinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış.
    Hem kolluğa, hem yargılama organlarına hakim olan “aile içindedir, olabilir” mantığının nasıl işlediğini tahmin etmek zor değil… Bir televizyon kanalının görüşlerine başvurduğu sokaktaki bazı erkek vatandaşlar da, AİHM kararını şiddetle kınıyordu; aile içi sorunlarına bu şekilde müdahale ettiği için…
    Nahide Opuz, AİHM’e başvurusuyla, şiddet gören bütün kadınların önünde bir yol açmış oluyor. Nahide Opuz, devletin kendisini eşi H.O’nun şiddetinden korumadığı gerekçesiyle AİHM’e 2002’de başvurmuştu. AİHM’in kararı oldukça gecikmiş bir karar, ama önemli. Bundan sonraki başvurularda daha çabuk sonuç alınması mümkün.
    AİHM, Türkiye’nin, eşinden şiddet gören bir kadını, savcılığa başvurduğu halde, koruyamayarak ayrımcılık yaptığına hükmetti. Karara göre Nahide Opuz’a 36 bin 500 avro ödenmesi gerekiyor.
    Şimdi savcıların, hakimlerin, kolluğun, merkezi yönetimin ve belediyelerin kendi icraatlarını bir kez daha gözden geçirmesi lazım. Kadınların şiddete karşı korunması uluslararası sözleşmelerin bir gereği ve bu sözleşmeler yasa kuvvetinde. Kadınların şiddete karşı korunması, sadece şiddeti cezalandıran yasa maddelerinin konulması ile gerçekleştirilemez. Uygulamanın yasa ve sözleşmelerin ruhuna uygun olması gerekir. Uygulayıcı kolluk ve yargılama organlarının kadını şiddete karşı gerçekten korumak için aktif bir çaba içinde olması gerekir.
    Merkezi yönetimin ve belediyelerin kadınları şiddete karşı koruyacak mekanizmaları kurması ve bunların uygulanabilir olması gerek. Yani, şiddete uğrayan kadınların kolayca ve külfetsiz ulaşacağı sığınma evlerinin, destek kurumlarının olması gerekir.
    Nahide Opuz’a AİHM kararı ile ödenecek 36 bin 500 avro pahalı bir fatura. Bu pahalı faturayı ne yazık ki, vergileriyle yurttaşlar ödeyecek.
    Bu noktada, Bergama köylülerinin kendilerine ödenen tazminatın, şahsi sorumluluğu olan görevlilere rücu davasını açmaları hatırlanmalı. Bergama köylüleri, Hazine’nin yapması gerekeni, devlet yapmadığı için kendileri yapmış ve Hazine’yi kişisel kusurları ile tazminat ödenmesine neden olacak hareketleri sonucu zarara uğratan kamu görevlileri aleyhine rücu davası açmışlardı.
    Nahide Opuz’a AİHM kararı ile ödenecek 36 bin 500 avro pahalı bir fatura. Ancak daha da pahalı olan; bu şiddet nedeniyle kadınların yüzbinlercesinin hayata küskünlüğü, toplumsal yaşama katılımının sınırlanması, birçok kez de bu dünyaya zamansız veda edişi, ettirilişinin faturası…
    Yıldız İmrek Koluaçık
    www.evrensel.net